ALBERT KİM?
Küçük ama büyük bir kıyı kasabasında, küçük ama büyük işletmemizden örneklere devam.
Bugün,iyi reklam ve etkili reklam nasıldır, yani daha doğrusu, iyi reklam etkili reklam mıdır, ya da etkili reklam iyi reklam mıdır ondan bahsetmek istedim.
Bunu yaparken de, yan örneklerin yanında, ana olarak iki örnekten yararlanacağım.Birisi Eti Tutku’nun Einsten reklamı, diğeri de Çaykur Didi’nin son bakkal reklamı.
İnternette sürekli dönen, fenomen olan dahiyane reklamlar var biliyorsunuz. Bir de televizyona her çıktığında kanal değiştirten reklamlar var. Bu sonuçlar tabii ki benim mikro araştırmalarım sonucu elde ettiğim izlenimler.
Bu reklamlardan ilki Eti Tutku reklamı. Buyurun izleyelim önce.
Eti reklamları bence müthiş, olağanüstü. Eti cin olsun, balık kraker olsun vs. Tutku reklamları ise bir harika. Hele şu son reklam. Bu reklam da odağına tutkunun akışkan kremasını koymuş, ve yine bir espriyle konuya değinmiş. Fakat bu reklamdan keyif alabilmek ve ana meseleyi anlayabilmek için insanların zihinlerine bir takım bilgiler yer alıyor olması lazım.
Birincisi, bu adamın Einstein olduğunu bilmek lazım.
İkincisi, Einstein’ın o meşhur fotoğrafını bilecek. Bilecek ki, bu tarihi fotoğrafa tutkunun akışkan kremasının sebebiyet verdiğini bilecek. Hahaha diyecek espriye gülecek. Bundan daha fazlası olamaz çünkü, dahilerin bisküvisi filan gibi bir konumlandırma peşinde koşuyor olabilir mi :)
Üçüncüsü, elinde tepsiyle gelen teyzemiz Albert dediğinde, Einstein’ın adının Albert olduğunu bilecek ki yapbozu tamamlayacak.
Efendim reklamlar hedef kitlelerine göre oluşturulabilirler, işte, herkese hitap etmek zorunda değildir, herkes anlamasa da olur, reklam sanat içindir vs. bunların hepsi kabulüm. Daha önce de söylediğim gibi, ben bayılıyorum bu reklama. Ama ne kadar etkili olur bilemiyorum. Burada tabi ki, nere göre kime göre etkili onu tartışmak gerekir. O nedenle de karışlaştırmak adına Didi reklamını seçtim. Önce bir izleyelim.
Şimdi bu reklamla, tüketicinin reklamı anlaması için önceden bilmesi gereken herhangi bir bilgi yok. Ama reklam aracılığıyla Didi tarafından tüketiciye aktarılan bilgiler var.
Şöyle ki, Still Drink dediğimiz meyveli ve aromalı içecekler pazarı vardır. Bu ürün gurubunun en büyük imtihanıysa gazlı içeceklerledir. Gazlı içeceklerle mücadele namına yapılan focus gruplarda elde edilen en etkili sonuçlardan biri ise şudur: Gazlı içecek tüketmeyen tüketicilerin en baştaki sebebi gazlı içeceklerin şişkinlik yapması, gaz yapması vs. Still Drink’lerin elindeki en büyük ve hatta tek silah bu. Çünkü gazlı içecek tercih etmek için daha fazla sebepleri var tüketicilerin. Sindirime iyi geliyor, yemeklerle iyi gidiyor, serinlik veriyor, insanın boğazını çok güzel yakıyor vs vs gibi.
Bu reklamda da bakınız ne deniyor: “ustacım ben gazlı guzlu şeyler içemiyorum, şişkinlik yapıyor.” İşte sihirli cümle. Gazlı içecek bile demiyor, gazlı guzlu şeyler diyor. Bu çaktırmadan güzel güzel dalga geçmektir. Belki tüketicilerin kafasında bir soru işareti de yaratmak istiyor. Harbiden şişkinlik yapıyor yauv dedirtmek istiyor belki. Belki yeni bir okazyon yaratmak gerekir mücadele edebilmek için. Ama şu imaj var ya, onu silmek çok zor.
Reklamda mekanın bakkal olmasına gelince, samimi bir ortam adına yapılmış bir hamle olabilir. Yoksa gerçeğe bakıldığında geleneksel kanala bu kadar geniş penetrasyon sağlamak o kadar kolay değil. Samimiyet trendinin yanında, tüketicilerin ulusal zincir marketlerden uzaklaşma trendini de yakalayan bir yaklaşım olabilir.
Sonra, reklamda tanıdık, samimi, soft bir kişi görüyoruz. Diyor ki gazlı içemiyorum, bunun en iyi alternatifi de ice tea’dir diyor. Ondan sonra bakkal tüketicilerin aklındaki soruyu soruyor, tamam ice tea, ama hangisi? Burada da meşhur teyzemiz içeri girip ne düşünüyorsun kardeşim diyor. İşte bu da call to action.
Şimdi bu Didi reklamı, itici olsa da, bütün doğru noktalara parmak basmış. Ve herkes anlayabilir. Yani mantıksal olarak baktığınızda cuk bir reklam. Ama ne kadar sevilir, ne kadar antipatiktir, ne kadar sempatiktir tartışılır. Aşağıdaki gibi bir olaya sebebiyet verebilir mi tartışılır.
Reklamın sempatik olması satışa ne kadar etki eder o da tartışılır. O başka
Mesela twix reklamı için eskidi, bir reklam yapmışlar döndürüp duruyorlar diyenler var. İkisini di yi, tirifini siç diye dalga geçenler var. Ama raf aralarında en Twix’in sol parçasını seviyorum abi, al sağı sen ye diyenler de var. Hem de çoğunlukta, hem de satın alma sürecinde aklına geliyor ve kullanıyor.
Hiç antipatiye uğramadan devam eden reklamlar da var. İnsanlar markette birbirlerine tüylü bamya diye seslenip gülebiliyorlar.
Ya da yine bir kesimin sevmediği albeni reklamı, al beni al al al beni al al diye dolaşıyor adam markette. Sütaaaaşşşkıııı diye şarkı söylüyor, nobir abi! Diye sesleniyor arkadaşına.
Bunları dediğim gibi satın alma sürecinde söyletebilmek kadar etkili ne olabilir?

















