Bugün kendimi çok daha iyi hissediyorum sayın x. Midemin hafif bulanışını saymazsam tabii; aklım zihnim kalbim emin ellerde sanki. Bunun sürekliliği konusunda son derece endişeliyim elbette. Zaten hayatımızda ne, ne kadar sürekli ki sayın x? Size aklıma gelen her harfle hitap etmeyeceğim bu mektubumda. Çünkü siz tek kişisiniz ve sizsiniz. Ve sizden daha başkaları da olsun istemezdim zaten. Anlamamışsınızdır. Açayım; ben sizi tek başınıza çözmekte öyle zorlanıyorum ki sayın x, size benzeyen birçok kişi olsaydı canım iyiden iyiye sıkılabilirdi. Yanlış anlamayın. Sizin kötü biri veya çekilmez biri olduğunuzu kast etmek değildi amacım. Sadece çok zor birisiniz sayın x. Yanii, bence nerde nasıl davranacağı, hangi adımı attıktan sonra bin pişman geri çekileceği belli olmayan siz'i anlamak gerçekten çok zor. -dur. Çünkü sizi kilometreler öteden anlamaya çalışıyorum ve bu tahminlerimin tamamı -adı üzerinde- tahminden ibaret. Tahmin dedim değil mi? Tahmin. Ah şu tahminlerim. Biraz da kendimi şikayet edeyim size, müsaade edin. Benimki de laf elbette edersiniz. Çünkü hayal alemimde siz dinlemeyi seviyorsunuz sayın x. Size saatlerce olmasa da uzun uzuun bir şeyler anlatıyorum ve gözlerinizin ışığı hiç sönmeden dinliyorsunuz beni. Birkaç düzeltme yapacağım; gözlerinizin ışığını görme konusunda sizi bir miktar aldattım, zira pek bakamıyorsunuz gözlerin içine. Ve tabii tekrar hatırlatayım, bunların hepsi hayal alemimde sayın x. Ne diyordum tahminlerim ve ben. Hesaplama yapmak, tahminlerde bulunmak konusunda kötü tecrübelerim oldu. Sonrasında kendime 'eh be, sana mı kaldı tahmin yapmak!' demişliğim de çok oldu. Pişman değilim demişliklerimden fakat, -çünkü hâlâ tahminlerde bulunuyorum- artık herhangi bir tahminime yüzdelik dilim vermiyorum. Ediyorum, ve bitiyor. Olmama ihtimalinin dehşet verici ışıklarla yanıp sönmesi durumu. Her neyse. Kendimden bahsedip susamadım yine, üzgünüm. Tahmin, ihtimaller demişken... -Çünkü zaten bu mektupların amacı da bu değil mi.- Yazdığım bu üçüncü mektubum. Hayalimde size bir şeyler anlatırkenki dinleyişinizle okuyor olabilirsiniz yazdıklarımı. Ya daa... Bir yığın kelimeye zihninizi yormak zor geliyor olabilir ve göz gezdirip masanızın üzerinde duran yeşil masa lambasının hemen arkasındaki bölüme hafifçe fırlatıyor olabilirsiniz mektubumu. Bir üçüncü ihtimal sizin bana ulaşmayan -umarım ulaşamayandır- mektuplarınız gibi ulaşmamıştır size hiçbiri. 'Siz bunlardan hangi ihtimalin olmasını isterdiniz?' deseydiniz eğer, mahcubiyetle başımı öne eğer hafif bir tebessüm eder ve bir müddet sonra kendime gelip boğazımı temizledikten sonra 'fark etmez' derdim. Çünkü artık sizin hangi ihtimali düşündüğümü sormanız benim için hiç fark etmez-dir sayın x. Tabii yine hayal alemimde. Mektubumda yaşadığım duygu değişimlerimi bir bilseniz. Ahh... Bir an hayalimdeki siz, öyle anlayışlı, öyle bana benzeyen geliyorsunuz ki... Kelimelerim hemmen şımarıp halay çekmeye başlıyorlar. Fakat... Birkaç cümle sonrasında, sizi gerçekten tanımıyor oluşumun verdiği yetkiye dayanarak inanılmaz kızıyorum size. Hayatımda en nefret ettiğim -zayıf karakterli- bir insan olma ihtimalini yapıştırıveriyorum size. Ve halay çeken kelimelerim bir bir evlerine dağılıyorlar. -Bağışlayın biraz üzerinize gelmiş olabilirim- Fakat ne olursa olsun, belki de sizi bir gün tam anlamıyla tanıyabilme imkanım hiç olmayacak. Bu canımı acıtır mı şimdilik bilmiyorum. Ama acıtmamasını umuyorum. -şu ara biraz duygusallık var üzerimde, mazur görün. halbuki yarım saat kadar önce kurtlu öldürmeli bir filmi yarım bırakmıştım- Ne diyordum. Sizi tanıyamama ihtimalinin benim için bir kayıp olmama ihtimalini de göz önünde bulundurarak duygusallığıma kapıyı gösterdim sayın x. Sahi duygusal mısınızdır? Eğer diğer iki mektubuma bir cevap gelmiş olsaydı, bu soruma da bir cevap verme ihtimalinize dayanarak kalemimi daha hızlı oynatabilirdim. Fakat öylesine yazılmış sorulardan biri bu da. Bir çoğu gibi. 'Soru işareti koymadım, neden koyayım. Soru işareti koyup da cevabını mı alabiliyoruz sanki.' demiştim bir ara. Size soru sormaya çekiniyor insan sayın x. Hayal alemimde size bir milyon soruyla adım atıyor ve bir milyon kadar cevapsız kalıyorum. Fakat tahmin edersiniz ki, soru sormak insan fıtratının en temel ihtiyacı. İşte tam da bu yetkiye dayanarak bir soruyla bitiriyorum mektubumu. Sahi sayın x, neden?