1- Kehf Gazeli
yanında olsaydım güneşi görecektim
güneşi görecektim, ışığı yüzüme vuracaktı
ışığı yüzüme vuracaktı, rahatsız olmayacaktım
sabah vakti bir havaalanı yolunda
yeni uyanmış bir kadın gibi güzel olacaktı şehir
rüzgar yalnız kalacak, çiçekleri okşayacaktı
üç dakikayla üç yüz yıl aynı olacaktı
kavramları bir lugata koyup atacaktık
içlerini dışlarını her şeylerini
ki uyku yorumun değil rüyanın kentidir
çölden sonra aşkın ve denizden sonra yalnızlığın ikinci kentidir
uzunca bir mağaraydı, karanlık
bir mağara, iki yarasa kanadı
seslerden ve derin kabuslardan bir kubbe
göğsümü yerinden çıkaracak bir kubbe
el değmemiş bir kalp/ kapıları perdeli, yeri belirsiz
yeri yüksek ve ormanlık
belki metafizik ile kent arasında bir eşik
uzunca bir mağaraydı
üç yüz yıl üç yüz yıl gibiydi tam tamına
güneş perdelerden girmedi içeriye
üç yüz yıl girmedi
yanında olsaydım eğer güneşi görecektim
güneşi görecekti, ışığı yüzüme vuracaktı
ışığı yüzüme vuracaktı, rahatsız olmayacaktım
üç yüz yıl, el değmemiş bir kalp, uzunca bir mağara
ne rivayet duyduysan unut
kendi bile bilmez uyuyanın, uyuduğunu
üç yüz yıl, eksik ışık
çok toz, çok küf, çok karanlık
az gece, az gündüz, az şarkı
ne burun ne göz
bir kulak seyahati
ki mağara uykudur
ve uyku bir kan koşusudur
elmasta ve tuzda yanan kanın
tende ayna olan ve toprakta cam
mermerde boya olan ve dimağda gam
yaprakta ılıyan ve dağda ısınan
yağmurda yayılan ve yatakta çoğalan
gözde aşk, bilekte hüzün ve şakakta kavga
kanın koşusudur uyku
ve kan çoğul değildir
çoktur çoğul değildir
kan en güçlü mürekkebidir insanın
derin yazgılar için mürekkebi
uykunun yazgısı için, uzayan koşunun
yüzüne rüzgar çarpan ve kulağına caz
eşikler geçilen sütunlar yıkılan
ayaklar ve zihin/ kalp ve dudak yoran
yoran bir amaca yoran
bir koşunun yazgısı için mürekkep
üç yüz yıl oldu uyuyalı
üç yüz yıl, ışıksız üç asır
atlar, kentler, insanlar, nesiller
algılar, sözlükler, diller, bağırmalar, küfürler
dinler, dualar, sahiller, paralar
her şey değişti dışarda
yüzümde uyanmanın kırmızı yeşil izleri
kanım işletiyor yazgısını/ üç yüz yıl oldu, uyandım
güneşi görmeye
güneşi görmeye, ışığından rahatsız olmamaya
gördüğü gibi tanımaya güneşi, anlamaya
bilmeye seni
2- Tur Gazeli
yıldızların batışında
yeni bir güneş gördüm, yeni
ışığı iki ucu sivri bir mızrak gibiydi
içimi doldurdu, içimi
içimi doldurdu, güzel kıldı gözlerimi
içimi doldurdu, uzattı gündüzümü
uzattı gündüzümü, ısıttı nefesimi
İstanbul, kandan bir hareketlilikte uyanıyordu uzun sürmüş soğuktan
içim hızdan bir hareketlilikte uyanıyordu
bahar ki şiddeti yürümelerimde yayıldı kente
içim bir lale tarlası gibi dalgalanıyordu
ki nereden kaynağı bunca lalenin
hızla akan uzunca kalan koku nereden
ve nereden özlemin sarılması bana bir müjdeci gibi
öylesine hızlı doldu içim güneşle
yıldızların batışında, duanın artışında
yıldızların batışında, bir şarkı sırasında
yıldızların batışında, ışığın yeniden taksiminde
yeni bir güneş, mehtabı gül yaprakları bile
sonra ışık arttı, beni artırdı
görmediğim yerlerimi gösterdi
ışık kadim bir aynaydı
ışık arttı, durmasın artsın istedim
her gün tekrar arttı, şaşırdım, durmasın istedim
ışık arttı, çoğaldım
kollarım kuvvet buldu, sağlamlaştı omuzlarım
sakallarım gürleşti, bıyıklarım
kocaman görür oldum gördüğümü hem
kendine kendini anlatan bir masal olduğumu anladım sonrası
ışıkla anlattım hep devamımı
ışık şehrazat oldu, anladım sonrası
gündüzlerin izafi olduğunu, ışığın ağırlıksız olacak kadar esnek
hareketin ve başlangıcın aramakta olduğunu
anladım sonrası
bir dağın ardındaydım, eteklerinde yürümedeydim
yaban hayvanlarını gölgemde biriktirmedeydim
uzun avlarda değişmekteydim
uzun avlarda, kıyı yüzüşlerinde
ırmaklarda boğulmalarda, açık havada uyumalarda
deniz tutuşuyordu, zamanım boşun
hatalarım artıyordu, hatalarım bildiğim
ellerim kararıyordu, büyüyordu bileklerim
boynumdan bir sızı yükseliyordu, bir sızı çenemi aşan
başımda kalıcı ağrılar bırakıyordu, kırık kemikler
gözlerimde duman haline gelen kan
bir sızı, durdum dayanmaya
on gece çıktım, eteklerini yurt edindiğim dağın başına
on gece yıldızlar batsın diye bekledim
on gece, bir masal bulayım diye
hayal meyaldi, hatırladığım ne olduğunu yıldızlardan sonra
on gece, on ışık biriktirdim, zerre kadar ve gözün içinde güneş
on gece, on ışık, gözlerini bileklerini artıran içtikçe
on gecenin sonunda on güneş şiddetinde gördüm yeni güneş
mehtap oldum ışığa
her yaprak, her zerre toprak, her kerpiç tuğla
her gölge, her yaban hayvanı, her orman
her sütun, her eşik, her boğaz
her sızı, her boyun, her çene
aydınlanıyordu, aynı anda
satır satır çizilmiş bir güneşin ışığında
ve insan bir masal buldu
inanmaya
3- Asr Gazeli
asra yemin olsun ki insan ziyandadır
yolda ve otururken, yürürken ve koşarken
bağırırken ve susarken, ısınırken ve üşürken
blues, caz ve türkü dinlerken
saatine bakarken, saati sorarken
dergiler okurken, kitaplar okurken, gazeteler okurken
şiir ve piyes okurken
sahnede ve sahnede ziyandadır
öğrenirken, edebiyat ve felsefe öğrenirken
siyaset ve ticaret öğrenirken
matematik ve fizik öğrenirken
asra yemin olsun ki insan ziyandadır
kendini ağaçlara bağlar, zincirleri kalınca
dilini unutur, başka diller hatırlar
gözlerini kör eder, kulaklarını tıkar
burnunu kırar, sargılarla kaplar bedenini
piramitler örter üstüne daimi
ayakları batar çamurun içine
bekler tekrar kendini
ki ziyandadır
ta ki bulana değin
koşup koşup bulana değin
uzak köşelerde, el değmemiş köşelerde
suyun ışığın inmediği ve dağın ateşin beslendiği yerinde
endişeli seslerle bağıra bağıra bulana değin
sancılı uykularda delikli kısa uykularda
ağır gözlerde, kabuslu ve evhamlı uykularda
sayıklamalı ve bir ağaç gibi sarılmalı uykularda
elmanın ve üzümün ötesinde bulana değin
saatlerin tiktakını saya saya/ içinin tiktaklarını saya saya
içimin ölümlerini saya saya
hüznün ve hayalin kasidelerini yaza yaza
her kavramın çehresini çize çize bulana değin ta ki
hayır içinde geçmiş ve gelecek görülen kadehi değil
içinde geçmiş ve gelecek bulanan kadehi
içinde sönmeyen ışıklar, sonsuz fotoğraflar, beden için kuvvet
burun için anı, göz için koku, yüz için ferahlatan ısı
içinde elmanın ve üzümün ötesinde güçlü bir ağaç kök salan bir kadehi
seni
4- Bakara Gazeli
taş nehirdir
ve nehrin iskeleti taş
ve nehir ki yükseltilerden akan, düşeltilere
dehşetli ve alev almaktaki deniz kenarlarına
bir geminin içinde kurulmuş yeni dünyaya
unutmaya ve hatırlamaya
hatırlamaya ama farklı hatırlamaya
yeniyi hatırlamaya, asıl olanı, en kadimi
suyun çıktığı taşı, dağ zirvesini
üstünde biriken ceylan, nilüfer gölgesini hatırlamak
ve unutmak akan kanı, taşın şiddetinden
günahın siyahlaştırdığı aydınlığı unutmak
uzun bakışları aşağıyı görmeyen, yukarıyı görmeyen araf yerlerinden
ve yürümeleri dehşetli titreşimlerin haşyeti ile unutmak
toprağı ve çimen
aşıkları ve savaşları ve köyleri
kılıcı, neyi ve balıkçıl gagasını
bataklığı, kumu ve yosunu
karıştırmak suyuna önden, bakir kılmak toprağı yeniden
taş nehirdir
ve nehrin iskeleti taş
içine güneş girmez odalardı bulunduğum hep
güneş girmez, ateş girmez, ışık girmez
ısı girmez, ev girmez, hayal girmez
nefes girmez, ses girmez ve deniz girmez odalardı
pencereleri kör olmuş camlarla ebedi kapatılmış odalardı hem
köşelerinde başım dizlerimde beklediğim
tırnaklarım duvarlarda beklediğim
ellerim başımda beklediğim
kalbim tabanda beklediğim
parkeyle ve mermerle çatlayarak beklediğim
en kalıcı ellerimden
tek bir şarkı söylenesem yankılanacak
sustuğum sustuğum odalardı bulunduğum
ki vian haklıdır, odaya insan şekil verir
ve haktır insan şeklini alır odanın gücü yoksa şekil vermeye
şeklini aldım aynasız odaların, şenliksiz
en derin bir kararmaydı kaçan kırlangıç şekilleri çizerek direndiğim
kırılmasıydı yürüme isteğinin
sana doğru yürüme isteğinin
çavdar tarlaları bulduğum çavdar tarlaları
rüzgarda dalgalanan başaklardı hep
bir eğilme değil dans hareketleri
güneş hep aynı yerinde beklerken üzerlerinde
bir karpuz serinliğinde, bir geyik tozunda, bir orman girişinde
genişledi, genişledi kalbim
akan kanım oldu, nehirler yapan bir taşın içinden
akan kanım oldu, ancak
içinde ölünün ve dirinin yıkanacağı medeniyet nehirleri inşa etmeye
ve iki elin birbirine ulaşacağı ince aşk nehirleri
ve şelalelerin artacağı caz nehirleri
ve güneşin vuracağı sabit şair nehirleri inşa etmeye
bir eser çıkarmaya kendimden ve
iyi yaşanmış bir hayat yaşamaya
sonunu elinde asası bir isa gibi gidebilmeye
akan kanım oldu kanına
sen oldun kanıma giren yine de
kanıma giren, en içime
gözlerimde, boynumda, ellerimde, ayaklarımda, sırtımda, omuzlarımda
hep beliren sen oldun, hissettiğim
yenileyen beni sen oldun, benle yıkayan
şimdi ben çarmıhta göğe bakan
çarmıhta kendine bakan
ellerini arayan, arayıp bulamayan
uzamış sakallarını sivrice hisseden
bir milyon mızrağın kenarlarından akmasını seyreden
bir milyon mızrağın boşluğunda beliren
ölen, beliren/ bir isa gibi bekliyorum
hep seni bekliyorum/ taş nehirdir
ve el kadın
5- İncir Gazeli
incir, el değmemiş bir nardır
ve nar göz değmemiş göz
incirin içinde gece bin taneyle vardır
karanlığın içine saçılmış bin beyaz tane
ve nar kırmızı bir gecedir
uzanırken ben, çimler ensemde
senin incirin bir gök olayı
anlık bir parlama, yıldız curcunası
ve açıldıkça bin farklı ışık aynı noktada
ayırt edilebilen insan gözüyle
ayakların bir çiçek tırpanı
oprağı kokuya ve berekete dolduran
bileklerin asma köprüler
iki ırmak arasında
bacakların senin ayakta durmana ve benim ayakta durmama
senin çekingence, zarif, bir sarılmayı büyütür gibi ayakta durmana
benim tek başına bir horoz gibi ayakta durmama
incelen kalınlaşan uzayan sütunlar
içimde inşa ettiğim yeniden
belin bir duman halkası
duman şarabın dumanı
etrafta görüntüler
kaçamak bir bakışından, bir ceylan kaçışından
bir halıda izinden, aynada kalan yüzünden
karnın bir uyku tarlası
çıktığında derinine doğru göğüslerinin
ve öpücükler ektiğim bir yer
gözü kapalı başı dönen öpücükler
göğüslerin bir denizin başladığı nokta
baştan ayağa çiçeğe ve kokuya kesmiş bir denizin
ateşe ve süte kesmiş
kalbinin kaynadığı altında
omuzların benim zamandan su damıttığım
sudan kuşlar damıttığım
kuşlardan kirpikler damıttığım
kirpiklerden saç damıttığım
saçtan çiçek damıttığım
ki saçlar, yağmur spiralleri
baştan ayağa ışık kesmiş bir hal bu halin
karanlıkta bir incirsin
bir incir, el değmemiş bir nar
kırmızıya kesmiş bir gece
zihnimde berketilen duran
uzak yıllar hatrına
gözlerim her geçen gün daha da parlayacak
içlerinde koridorlar gibi olacak ışıklar
açılacak incirin
açılacak her gün yeniye
bitmemecesine açılacak
ışık tohumları kök salacak
sağımdan yükselen bir titreşimde
binlerce tanesinde binlerce ayna bulacağım ben
insan ki doğru aynada yüksek, yanlış aynada hallaç
senin aynandan bakacağım kendime
derin güzel aynandan
yağmurda araba süren bir at, mesafeye varacak sonunda
varacağım serin sıcak akşamına
6- Zeytin Gazeli
en kesin siyahtır, siyahı zeytinin
ki ben zaman zaman zeytin keserek uyanırım güne
sokaklarda üç yüz yıllık ağaçlarla
yürürüm rutin yollarımı
dansla ve kıvrak gürültüyle
limanda balıkla ve asfaltta deniz aynasıyla
uzar sokaklarım gölgeye ve ağaca
ellerim yüzüm esmerleşir saf ekmeklere
kuşlarım, çiçeklerim toplanır bir yerde
uyanıp uyanıp baktığım
sabaha kadar izlediğim
zeytinin ardında güzelleşen güneşle birlikte
uyanırım güne/ ki siyah çoğuldur renk halinde
anlamlar halinde sütunlar eşikler halinde
iki elinle sen açarsın siyahı diğer renklere
maviyle başlarız birlikte
şefkati berkiten umudu geliştiren
göğe filmlerden alınma bir bakışla baktıran
pencerenin önüne bırakılan çiçeği hatırlatan
yere çöp attırmayan, hayvan kovdurmayan
dilenci çocuğa yemek ısmarlatan, minibüste yer verdiren
yaşamayı ayıran var olmaktan, yahut var olmayı yaşamaktan
zaman zaman hızlı
bazı bazı yayılan
sık sık çağlayan
kırmızıya geçeriz ardından
ve buz kesmiş bir yeşile
ki içimiz hafif bir rüzgarda temizlenir, tutkuyla yanar
boş karnımızda kalbimiz gelişir, genişler
hiç bir şey bilmemeye açılan bir gece gibi genişler
bağırırız, şarkı söyleriz, birlikte uzanırız
renkler belli olmaz, kapanır
biz biliriz denizin mavisini, gülün kırmızısını
sarmaş dolaş hissederiz
sarıya çalar nihayet siyah
iki yönlü iki mızrak birbirine doğru erir
iki yönlü iki mızrak, rüzgarından arınır
bir minibüs kente dağılır sanki toz halinde
iki mızrak, iki sütun oluverir
başın omzumdadır, iki sütun oluverir
yahut bir duman halkası daha
ve siyaha geri döneriz en sonunda
ellerinle beraber siyaha
zeytin siyahına
gözün siyahına
yeni bir tanımlama aydınlığa
7- Leyl vü Şems Gazeli
neyi örter gece
isa eliyle kusurları, yüzüne vurulan tokadı
insanın mahremini, niyetini, fikrini
insanın her halini
çiçeğin büyümesini, ormanın hareketini
dünyanın dönüşlerini, zamanın dönüşlerini
başarısız salvoları örter belki
çünkü çaresizliktir gece, bilmemeye
uyanıkken baş ağrısıdır, ve ölüme emanet etmektir kendini uyurken
bir duaya duyulan güvendir hem de
hepsinden önce karıncaların, arıların işini gizler gece
kovanlarla, yuvalarla uyanırlar yeni sabaha
ki bu bir salvodur uzayan karanlığın bağrına
insan ki görüldüğünce vardır, vardığınca
ve ışıktır var eden insanı
bir ışık ki dışarıya doğru giden insandan
bağrından uzak güneşe doğru bir çağrı halinde
bir varlık çağrısı halinde
bilek ağrılarını, bağ ağrılarını, kas ağrılarını dindirmeye
güven ağrılarını, iman ağrılarını dindirmeye bir ışıktır var eden
bir kemikten veya bir balıktan var eden insanı
ve ben seni işlerim geceye, seni
baştan ayağa seni yıkarım geceye
aydınlık bir yüz veririm, çamurundan
güzel omuzlar veririm terinden
altına asılı bir beden veririm soluğundan
seni yıkarım geceye
bir karınca yürür, bir gül büyür
her sabaha, her güneşe
karanlığa vurulmuş bir salvoyla ortaya çıkarım ben
sen ki, sönmeyen ateş uyanmaya
8- Fecr Gazeli
çifte ve teke andolsun
günü doğuran saate
mermerden ırmaklarla akan şehre, kadına
çamura andolsun, ve sese
dalgaya andolsun, ince yayılan su üstünde
insana andolsun, aynalarda çoğalan insana
andolsun ki kalbim basit bir ışık atlasıdır, sana ve bin ışığına
tutuşan denizine ve ısınan toprağına
ılınan yaprağına ve çoğalan dağına
incirine ve zeytinine, gecene ve güneşine
beni yatırdığın uykuya, beklediğim yıllara
gelen güneşinin şiddetine
gözlerimin rahatsız olmamasına
bir ışık atlasıdır kalbim
ışık eşiklerini kaldırmıştır, çizgileri ve adları
sana dönmmüştür, sana
doğudan ve batıdan
üç dinin kutsalından
ölünecek ve doğulan yerden
sana dönmüştür sana
sende görür fecri
andolsun ona
ve selam olsun yegane kaynağına