Dorothy Parker
noise dept.
★
ojovivo
Sweet Seals For You, Always
taylor price
Noah Kahan

@theartofmadeline
hello vonnie
𓃗

blake kathryn
cherry valley forever
occasionally subtle
Not today Justin
Interview Vampire Daily
RMH

bliss lane

Jar Jar Binks Fan Club
"I'm Dorothy Gale from Kansas"
seen from Bangladesh
seen from Indonesia
seen from United States

seen from United States
seen from Malaysia
seen from United States

seen from Colombia
seen from Ecuador
seen from United States
seen from United States
seen from India

seen from France

seen from United States
seen from Singapore

seen from Brazil
seen from Lebanon

seen from Netherlands
seen from United States
seen from Japan
seen from United States
@fulyaturhan
Dorothy Parker

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Yaklaşık üç sene boyunca FMCG sektöründe faaliyet gösteren bir şirketin pazarlama departmanında ABM olarak çalıştım. Bu çok kısa bir süre tabii ama baya da bir şey öğrendim. Bu üç senenin sonunda İstanbul’u terk ettim ve güzide bir ege kasabasına yerleştim. Çok çok sevdiğim pazarlama...
SHERLOCK HOLMES & PEDER BROWN
15 Kasım saat 10.00-13.00 arası ve 16 Kasım saat 13.00-18.00 arası Labirent Yayınları standında olacağım. İmza bahane, buyurun gelin sohbet edelim. Hepinizi beklerim. 10.salon stand 203B.
1931 yapımı Frankenstein'ın sahne arkası.
W. Somerset Maugham

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Dorothy Parker
"Frankenstein" Fikri
Öncelikle belirtmek gerekir ki Mary Shelley’nin Frankenstein’ı kurgu tarihine damgasını vurmuş ve günümüzde de hala büyük bir beğeniyle okunan, filmlere, dizilere, şarkılara konu olmuş bir romandır. Mary Shelley’nin inanılmaz yaratıcılığı karşısında hayrete düşerken, bir yandan da eseri derinlemesine incelemek gerekir, çünkü neredeyse hiçbir eser orijinal değildir. Bu, Shakespeare’in eserleri için de, ilk modern roman olan Don Quixote için de geçerlidir.
Hikayenin, isimlerin, konseptlerin kökenlerini araştırmaya girişmeden önce, Mary Shelley’nin "Frankenstein fikri" ile ilgili hikayesini dinlemek gerekir.
Shelley’nin anlattığına göre romana ilham olan olaylar dizisi şöyle gerçekleşmiştir. 1816 yılı tarihte yaz mevsiminin yaşanmadığı yıl olarak bilinir. Bu mevsimsel olaya, bir yıl önce yaşanan volkanik patlamalar sebep olmuştur ve sonuç olarak Kuzey Avrupa, ABD'nin kuzeydoğusu ve Kanada dört mevsim boyunca dondurucu kış soğuklarına maruz kalmıştır. Mary Shelly de bu senenin yaz tatilini Percy Shelley, Lord Byron ve başka birkaç arkadaşıyla daha geçirmek için Cenevre’ye gider. Hava koşulları nedeniyle neredeyse hiç dışarı çıkamayan grup, zamanını okuyarak yazarak, dönemin bilimsel keşiflerini tartışarak ve hayalet hikayeleri yazmaya çalışarak geçirir. Özellikle Erasmus Darwin’den bahsettikleri bir gecenin sonunda, Mary Shelley, Frankenstein fikrinin aklına gördüğü bir rüya sonucu geldiğini iddia eder.
Buraya kadar olan kısma baktığımızda, Shelley’nin hikayesinin pek tabii orijinal olabileceği fikrine kapılmak doğaldır. Ancak ayrıntılı incelemeler sonucunda görürüz ki, aslında her unsurun altında Shelley’i etkileyen bir mit ya da gerçekleşmiş bir hikaye vardır.
Öncelikli olarak romanın başlığının anti kahramanın soyadı olan Frankenstein olduğunu biliyoruz. Ancak romanın bir de alt başlığı vardır ki o da “Modern Prometheus”tur. Prometheus, Yunan Mitolojisinde insanın kilden yaratılışıyla özdeşleştirilmiş bir titandır. Prometheus tanrıların adaletsizliğinden, keyfi davranışlarından dolayı onlardan nefret eder ve onları tanımaz. Tanrılardan bilgiyi ve uygarlığı simgelyen ateşi çalarak insanlığa verir. Bunun sonucu olarak, Zeus Prometheus’u sonsuz bir acıyla cezalandırır. Prometheus bir kayaya bağlanır ve bir kartal her gün ciğerini yer. Gün aşırı Prometheus’un ciğeri tekrar yenilenir ve tüm süreç baştan başlar. Prometheus insanlığa modernitenin büyük icadı olan ateşi bahşetmesiyle, batı dünyasında her zaman bilimsel bilgiye olan açlığı temsil etmiştir. Romandaki baş karakterlerden biri olan Victor Frankenstein’ın da aslında yapmaya çalıştığı, bilgisini doğaya karşı kullanarak, bir insan “yaratmak”tır. Yöntemleri ve sonraki davranışları bazılarımıza göre ne kadar rahatsız edici olursa olsun, Victor bunu kendince bilim adına yapmıştır. Ve acı sonuçlarına da Prometheus gibi katlanır. Dolayısıyla alt başlığın “Modern Prometheus” olmasının bu bağlantılara işaret ettiği düşünülür.
Okurlarda soru işaretleri uyandıran bir diğer konu da “Frankenstein” ismidir. Aslında bu konu hakkında, birçok teori vardır. Benim düşünceme göre en mantıklı olan aşağıdaki açıklamadır. Shelley’in aklına “Frankenstein” isminin nereden geldiğini araştırırken bilim adamı, mucit ve ABD’nin kurucularından biri olan Benjamin Franklin ile ilgili bir anekdota rastladım. Romanda Victor Frankenstein’ın elektrik akımı kullanarak kadavraya hayat vermeye çalıştığını biliyoruz. Ben Franklin’in de elektrik akımıyla ilgili benzer deneyleri olmuştur ve bu nedenle Immanuel Kant Franklin’den “Modern zamanların Prometheus’u” olarak bahseder. Dolayısıyla aslında bu hitap şekli ve romanın alt başlığı arasında da bir bağlantı vardır. Ve Frankenstein adının ilk kısmının, Ben Franklin’in soyadından geldiğine inanılır. İsmin “enstein” kısmıyla ilgili de benim için en mantıklı teori şudur: Psikolojik açıdan bakıldığında, okurların bir hikayeden, özellikle de rahatsız edici bir hikayeyse, zevk alabilmeleri için, kendilerini hikayenin anti kahramanından uzaklaştırmaları gerekmektedir. Mary Shelley de, İngiliz okurlarının kendilerini anti kahramandan soyutlayabilmeleri için, ismin sonuna onu yabancılaştıracak (Almanca’yı çağrıştıracak örneğin) “enstein” ekini getirmiştir.
Hikayenin konusuna bakacak olursak da, tamamen orijinal bir konu olmadığını görebiliriz. Bir insan yaratma içgüdüsü konusu zaten bildiğimiz gibi, Kuran’da, İncil’de, Çin, Mısır ve Yunan Mitolojileri’nde ve daha birçok kaynakta karşımıza çıkar. Ancak, yöntem olarak incelediğimiz de de orijinalitesinden şüphe edebileceğimiz gerçeklere rastlarız. Örneğin, karşımıza yine Ben Franklin çıkar. Franklin, daha önce de bahsettiğim elektrik akımı ile ilgili deneyleriyle, Galvanizm akımının öncüsü olan İtalyan bilim adamı Luigi Galvani’yi etkiler. Galvani de, kurbağalar üzerinde çalışırken, onları kesmek için elektrik akımı kullanır. Doğal olarak, akıma maruz kalan kurbağanın kasları atar ve Galvani’nin aklına acaba sorusu takılır. Amcasının bu deneylerini devam ettiren Giovanni Aldini de, kadavralara elektroşok uygulayarak onları yeniden hayata döndürmeye çalışır. Ve hatta bu teşebbüsler bir dönem, tiyatro gibi halk tarafından merakla izlenen gösteriler haline gelir. Bu gerçeklerin Shelley'i etkilemiş olması güçlü bir ihtimaldir.
Frankenstein’ın kendi sözleriyle “Canavar” olarak hitap ettiği figürü inleyecek olursak, onun da aslında kaynağını bulabiliriz. En basit haliyle, yaratıcısı tarafından dışlanmış olan ilk insan Âdem’i görürüz. "Canavar" Kendisini de bu şekilde algılar ki, en sevdiği kitap Milton’ın Kayıp Cennet’idir.
Dış görünüş olarak da Yahudi Mistisizminde yer alan Golem’a benzer. Golem Yahudileri Hristiyanlardan korumak için, kilden yaratılmış, insan formuna çok benzemeyen, iri, güçlü bir varlıktır. Ve Golem da efsanenin sonunda kontrolden çıkarak ölümlere neden olur.
“Canavar”ı psikolojik açıdan incelersek de önümüze iki düşünce kuramı çıkar. Bunlardan birisi John Locke’un “Tabula Rasa” olarak bilinen boş levha önermesidir. Locke’a göre insan bütün bilgilerini deneyimleriyle elde eder, çünkü insan doğuştan hiçbir bilgiyi ve doğruyu taşımaz. “Canavar”a yakından baktığımızda da görürüz ki, her ne kadar orantısız olsa da bir yetişkinin vücuduna sahiptir ancak bir bebek gibi bomboştur, çünkü aslında henüz doğmuştur. Yaratıcısı tarafından da terkedildiği için zihnini kendi kendine tecrübeleriyle, okuduklarıyla ve gözlemleriyle doldurur.
Kuramlardan diğeri de Rousseau’nun “Noble Savage” olarak bilinen toplum tarafından kirletilmediği sürece aslında insanoğlunun özünde iyi bireyler olduklarını savunan düşüncesidir. Romanı incelediğimizde de Frankenstein’in canavarının aslında iyi bir insan olabileceğini, ancak toplumdan ve özellikle yaratıcısından gördüğü muamele nedeniyle bunun tam tersinin gerçekleştiğini görebiliriz.
Mary Shelley her ne kadar hikayesinde ve karakterlerinde dış gelişmelerden etkilenmiş olsa bile, Frankenstein yayımlandığı tarihten bu yana neredeyse 200 yıl geçmiş olmasına rağmen tekrar tekrar zevkle okunabilecek ve her seferinde yeniden keşfedilecek güzellikte bir roman olarak kalmaya devam edecektir.