bir yarışmaydı - kazanamadım
Zihnin Sokaklarında
“Siz çok ters yürümüşsünüz.” dedi muhite hakim olduğunu anladığım beyefendi. “Burdan ya düz yürüyüp caddeye çıkacaksınız, ordan otobüse binebilirsiniz. Saatte bir geçiyor 7C. Ya da caddenin sonuna da doğru yürüyüp metro durağının ordan dolmuşa da binebilirsiniz”
Buraya zaten yine birinin yol tarifiyle geldim, bir saattir yürüyorum. Çok yorgunum ama adama yansıtmama gerek yok, teşekkür edip tekrar ters yöne yürüyorum işte. Neyse ki geç kalmak diye bir şey yok. Hiç beklenmediğim bir yere gitmeye çalışıyorum. Yine de yol zül gelmeye başladı. Ayaklarımın altı yanıyor. Rahmetli anneannem bunun genetik olduğunu söylerdi. Annem aynı fikirde. Annemle epeydir konuşmuyoruz. Sevgisizlikten değil. Peki neden, şimdi ben de hatırlamıyorum. Büyürken ben çok değiştim sanırım, nasıl oldu bilmiyorum ama yavaş yavaş mecburen iletişime geçen iki yabancıya dönüştük. Oysa annesinin yol gösterdiği bir genç kadın olmak isterdim şimdi. Filmlerdeki gibi; annemin bir nasihatiyle ruhumu hafifletebilmek ve tüm ikilemlerimde annemin rehberliğiyle karar verebilmek isterdim.
Neyse, caddeye bir şekilde çıktım, otobüsün gelmesine çok var…Sanırım biraz durakta oturup dinleneceğim. Oturaklar dolu, bir yerde de kedi oturuyor. Kedi daha yorgun olabilir, hep bir yerlere gidiyor onlar, sanki acil bir işleri varmış gibi sokak sokak geziyorlar. Bu halleri hep komiğime gitmiştir. Benim kedim pek aceleci ya da oyunbaz değildi gerçi. İçinde bir asilzade ruhu taşıyan, miskin kedim Lila. Gerçek hayat arkadaşımdı. Çok erken öldü. Acaba yaşasaydı yine de ben böyle yollara koyulur muydum diye düşünüyorum. Aldığım çoğu karar yalnızlıkla mücadele edemeyişimden mi?
Akılsız başımın cezasını çeken ayaklarım dinlensin diye burda uyuyan kediyi kaldıramam şimdi. En iyisi oturmadan metro durağına doğru yürüyeyim. Yoğun döner kokuları geliyor, umarım üstüme sinmez. Yorulduğum için tempomu düşürdüm, terli terli bir yere yetişmekten vazgeçiyorum. Yavaş yavaş yürürken de tüm insanları ister istemez inceliyorum. Önünden geçtiğim bu dükkandan ağır parfüm kokuları geliyor, bence içinde bu yüzden kimse yok. Soldaki bankta iki yaşlı dede sohbet ediyor. Nasıl bir hayatları oldu acaba? Bu kadar yaşamak zor gelmiş midir? Bana bu kadarı bile çok geliyor bazen. Kendimi yaşlı hayal edemiyorum. Bana doğru yürüyen kız grubu var, kesinlikle gündemlerinin önemsiz olduğuna eminim. Bence tek konuları aşık olduklarını sandıkları erkekler. Aptallar… Ben de aptalım gerçi. Hem de daha büyük bir aptal. Aşkın aptallığı gençken çekilir oluyor sonuçta. Akıllanmaya dair bir ümit oluyor insanın içinde. Ama benim gibi yolun yarısında bir kadın için hala dikiş tutturamamak, aptallığı açıklanamaz kılıyor. Ben aşık olduğumu ve aşık olunduğumu sandım kaç kez. Hep de hayal kurdum, hayallerimi yedi cihana da anlattım. Ve hayal kırıklarımı saymadan kaç kere devam edip yine, yine, yeniden; kaç kere kendimi rezil ettim? Şu anda da yine rezil etmeye mi gidiyorum kendimi?
Hayır hayır, panikliyorum; düşüncelerimi toplamam lazım. Terapide öğrendiğim gibi; etrafta olanları düşünmeye devam etmeliyim, kendi kuyuma düşmemem lazım… Evet metro durağına az kaldı, orda dolmuş bekleyeceğim. Döner kokuları geride kaldı, yanımdan beş sarı araç geçti. Ali’nin de sarı bir arabası vardı, satmasaydı keşke. O zamanlar evleneceğimiz için para lazım, o yüzden satıyor diye içten içe onunla gurur duymuştum. İşte beni oyalamayan, sonunda benimle aile kurmak isteyen, benden emin olan bir erkek. O aptal kızlardan değilmişim gibi hissettiğim ilk an. Ama evleneceğimiz için satmamıştı tabii arabayı... Ah bu her şeyi kendime bağlamam, basit her şeye bir anlam yüklemem. O parayla abisine iş kurdular. Neyse onun aile işleri beni ilgilendirmez. Kızmaya da gerek yok, olan oldu. Gerçi abisi o işi batırdı. Söyleyecek çok şeyim var beni ilgilendirmez diyip geçmek zorundayım. Biz evlenseydik en azından yuvamız kurulurdu ama... Beni il-gi-len-dir-mez! Ali benden fikir almadı ki, gerçi alsaydı ne olacaktı, hayır, abine verme bu parayı bana evlilik teklif et nasıl diyebilirdim?
-Pardon bu dolmuş Karanfil mahallesinden geçiyor mu? Tamam… Bir kişi alır mısınız?
Kalabalık dolmuşa zorla sığdım ama çok geçmeden en azından yer buldum, güzel. İnsan her şeye ne çabuk alışıyor, her yere Ali’yle ve arabasıyla gidince dolmuş hayatımdan çıkıp gitti sanmıştım. Şu an oturduğum yeri ise resmen benden önce bekleyen taliplerine fırsat vermeden kaptım. Bana “onu arama, yanına gitme, etme” diyenler oldu ama işte; Ali’nin de iyi yanları var. Bakkala bile arabayla götürürdü beni. Herkes sevgisini aynı şekilde gösterecek değil ya? Ne var yıldönümü kutlamak ona göre değilse? Hiçbir özel günü kutlamazdı ama birçok güzel huyu vardı. Beni çok merak ederdi mesela, korumacıydı bir kere. İnsan sevdiğini korumak ister. Şu an onun peşinde sokak sokak kaybolmam boşuna değil. Doğru olanı yapıyorum. Gerçek aşk için sonuna kadar gidiyorum. Tüm engellere rağmen vazgeçmedim. Gerçi, engeller ya bir işaretse?
Dua ederken hep Tanrı’m eğer doğru kişi o değilse bir işaret ver demiştim. Birçok işaret aldığımı inkar edemeyeceğim. Ama aynı Tanrı beni çok ama çok kusurlu yarattı. Kusurlu varlığım yüzünden kimse benim için doğru kişi olamaz. Beklentilerim yüksek ama başkasının da hiçbir beklentisini karşılamıyorum, zor ve yorucu bir insanım. İnsanların beni tanıması karşısında beklentilerinin yıkılması, kötü huylarım karşısında şaşkınlığı ve doğal olarak buna verdiği tepkiler… Bunlar işaret olarak değerlendirilmeli mi? Belki olması gerekendir ve benim değişmem gerektir diye düşünüyorum işte. Ali’nin son kavgamızdan sonra evi terk etmesi, telefonlarıma çıkmaması işaret midir? İşaret değil, ayrılan insanlar böyle yapar. Tamamen kesip atmamıştır belki, belki incinmiştir, aşk acısını yenmeye çalışıyordur sadece?
Ama barışmak için ona en sevdiği kitabın ilk basımını sahaf sahaf gezip binbir uğraşla bulduktan sonra, bu filmlere yaraşan jesti bir türlü bin engel yüzünden gerçekleştirememek.. İşaret olabilir mi? Kitabı bulduktan sonra satın alana kadar iki kere dolandırılmak, yeni evinin adresini güç bela bulmak; hadi buldum, adresi ararken kaybolup durmak. Yani ona ulaşamamak... İşte belki bu işarettir, çünkü filmlerde daha kolay oluyor. Hala “belki” dediğim için, az önce yolda gördüğüm kız grubuna dahil edebilirim kendimi. Çünkü o kadar aptal hissediyorum.Aklım susmuş, kalbimin egemenliğinde sürükleniyorum.
-Müsait bir yerde bırakabilir misiniz?
İşaretleri düşünmemem lazım artık, geldim işte, herhalde artık doğru muhitteyim. Neden aptal olduğumu düşündüm ki. Büyük bir jest ile hikayemizi yeniden yazıyorum. İleride belki çocuklarımıza anlatamayacağız, çünkü ayrılık utanç verici. Ama Ali, ben ve Tanrı bileceğiz ki bugün yepyeni bir geleceğe adım attık. Tanrı demişken, ben gerçekten inançlı bir insanımdır, son ana kadar da “bir işaret gönder” demeye devam edeceğim, yalnız Tanrı’m, lütfen anlayabileceğim bir işaret olsun. Hah, ezan da başladı, tam dua ederken bu iyiye işaret. Sevim Apartmanı… Bu sokak diyor ama burası sırf dükkan. Bir daha soracağım mecbur.
-Sevim Apartmanı nerede acaba?
Aman ne iyi, yine yürüyeceğim ama bu sefer uzak değil. Yürümek güzel şey aslında ama kafan boş olacak. Ya da kafanı boşaltmak için olacak, varacağın bir nokta olmadan. Babam çok yürürdü nur içinde yatsın, hatta yürümek için kendine sebep çıkarırdı, şimdi şimdi düşünüyorum, acaba kafası çok dolu olduğu için miydi? Babam son zamanlarda Ali’ye kızgındı. Belki bana da. Hep annemden duydum. “Kızımı oyalıyor, kısmetini kapatıyor” demiş Ali için. Bana da belki hep benimle evlenmek istemeyen insanları bulup onlara taktığım için kızgındı. Bana olan kızgınlığını belli etmedi. Ve bizi bekleyerek öldü. Ali’ye kızgın olmam için bir sebep daha. Ne kızgınlık ama, elimde onun için seçilmiş eşsiz hediyelerle saatlerdir İstanbul adımlıyorum. Aşk, gurur, onur, hayal kırıklığı nedir? Hepsi içimde ama içimle dışım niye böyle tutarsız? Ben kimim; içim mi beni ben yapan, dışımda göründüğüm kadar mı varım?
Kaçıncı zildi? Neyse kapı açık, bu da iyiye işaret… Asansöre mi bineyim, ter içindeyim, yürüyeyim mi? Yine kayboluyorum anlamsızca, ne fark eder! Daha fazla düşünmemem lazım, nefes alamıyorum. Terliyorum. Hızlıca kendimle sohbeti kesmek istiyorum, koşar adım çıktım merdivenlerden. İşte geldim; emin olarak geldim, kapısına geldim, beni görecek, sarılacağız ve her şey rayına oturacak. Hikayedeki tüm bilinmezlikler ve başka ihtimaller yok olacak, bugünden itibaren bir daha asla kaybolmayacağız ve kaybetmeyeceğiz. İşte çalışıyorum kapısını. Bugünden sonra hiçbir engelle karşılaşmayacağımıza inanarak…Tak,Tak.
-Merhaba, rahatsız etmiyorum umarım…
------------
"Kayıp - Kırmızı Kedi-Şubat-













