Şöyle yaşadığım/yaşamak zorunda kaldığım hayata bakıyorum da, ne kadar çok tetiklendirilmişim. Azmettirici en günahsız, tetiği çeken öldüren biri olarak kalmışım.
Kendiyle sorunu olan bir insanı ısrarla düzeltmeye çalışmış olmak geldiğim noktada koca bir mide bulantısı. Bir insan oturup hiç mi düşünmez ben ne yapıyorum da, ne kadar ileri gidiyorum da olay sürekli sarpa sarıyor. Ya da ben bunla ilgili kaliteli bir anlamda hayatımda, tavrımda, davranışım da ne değiştirebildim bu süreçte. Olaya sondan bakıldığında çaresizliğine yenik düşen birinin yanlış bir dışa vurumu her şey. Peki bu olayları yönetememiş olmak, suyun akışına bir damla da olsa yön verememiş olmak? Ya da yanan bir ateşe benzin dökmüş olmanın günahı?
Profesyönel bir destek ihtiyacı olduğu o kadar belli ki, bunu hiç hesaba katmadan avukat arıyordur kesin.
Bir sorunun nedeniyle ilgilenmeden sonucuna bakıyor olmak her zaman yapılandan farksız halının altına süpürme.
Artık daha eminim hiç sevmemiş beni. Hiç tanıyamamış. Neyi sevdiğimi beni neyin üzdüğünü, hassas noktamı sinir noktamı bilmemiş, bunlar bilmek/anlamak için çaba sarf etmemiş. Hep kendini dile getirmiş. Bu insan için en baştan beri bir şey yapamazmışım.
Bana en büyük hediyesi bir yaşgünümde benden ayrılıp mesaj atmasıydı, nasıl değerli bir hediyeymiş oysa.
Bensiz o çocuğa ne annelik ne babalık edebileceksin, çünkü eksikliğini görmeyen, kendini törpüleyemeyen insan, hiç bir şapkanın altında var olamaz.
Ruhumda açtığın delik keşke bir tokat ağırlığı gibi olsaydı.