
Andulka
Not today Justin
KIROKAZE

#extradirty
Today's Document
Mike Driver
"I'm Dorothy Gale from Kansas"
Sade Olutola

titsay
ojovivo

PR's Tumblrdome

JVL
Lint Roller? I Barely Know Her

shark vs the universe

bliss lane

Love Begins
I'd rather be in outer space 🛸
Noah Kahan
Claire Keane
taylor price
seen from Türkiye

seen from Italy
seen from France
seen from Portugal

seen from Germany
seen from Germany
seen from United States

seen from United Kingdom
seen from Belgium
seen from Italy
seen from United Kingdom

seen from Austria

seen from Malaysia

seen from United States

seen from Denmark

seen from Malaysia

seen from Malaysia

seen from Germany

seen from France

seen from France
@ozan35

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Evli Peçeli Kadın 1
Almanya’ya göç etme sebeplerimin başında her ne kadar maddi olanakların Almanya’da daha iyi olması yer alsa da insan gibi yaşayabilmek ve insanlarla yaşamak önceliklerim arasındaydı.Ağır ve uzun süreli çalışmalardan dolayı kendime ayıracak zaman kalmıyor, kendimle hesaplaşamıyordum. Hayat yoğun, yorucu ve karmaşa içinde akıp gidiyordu.
İşim gereği bir şantiyeyi bitirdiğimizde başka bir firma ile anlaşıyor yeni bir şantiyede iş başı yapıyordum. Sektörde büyük ölçekli şantiyelerde çalışabilen ekipler genel olarak belli başlı kimselerden oluşur. Bir şantiyede olmasa bir sonrakinde mutlaka aynı kişilerle karşılaşırdık.Dış cephe giydirme işi yapan Hasan usta da sık sık denk geldiğim kişilerden biriydi. İşini iyi yapan ama kendince sorunları olan bir arkadaşımızdı.
Baba evinde bitmek bilmeyen sorunlardan bunalıp evden ayrılmış, çalışmaya başlamış, kendi başına evlenmiş ve hayat kurmuştu. Evlendiği kişiyi üyesi olduğu cemaat bulmuş, birbirlerini pek tanımadan cemaatin teklifini körü körüne kabul etmişlerdi.
Hasan usta ailesi ile hemen hemen hiç görüşmezdi. Tek akrabalık bağı eşinin ailesiydi. Onlar da varlıklı bir aile olmalarından dolayı kimi kimsesi olmayan Hasan ustayı pek tasvip etmiyorlardı ama kızları cemaatin aklına uyup evlendiği için mecburen kabullenmişlerdi.
Hasan usta yaptığı işte çalışan kişilerle pek geçinemez kimse onun huysuzluğuna katlanmak istemezdi. Hasan usta da genelde mühendislerle arkadaş olmaya çalışırdı. Arada bir gelir konuşur sohbet ederdik.
Bir kaç şantiyede birlikte çalışınca artık iyiden iyiye samimi olmuştuk. Bana açılıyor kimseyle dertleşmediği yılların acısını çıkarır gibi bütün sorunlarını paylaşıyordu.
Ben yapım gereği karşımdaki insanın anlattıklarına değer veren, aklımın kestiği konularda da tavsiye verip yol göstermeyi seven bir insanım. Günler bu şekilde geçerken Hasan usta artık her türlü aile içi konusunu anlatır olmuştu. Evinde bir gün bile huzur bulamadığından dert yanıyordu. Eşinden sonra çocukları ile de sorunlar yaşıyordu.
Zaman bu şekilde akıp giderken Hasan yine yanıma gelip dert yanmaya başladı. Hayatta her şeyle baş ettim ama eşimle baş edemiyorum diyordu. Eşinin her fırsatta,
“Seninle cemaat yüzünden evlendim, gençliğimi, güzelliğimi, ailemin zenginliğini sana feda ettim. Sen ise bunun karşılığında hiçbir şey yapmadın” dediğini anlatıyordu.
Ben de Hasan ustaya tavsiye olarak yaşadıklarının aslında insanlarla geçimsiz ve huysuz davranışlar sergilemesinin bir sonucu olduğunu açık açık anlattım.
'Evde de böyle huysuzluk yapıyorsan sorunlarının kaynağı bu olabilir' dedim. Hasan usta söylediklerimden incinmişti ve bunları kabullenmek istemiyordu.
Bir pazar günü evde dinlenirken telefonum çaldı. Arayan Hasan ustaydı. Eşi ile yine tartışmışlar ve eşi ailesini çağırmış, Hasan usta da tek başına kalmış ve tartışmanın orta yerinde beni aramıştı. Telefonu hoparlöre vermiş kendi yaptıklarını ve ona yapılanları anlatıyor kimsenin ona hak vermemesinden dert yanıyordu.
Eşinin abisinin arkadan sesi geliyordu. Anlaşılan herkes birlik olup boşanmanın temelini atmak için Hasan’ı sıkıştırıyorlardı. Hasan da yuvasını yıkmamak için benden destek bekliyordu.
Hazırlanıp evine gittim. Hasan ustanın evine ilk defa gidiyordum. Arada bir servise bindiğim zamanlardan evinin yerini biliyordum ama daha önce hiç içeri girmemiştim.
Eşinin annesi abisi ve ablası evdeydi. Çocuklar korkudan bir odada sessizce bekliyorlardı. Eşinin abisi ile baş başa konuşmanın daha iyi olacağını söyleyip balkona çıktık. Hasan’ın aslında iyi bir aile babası olduğunu ama huysuzluğunun her şeyi bozduğunu konuştuk.
Yıllar sonra bunları ayırmanın çocuklar için çok zor olacağını paylaştık. Bir süre ayrı kalmalarının ortamı sakinleştireceği konusunda hem fikir olduk. Boşanma konusunu da ortam sakinleştikten sonra eşlerin karar vermesinin daha doğru olduğu konusunda anlaştıktan sonra içeri geçip ailenin geri kalanı ile konuyu paylaştık.
Hasan’ın kaynanası başı kapalı, baldızı ise başı açıktı. Eşini ise içeri geçtikten sonra çay getirdiğinde gördüm. Ailenin diğer üyelerinin aksine kara çarşaflıydı. Zaten çayları da kapıdan Hasan’a verip geri çıkmıştı.
Hasan’ın kalması için şantiyede bir konteyner ayarladım. Yirmi gün burada kaldı. Ara ara geliyor ayrı kalmalarının ilişkilerine iyi geldiğini, işleri yoluna koyduğunu anlatıyor, teşekkür ediyordu.
Hasan bir gün yanıma gelip çocuklarını çok özlediğini ve eve gideceğini söyleyip konteynerin anahtarını uzattı. Acele ile servise yetişmek istiyordu ama servis hareket etmişti bile. Hasan’ı alıp evine götürdüm.
Çocukları ve eşi binanın bahçesinde Hasan’ı bekliyorlardı. Çocukları ile hasretle kucaklaşıp evlerine gittiler. Hasan’ın eşinin sadece gözleri görünüyordu. Gözlerine sürme çekmiş belli ki eşinin gelmesi için hazırlık yapmıştı.
Günler günleri kovalıyor Hasan’ın inişli çıkışlı aile sorunları bir başlayıp bir bitiyordu. Hasan'ı sürekli dinlemek artık işkence gibi olmuştu ama o sıkılmadan anlatmaya devam ediyordu.
Aslında sorunun eşinin ailesi olduğunu düşünmeye başlamıştı. Evini alıp başka bir kente taşınmak istiyordu şimdi de…
Önce gidip işini ayarlayacak sonra da gelip evini götürecekti. Dediğini de yaptı. Başka şehirde iş bulup gitti.
On gün sonra beni arayıp evi taşımak için bir nakliye şirketi bulduğunu nakliyeci ile anlaşmak için nakliyecinin evde eşyalara bakmak istediğini söyledi. Eşi evde yalnız olduğundan nakliyeciye eşlik etmemi rica etti.
Nakliyeciyi alıp evine götürdüm. Eşi mutfakta bekliyor ben de adama odaları gezdiriyordum. Adam Hasan’ı arayıp fiyat verdi. Normalden oldukça pahalı bir fiyattı. Nakliyeci ile Hasan anlaşamadılar. Adamı alıp evden çıktım.
Hasan birkaç gün sonra yine bir nakliyeci bulmuş evine götürmemi istiyordu. Elimde işler olduğunu ve ancak öğleden sonra götürebileceğimi söyledim.
Öğleden sonra nakliyeci ile buluşup Hasan’ın evine gittik. Eşi yine mutfakta ben yine adama odaları gezdiriyordum. Telefonda Hasan ile pazarlığa başladılar. Nakliyeci salonda oturmuş elinde kâğıt kalem hesap yapa yapa konuşuyordu.
Kamyon, paketleme, indir-bindir, lift, eşyaların gideceği şehirde yeniden yukarı çekme vs. sıkı sıkı pazarlık ediyorlardı. O sıra eşinin bana seslendiğini duydum. Salondan çıkıp mutfağa gittiğimde
“Çayları alır mısınız rica etsem? Ben içeri gelmek istemedim.” dedi.
Masanın üstünde hazırladığı tepsiye yöneldim. Kara çarşafının altında sadece sürmeli kara güzel gözleri görünüyordu. Gözlerine bakınca onun da bana baktığını fark ettim.
”Bu daha ne kadar devam edecek?” dedi. “Bir ev taşıma olayını bile bu kadar büyüten bir adamla yabancı bir memlekette ne yaparım bilmiyorum.”
Sadece iki kere olduğunu ve bunun normal olduğunu biraz sabırlı olması gerektiğini söyledim. Daha önce abisinin de üç kere nakliyeci getirdiği söyledi. Anlaşılan Hasan eşinin abisi ile de eve nakliyeci göndermiş ve haklı olarak kadın bunalmıştı.
Çayları alıp mutfaktan salona geçtim. Nakliyeci hala telefonda pazarlık ediyordu. Yine beklediğimiz gibi anlaşamadılar. Adamı alıp evden çıkacakken nakliyeci
“Abi sen zahmet etme, az ilerde bir işim var oraya geçeceğim. Senin bir günahın yok ama bu dangalak ev falan taşıyamaz. İşin üçte birinin parasını veriyor şerefsiz” dedi.
“Adamın eşi evde birader, nasıl konuşuyorsun sen?” diye çıkışınca,
“Kusura bakma abi o kadar yol geldik tutamadım kendimi…” deyip kapıyı çekip çıktı evden.
Adam son derece haklıydı aslında ama kadının yanımızda olmasına rağmen davranış tarzına fitil olmuştum. Sinirden elim ayağım titriyordu. Hani konuyu biraz uzatsa neredeyse birbirimize girecektik. Kapıyı arkasından sinirle kapatıp yatışmak için ellerimi kapıya dayayıp biraz öylece, ayakta kalakaldım.
Derin soluklar alıp vererek sakinleşmeye çalışıyordum ki… Birden yanı başımdan O'nun ipeksi, sokulgan, yumuşacık sesini duydum,
“Kusura bakmayın lütfen, sizi de sıkıntıya soktuk. Buyurun, içeri geçip oturun, sakinleşin biraz…”
Ne yalan söyleyeyim, kulaklarımda o sesi duymak bir anda hamur gibi yapmış, adeta içimi eritmişti. Mutfaktaki sandalyeye oturdum. Önüme bir bardak su bıraktı,
“Çay içer misiniz?” diye sordu.
“Zahmet olmazsa bir bardak alırım.” dedim. Dolaptan iki ince belli bardak çıkarıp doldurdu, sonra da geçip karşımda oturdu. Çayını sakince karıştırırken,
“Hasan zaten her konuda böyle yapıyor. Onu tek savunan sizsiniz. Ama sizin de onun gerçek yüzünü görmeniz gerekiyor. Her zaman kendisine güvenen insanları rezil ediyor. Market alışverişi gibi basit bir olayda bile sorun yaşarken ev taşımak onun için savaş sebebi gibi…” dedi.
“Hasan’ın durumunu biliyorum, haklısınız. Ama kalbi temiz bir insan, herkesin kendini kandırmaya çalıştığını düşünüyor sadece…” dedim.
“Şantiyede bile sadece sizinle yakınlığı olduğunu defalarca anlattı. Madem biliyorsunuz, neden hala onun arkasındasınız anlamıyorum.”
“Arkasında değilim sadece yalnız başına kalmasını istemiyorum.”
Cebimden sigara çıkarıp oturduğum sandalyeden ona doğru uzattım. Peçesinin altında sinirden yuvalarından çıkacak gibiydi kömür karası sürmeli gözleri… Uzanıp sigarayı aldı. Peçesini çenesinin altına kaydırıp sigarayı etli dolgun dudaklarının arasına yerleştirdi.
İlk defa yüzünü görüyordum. Kara çarşafın gizeminden mi bilmiyorum çok güzel bir kadındı. Hasan ustaya çemkirmesinde haklıydı, bu güzelliği heba etmişti. On numara fazlaydı kocasına…
Sigarasını yakmak için ayağa kalkıp yaklaştım. Bacak bacak üstüne attı bu arada, kalbim yerinden çıkacak gibi atmaya başladı.
Siyah çarşafının eteğinin bittiği yerden file çorap içindeki bembeyaz ayağı görünüyordu. Kırmızı ojeli kumru gibi minik ayakları da içimdeki şehveti ayrıca kamçılıyordu.
Ona benzer kadınların rol aldığı porno filmler şimşek gibi zihnimde resmi geçit yaptı bir anda… Güneş görmemiş bembeyaz tenli ve alabildiğine sekse susamış örtülü peçeli kadınların erkeklerle çığlıklar atarak sevişme sahneleri geldi gözümün önüne…
Kapalıydı, çarşaflıydı evet ama ayaklarına giydiği file çoraplar... Ah, beni en çok tahrik eden şeyi, file çoraplı ayaklarını görmek bir anda kimyamı değiştiriverdi. Dışarıdan çok soğuk, sönmüş bir volkan gibi görünen bu güzel kadının içindeki kaynayan lavları işaret ediyordu bana bu görüntü… Hem kendini, hem dokunanı yakacak bir volkandı bu kadın…
Sigarasını yakarken ellerini çakmağın ateşine siper ettiğinde ilk defa tenlerimiz birbiri ile temas etti. Eli ateş gibi yanıyordu. Sigaranın ilk dumanını içine çekerken hafif pembe rujlu dudaklarının titrediğini gördüm.
“Çocuklar evdeyken sigara yaktım, kusura bakmayın.” dedim kendime gelmeye çalışarak...
“Çocuklar okulda...” dedi buğulu sesiyle… Kısacık bir an gözlerime baktı, sonra gözlerini kaçırdı, önüne bakarken,“Evde kimse yok, merak etmeyin.” diyerek devam etti. Sesi az önceki gibi yüksek perdeden değil, sanki fısıldayarak çıkmıştı. Bir gizi paylaşır gibi, bir suç ortağıymış gibi…
Bir an aklımdan kalkıp şuracıkta bu kadına zorla sahip olmaya çalışsam diye geçti. Tartışmaların, kavgaların eksik olmadığı bu eve komşular yine kavga var diye yardıma bile gelmezler diye geçirdim içimden... Neden evde yalnız olduğumuzu üstüne basarak söyledi acaba düşüncesi de kurt gibi içimi kemirmeye başladı bir yandan…
Sonra aklımdan geçenlerin ne kadar kötü şeyler olduğunu fark ettim. Her yeri kapalı bir kadının sadece yüzünü ve file çoraplı ayağını görüp ihtirasa kapılmıştım. Elinin elime değmesinden tahrik olmuş ve sertleşmiştim. Kendimden ve kirlenmiş zihnimden tiksindim. Sessizliği Ela bozdu. O yumuşacık, boğuk, son derece seksi bulduğum sesiyle,
“Kahve yapıyorum kendime... Sen… Sen de içer misin?” diye sordu. Bir anda senli benli olması yine içimdeki şehveti coşturmuştu.
“İçerim.” dedim. “Senin elinden kahve içmek iyi gelecek.” Kahve de laf mı, zehir olsa içerdim onun elinden… Koca evde ikimiz yalnızdık ve aramızdaki gergin atmosfer git gide elektrik yüklü bir hal alıyordu. Erotizm vardı havada…
Başını kaldırıp yüzüme baktı bir an, yanakları kızarmış, utanmış gibiydi. Sigarasından aldığı nefesi koyuverdi. O şeklinde büzdüğü pembe, ürkek ceylan gibi titreyen dudaklarından çıkan sigarasının dumanı bir sis gibi güzel yüzünü kapladı.
Ocakta kahveyi yaparken pencereden vuran güneş çarşafının içindeki hatlarını belli ediyordu. Bacakları, basenleri, kalçalarının genişliği, memelerinin yuvarlaklığı, belinin inceliği…
Ela’yı santim santim inceliyordum. Sertleşmiş aletim kumaş pantolonumda çadır kurmuştu. Aletimin baskısından bacaklarımı ayırmış sere serpe oturuyordum. Kahveleri getirip önüme koyarken aletimi fark etmiş olsa gerek, ürkek bir kuş gibi tedirgin, telaşla çekilirken o panikle ayağıma bastı.
Babet çorabımdan açıkta tenime onun çıplak ayakları temas etmişti. Bembeyaz yüzü kıpkırmızı kesilmişti.
“Kusura bakma, görmedim.” diyerek acele ile kendi sandalyesine oturdu. Ne olacaksa olsun istiyordum. Kahvenin yanında su getirmeyi unuttuğunu fark edip,
“Suları da ben doldurayım o zaman” diyerek ayağa kalktım. Aletimi kaldırmış olduğumu artık fark etmemesi imkansızdı. Tezgâhta suları doldurup masaya getirdiğimde yine sarsıldım.
Ela otururken çarşafının etek kısmını ayaklarının üstü görünecek kadar, neredeyse dizine yakın bir hizaya, yukarı çekmişti. Siyah file çoraplı düzgün bacaklarının güzelliği biraz daha çıkmıştı ortaya…
Suyunu uzatırken eli yine elime temas etti. Bundan cesaret alıp ona yakın olan sandalyeye oturdum. Kahvemden bir yudum aldım. Fincanı bırakırken masadaki çay kaşığını bilerek yere düşürdüm. Dizimi yere bırakarak kaşığı almak üzere yere doğru eğildim. İkimizin de nefes alışverişi hızlanmıştı.
Tam ayaklarının dibindeydim. Yüzümü tek çıplak gördüğüm yerine, siyah file çorap içindeki bembeyaz ayacığına yaklaştırdım. Onca yaklaşmama, ayaklarına kapanır vaziyette önünde eğilmeme rağmen ayağını çekmedi.
Ben de bundan cesaret alıp iki elimle ayağını hafifçe tuttum. Heyecandan ölecek gibiydim. Her an çay bardağını başımdan aşağıya dökecek diye bekledim. Tık bile çıkmadı.
İki elimle ayağını tutup yüzüme yaklaştırdım, ojeli ayak parmaklarından öptüm. Yine ses çıkarmadı. Parmaklarını çorabın üstünden öperek yalayarak ayak bileklerine, oradan da baldırlarına kadar ilerledim.
Bacakları titriyordu. Bacaklarını aralayıp çarşafını dizlerine kadar açtım. File jartiyer çorapları dizlerinin üzerine kadar çıkıyor, geniş dantellerde sona eriyordu. Jartiyer çorabın dantellerinin bitiminden iç çamaşırına kadar bembeyaz sütun gibi baldırları görünüyordu.
Dizlerini öpmeye başladım. Off… Benim mi dudaklarım sıcak, onun mu teni yanıyor, bilemedim. İkimizi de alevler sarmıştı o anda… Dizlerini öpünce eğildi, elleriyle iki yanağımdan tutup başımı kendine doğru kaldırdı. Yüzüme bakıp
“Yapma…” diye inledi fısıltıyla… “Dur artık yalvarırım. Yapma. Sana karşı koyamıyorum.” dedi.
“Karşı koymanı istemiyorum zaten…” diye yanıtladım yine aynı tonda, fısıldayarak… “Kendini bana bırak, yeter… Sevişmenin zevkine var. Bırak ne olur, seni seveyim. Zincirlerini kır bugün… Sen de istiyorsun bunu Ela… En az benim kadar sen de istiyorsun.”
Dizlerimin üstünde yükseldim, arzuyla titreyen etli, çilek kokulu dudaklarına bir öpücük kondurdum. Önce sımsıkı kapattı dudaklarını, sonra gözlerini kapatıp teslim oldu. Öptüm, öptüm.
Dilimin ucuyla kuruyan dudaklarını yalayınca hazla aralandılar. O mis gibi kokan ağzının içine dilimle daldım, dilini okşadım. Yanaklarımı tutan ellerinin kasıldığını hissettim.
Kara çarşafıyla erkeklerin yanına bile çıkmayan, tokalaşmak için elini bile uzatmayan tutucu, ürkek, utangaç, çekingen kadın şimdi büyük bir açlıkla öpüşüyordu benimle… Öpüşmek ne kelime, dillerimiz savaşıyordu adeta…
Neden sonra dudaklarımı onun aç dudaklarından kurtarıp biraz geri çekildim. Dakikalarca öpüp emdiğim etli dudaklar şişmiş, kabarmış titriyordu. Gözleri dumanlanmış, arzuyla, içinde çağlamaya başlayan şehvetin ateşiyle kısılmışlardı.
Yüzüne, gözlerinin içine bakarken ellerimi önce basenlerine sonra külotunun bel kısmına kadar götürdüm. Külodunu çıkarmak için aşağı doğru çekmeye başladım. Bunca yıldır kocasından başkasının dokunmadığı yerlerinde bir yabancının elleri dolaşıyordu.
Kalçası ile sandalyenin oturağı arasında sıkışan külodu çıkmak üzereydi. Birazdan en mahrem yeri bir yabancının gözlerinin önünde sergilenecekti. İçimde bunca ileri gitmemize, adeta şehvet patlaması yaşamamıza rağmen, yine de bana tepki gösterecek, külodunu çıkarmama izin vermeyecek korkusu vardı.
Ama o da heyecan içindeydi. Zevk alıyordu. O da benim gibi yasak zevklerin ihtirasına kaptırmıştı kendini… Kocası uzun zamandır evde yoktu. Yapayalnızdı. Ben ne kadar bir kadınla sevişmenin açlığını çekiyorsam, o da bir erkekle sevişmeyi, sevilmeyi, doyuma ulaşmayı istiyordu en az benim kadar…
Yabancı bir erkeğin ellerinin namusunu okşamasına karşı tepkisi, kalçasını hafifçe kaldırıp külotunun çıkmasına izin vermek oldu.
Dizlerinden aşağı sıyırıp tek tek ayaklarını tutup kaldırarak çıkardım külodunu…Burnuma dayayıp amının kokusunu derin bir nefesle içime çektim yüzüne bakarken… Islaklığını hissettim dudaklarımda... Amından süzülen zevk sularının kokusunu aldım.
Bacaklarındaki siyah jartiyer çoraplarla aynı seksilikte, siyah tülden minicik bir kumaş parçasıydı öptüğüm, kokladığım… Başım dönüyordu, kendimi cennette hissediyordum.
Ela da benden farksızdı aslında… Kömür karası gözlerinde korku, şehvet, pişmanlık birbirine karışmıştı. Onu ürkütmemeye çalışarak, ağır çekim hareket ederek parmaklarımı araladım. İpeksi siyah tül külodu parmaklarımın arasından sıyrılıp yere düştü.
Minicik ayaklarından tutup kaldırdım. Siyah jartiyer çoraplı bacaklarını omuzuma yerleştirip kalçalarını sandalyeden kendime doğru çektim. Sandalyesinden bana doğru yayılmıştı şimdi… Arzuyla şişip dudakları kabaran amının tüm güzelliği ortaya çıkmıştı.
Başımı iki yana çevire çevire dudaklarımı dizlerinden içeriye doğru okşayarak ilerlettim. Jartiyer çorabın dantellerini geçip çıplak teninin sıcaklığını dudaklarımda hissettim.
“Ahh…” diye bir inleme koptu dudaklarından… Saçlarımı kavrayan elleri kasıldı, ince uzun parmaklarını saçlarımın arasında dolaştırırken aldığı zevkin etkisiyle kendine çekmeye başladı beni…
Kendimi ona bıraktım. Dudaklarımla uyluklarını, çıplak tenini öperek, dilimin ucuyla yalayarak başımı olmasını istediği yere yönlendirmesine izin verdim. Az sonra benim dudaklarım ve onun kabarmış am dudakları birleşmişti.
Başımı iyice amına yakınlaştırıp ıslanmış am dudaklarının tadına baktım. Derin bir inleme sesi çıkardı. Daha dilim değer değmez orgazm olmuştu. Uzun uzun yaladım. Amını, amının dudaklarını, amının içini, amından akan sularını...
Çizgi şeklindeki amcığı kabarıp dış dudaklar açılmıştı, üst tarafta klitorisinin istekle kabardığını görebiliyordum. Pespembeydi amcığının içi, ıslaktı, parlıyordu. Dilimin ucuyla o kabarık klitorisine dokundum, minik minik yaladım.
“Ohhh… Ovvvv… Mmmm….”
Sürekli inliyor, saçlarımı çekiştiriyordu sertleşmiş bızırıyla uğraşırken… Hele dudaklarımı o noktaya gömüp çekiştirerek emmeye başladığımda iyice delirdi.
Şehvet denizinin dalgalarına kapılmıştık. Sandalyede biraz daha kaydırıp bacaklarını kaldırdım. Hiç dokunulmamış arka deliğinde dilimi gezdirdim. Dilimle deliğini zorladıkça iniltileri sıklaşıyordu. Kalçalarını öpüyor, iki deliği arasındaki boşluğu yalıyordum.
Kaçıncı orgazmını yaşıyordu bilmiyorum. Bacaklarının arasında kafamı sıkıştırıyor biraz dinleniyordu. Orgazm kasılmaları biraz durulunca bacaklarını büyük bir şehvetle olabildiğince ikiye ayırıp amını bana, dilime teslim ediyor, sürekli yalanmak istiyordu.
Ayağa kalktım. Pantolonumu çözmeye başladım. Gözlerimi onun güzelliklerinden, bana sergilediği şehvet dolu manzaradan ayırmıyordum bunu yaparken…
Oturduğu sandalyede iyice kaykılmış, beline kadar sıyrılmış kara çarşafıyla, ikiye ayrılmış jartiyer çoraplı bacaklarıyla, az önce sularını akıttığım pamuk gibi beyaz, yalanmaktan ve zevk sularının etkisiyle parlayan şişkin amcığıyla harika görünüyordu.
Kömür karası gözlerini kocaman açmış, ortaya çıkacak aletime dikkat kesilmişti. Külodumu da pantolonla beraber indirince dışarıya fırlayan taş kesilmiş penisime baktı o iri iri açılmış gözleriyle… Ve o gözlerdeki beğeni, şaşkınlık ifadesini gördüm, kedinin ciğere baktığı gibi bakıyordu kasıklarıma… Yaşanacak zevklerin haberini alan ve taş kesilen sikime bakıyordu.
Pembe dili dudakların arasından çıktı, ucuyla şöyle bir yalandı. Seks açlığı çektiği öylesine belli oluyordu ki… Biliyordum, çok emindim, Hasan aptalı aylardır bu güzelliğin tadını tatmamış, onu doyuramamıştı. Kendini kara çarşafın içine, hayatın zevklerine kapatmış bu seksi şey, aslında sekse, şehvete, doyuma, orgazmlar yaşamaya aç bir kadındı.
Sonra ayağa kalktı. Karşı karşıya durduk bir an… Gözleri hala sikimdeydi. Ellerini sikime uzatacak gibi oldu, vazgeçti. Kapanan çarşafını yukarı çekip yaklaştı bana, çıplak amını sikime dayadı, kollarını boynuma doladı. Beni öpmeye, hırsla dudaklarımı somurmaya başladı. Suratımdaki amının sularının tadına bakıyor, etli dudaklarını bana emdiriyordu.
Kalçalarından yukarı doğru çeke çeke çarşafını çıkardım. Uzun siyah saçları iri dalgalar halinde serbest kalmıştı. İlk kez görüyordum saçlarını… Çok güzeldi çok…
Üzerinde sadece sütyeni kalmıştı. Çarşafının altında yıllarca gizlediği bütün hazineleri artık benimdi. Usulca sütyenin kopçasını açtım. Gün yüzü görmemiş kadının güneş yüzü görmemiş memelerini emmeye başladım.
Günahın karşı konulmaz lezzeti sarmıştı ikimizi de. Kalçalarından kavrayıp kucağıma alırken bacaklarını belime doladı. Amını sikime sürtüyordu. Sırtını mutfaktaki fayans duvara dayadım.
Islanmış amına sikimi hizalarken belime doladığı çoraplı bacaklarını gevşetip sikimi içine almaya başladı. Dibine kadar inince yine kasılmaya başladı.
“Iıhhh…” diye inleyerek yüzünü boynuma gömdü. Of tanrım, amcığı daracıktı, sımsıkı sarıyordu sikimi… Ve ateş gibi yanıyordu, sanki yanan bir fırının içine girmişti erkeklik organım…
Duvarla benim aramda sikilirken inleyip, dudaklarımı koparırcasına emiyordu. Balık etli kadını kucağımda tutmaktan yorulmuştum. Yavaşça bırakmaya başladım. Kucağımdan inmemek için bana sıkıca sarılıp gel gitlerini hızlandırdı, yine kasılıyor, yine orgazm oluyordu.
Ayakta onu tutacak takatim kalmamıştı. Kucağımdan indi. Testislerime Ela’nın suları bulaşmıştı. Kendinden geçmiş, deli gibi sabırsız hareketlerle mutfak masasının üzerinde ne varsa kenara itip kendine yer açtı. Sırt üstü masaya uzandı bacaklarını benim için araladı.
“Ela…” dedim. Yarı kısılmış gözleriyle bana baktı. “İstiyor musun beni? Seni sikmemi istiyor musun canım?” Cevap vermedi. Başını masanın kenarına koyup gözlerini kapattı. İki eliyle iki ayak bileğinden tutup dizlerini pergel gibi açtı.
Elbette sik beni demesini beklemiyordum, onun yapısına tersti bunu söylemek, argo sözcükler kullanarak sikilmek istediğini belirtmek… Ama kapalı gözleri, titreyen dudakları, araladığı bacakları bana istediğim yanıtı veriyordu.
“Çok güzelsin Ela…” diyerek yaklaştım. Ayak ucundan başlayarak parmaklarımla okşayarak ilerledim, jartiyer file çoraplı bacaklarını, ıslak kasıklarını, kasları titreyen karnını, uçları parmak gibi kabarmış memelerini boynunu okşadım tüy gibi… Arada eğilip dudaklarımı da yardıma çağırıyor, öpe okşaya ilerliyordum.
Aldığı hazdan bütün vücudundaki ayva tüylerinin kabarmasını izliyordum. Memelerinden sonra boynunu, omuzlarını dolaştım. Dudaklarını öptüm. Gözlerini açmıştı yine kocaman, ne yaptığımı anlamaya çalışıyordu. Neden hemen bacak arasına girip sikmiyordum ki…
Bense öylece öperek okşayarak onun beklediği yere, bacaklarının arasına değil, başının olduğu tarafa doğru yanaşmıştım. Omuzlarından hafifçe çekerek kafasını geriye doğru masadan aşağı sarkıttım. Amından akan zevk sularına bulanmış sikimi bu kez ağzına soktum. Belimi ileri geri yaparak etli dudaklarını yavaş yavaş sikerken memelerini okşuyordum.
Elimi uzatıp amcığını okşamaya başladım. Avucumun içini dolduruyordu. Orta parmağımı küçük bir penis gibi amının içine sokmaya başladım. Parmağım ıslanmıştı suyundan, amına parmağımı sokup çıkardıkça avucumun içi de sertleşmiş klitorisine vurup duruyordu.
En az benim kadar zevk alıyordu Ela… Ben etli dudaklarının arasında, ağzının içinde gidip geldikçe ne kadar zevk alıyorsam, o da parmağımın hareketlerinden, klitorisine şaklatarak vurduğum darbelerden o derece zevk alıyordu. Her darbede boğuk iniltiler kopuyordu boğazından…
Hele ağzının içindeki sikimi içeriden diliyle yalamaya başlaması bitirdi beni… Boşalmaya çok yakındım. Böylesi bir güzelliğin, seks tanrıçasının her yerini kirletmek, döllerime bulamak istiyordum.
Sonunda olan oldu. Sikimi gırtlağına kadar bastırdım ve boğazından içeri spermlerimi boşaltmaya başladım. Çekilmek istedi, saçlarından tutup bırakmadım. Çaresizce döllerimi yutmak zorunda kaldı. Boşalırken boğaz kaslarındaki yutkunma hareketlerini görebiliyordum. Döllerimi yutuyordu bu güzel kadın…
Boşalmam bitince saçlarını bıraktım, geriye çekildim. Neye uğradığını şaşırmıştı. Masadan doğrulup kalktı. Kıçını masaya yaslayıp bana baktı. İnce uzun parmaklarıyla dudaklarının kenarındaki sperm damlalarını aldı. Ben de mutfak bankosuna dayanmıştım. Az önce boşalan sikimin ucundan bir iki damla sperm süzülüyor, hala tıp tıp damarları atıyordu.
Ela kollarımda defalarca boşalmış, hayatında yaşamadığına inandığım bir şekilde sevişmenin zevkini almıştı. Uzun siyah saçları dağılmıştı iyice, lüleler ve bukleler halinde inerek iri göğüslerini kapatıyordu. Uzun boyu ile orantılı uzun bacaklarındaki jartiyer çorapları haricinde çırılçıplaktı, harika görünüyordu.
Ağzının kenarlarındaki dölleri elinin tersi ile silerken yorgun argın sandalyeye bıraktı kendini... İçecek bir şeyler bulmak için buzdolabını açtım. İki bardak meyve suyu hazırladım, masaya getirip yanına oturdum.
Yarım saat önce kara çarşafının içindeki çekingen, utangaç, ürkek Ela, şimdi çırılçıplak, kafasını omuzuma koymuş, midesindeki döllerin üzerine meyve suyu içiyordu. Nefes nefese kalmış derin derin soluklanıyorduk. Sevişmeye başladıktan sonra tek bir kelime konuşmamıştık.
Meyve suyunu yarıya kadar içip masaya bıraktı sonra… Elini sikime götürüp okşamaya başladı. Testislerimi avuçluyor sikimi sıvazlıyor, göğsümü öpüyordu. Kalkıp kucağıma oturdu. Öpüşmeye başladık hırsla… Yine, yeniden alev almıştık.
Bir elimle belinden tutuyordum diğer elimle memesini... Memesindeki elimi tutup bacaklarının arasına götürdü. Amcığını okşarken ben hızlandıkça Ela daha ihtiraslı öpüşüyordu.
Kucaklayıp ayağa kalktım rahatça sikeceğim bir yer arıyordum evin içinde... Yatak odasına girmek istemiyordum. Hasan'ı hatırlayıp keyfimi kaçırmaya niyetim yoktu. Salondaki çekyata götürdüm. Üstüne çıkıp her yerimin bu eşsiz güzelliğe temas etmesini istiyordum.
Misyoner pozisyonundaydık. Bacaklarını aralamış, şehvetle içine girmemi istiyordu. İkimizin de istediği şey buydu aslında… Tekrar sertleşip taş gibi olmuş sikimin başını dayadım ıslak amına… Elimle tutup sikimi o ıslak dudakların arasında ıslattım, klitorisini sikimin kayganlaşan kafasıyla okşadım.
“Ohhh…” diye inledi kuruyan dudaklarını yalayarak… Kalçalarını yukarıya kaldırdı, bir an önce amcığına girmemi istiyordu, sikilmek istiyordu.
“Oh, bebeğim benim, ateş gibi yanıyorsun, amcığın yanıyor sanki…” diyerek dudaklarına yumulduğum anda sikimi de bir hamlede amına kökledim.
“Ihhhh…” diye inleyerek kollarıyla sımsıkı boynuma sarıldı, bacaklarını olabildiğince ayırıp sikimi vajinasında kaybetmeye çalıştı. Benim hafif kıllı kasıklarım onun kaymak gibi tertemiz kasıklarıyla birleşti. Hırsla gidip gelmeye başladım amında…
Hayatımızdaki ilk ve son seksimizmiş gibi hareket ediyor, çılgınca sevişiyorduk. İçinden çıkıp Ela'yı ters çevirdim. Arkadan amına girip çıkıyor sularını sikimle götüne bulaştırıyordum. Aletim amındayken götüne parmağımı sokuyordum.
“Ahhh…” diye minik bir çığlıkla inledi. Hem zevk, hem korku, hem biraz acı vardı inlemesinde…
“İlk kez mi?” diye hırladım. Salakça bir soruydu benimki… Minicik göt deliği pespembeydi, hiç ellenip koklanmamış bir bakirenin gül goncasından farksız göt deliğine ilk zevklerini tattırıyordum.
Bana yanıt vermedi, başını iki yana sallayarak inlemeye devam etti sadece…
Aletimi amından çıkarıp ıslak göt deliğine yüklenmeye başladım. Amından akan zevk suları öylesine çok ıslatmasına, ıslak parmaklarımla deliğini iyice kayganlaştırmama rağmen sikimi birden bastırınca canı yanmıştı, boğuk bir çığlık attı.
Aldırmadım çığlığına… İlk kez götünden sikiliyordu, genişletmeye çalıştığım büzük kaslarının sızlaması normaldi. Pompalamaya devam ettim. Durmak gelmiyordu içimden… Aslında o da durmamı istese durdurabilirdi beni...
Ama tam aksine… Durdurmadığı gibi ağzından dökülen acı ve zevk inlemeleri eşliğinde, kalçalarına götürdüğü elleriyle götünün yanaklarını ayırıp bana bakire götünü sunuyordu.
Götünden amına, amından götüne deliklerini değişe değişe sikiyordum. Zor oluyordu evet… Geri zekalı Hasan'ın siki epey küçük olmalıydı. Karısının amcığı genç bir bakireden farksızdı, daracıktı. Girip çıkmakta zorlanıyordum. Hele götü ondan daha da dardı.
Yine de iyi dayanıyordu. Öğünmek için değil ama, gerçekten kocasının sikinden büyük olmalıydı sikim... Daracık amı sikimi bilezik gibi sarıyor, her girip çıkışımda am dudakları da sikime sarılmış olarak içeri girip çıkıyordu.
“Ahhh…” diye inledi son götüne girdiğimde… Başını yan çevirip çekyatın kumaşına yatırmış, dudaklarını ısırarak içinde gidip gelen aletimin verdiği zevke odaklanmıştı. Sürekli inliyordu. Üzerine eğilip başını koltuğa gömdüm, saçlarını elime dolayıp götünde daha hızlı gidip gelmeye başladım.
Boşalmak üzereydim artık ve götünden çıkıp amına girdim. Belinin ortasına bastırıp götünü iyice havaya kaldırdım. Sikimin başı artık rahmine çarpıyordu. Salonun duvarlarında Ela'nın zevk inlemeleri ve kasıklarım kalçalarına vurdukça çıkan şaplama sesleri yankılanıyordu. Tüm ağırlığımı verip rahmini doldurmaya başladım.
İşim bitince o altımda yüz üstü uzandı. Sikim inmeye başlamadan götüne sikimi sokup ben de üstüne uzandım. Sikim küçülüp içinden çıkana kadar içinde hareket etmeye devam ettim. Yorgunluktan üzerine yığılıp kalmıştım.
Ela’nın gözlerinden sessizce gözyaşları süzülüyordu.
Sevişmeye başladıktan sonra ilk defa konuşmaya başladı.
“Saçımı bile kimseye göstermezken elin adamının orospusu oldum. En büyük günahı işledim. Çocuklar okuldan gelmek üzere, git artık ne olur...” dedi.
“Sana bunu yapmak inan aklımın ucundan bile geçmezdi. Ama elimde değildi Ela… Çok güzelsin, çok alımlısın, senin cazibene dayanmak mümkün değil. Sadece minik ayakların bile bir erkeği yoldan çıkarmaya yetiyor.”
“Bunca yıl koruduğum iffetimi şeytan gibi kanıma girip kirlettin sen...”
“Hangimiz şeytan, tartışılır bence…” dedim yattığımız yerde uzun siyah saçlarını okşarken… “Sen, kara çarşafının altına giydiğin tanga külotla, bacaklarındaki file çorapla küçük bir dişi şeytansın aslında...” Güldüm sonra,
“File çoraplı ayaklarını gösterip beni baştan çıkartan sensin, inkar etme… Ben sadece sana hayran bir günahkarım…”
“Onlar benim iç dünyam sadece, seni kışkırtmak değildi amacım… Lanet olsun. Beni de günahlarına ortak ettin. Şehevi dünya zevkine kurban ettin beni de…”
“Böyle düşünmene üzüldüm Ela… Bence karşılıklı oldu, ikimiz de zevk aldık yaşadığımız şeyden… Bu kadar çabuk unutmuş olamazsın. Az önce kollarımda zevkten ölüyordun. Kucağıma çıkıp sikimin üzerinde oturup kalkarken kendinden geçiyordun aşkım… Çok iyi biliyorum, kocanla hiç yaşamadığın zevkleri yaşadın benimle… Hasan sana asla bu zevkleri yaşatamaz bebeğim, güzel kadınım...” diyerek son bir ümitle şansımı denemek istedim. Ama olmadı.
“Ben onu düşünmüyorum bile… Ben günaha girdiğim için kahroluyorum. Hasan beni bunca yıldır yaşadığım şehirde bile koruyamazken ona güvenip başka bir şehre gidemem. Sen de defol git ve beni yalnız bırak... Daha fazla konuşmak istemiyorum seninle…”
Bu şekilde kovulmak zoruma gidiyordu. Üzerinden kalkıp kenarda duran kara çarşafının peçe kısmıyla aletimi temizledim.
Ela yüzükoyun kapanmış hala ağlıyor, bana bakmıyordu bile… Yerden aldığım külodunu burnuma götürdüm. Derin bir nefesle ağına sinmiş amının zevk sularının kokusunu koklayıp cebime koydum.
Şehvetin pişmanlığını ilk defa bu kadar ağır bir şekilde hissederek evinden çıktım...
Kocam işe Gidince Komşum Beni Sikti
Yaşadıklarımı birilerine anlatmaktan çok utanacağımı düşünüyordum, fakat buradaki diğer hikayeleri okuyunca yazmaya karar verdim. Biz Bursa'da oturan, kendi halinde yaşayan bir çiftiz. İki yıl önce evlendik. Kocamla birbirimizi çok seviyoruz.
Ben 21, kocam 28 yaşında. Ben kocamdan başkasıyla hiç beraber olmadım, olmayı da aklımdan bile geçirmedim. Çünkü kapalı bir çevrede yetiştik. Bu arada kocam Hüsnü sekse pek düşkün değildir. Çoğu zaman ben ona yaklaşırım.
Apartmanda sadece görüştüğümüz Aysel ablalar vardı. Onlarla çok samimiydik. Herşeyimizi paylaşırdık. Her sırrımızı paylaşırdık. Hatta cinsel yaşantımızı bile. Kocası Osman abi kamyon şoförüydü. Yola çıkardı sürekli.
Yoldan döndüğünde Aysel ablayı sevişmekten perişan ettiğini, her gece onunla seviştiğini anlatırdı. "Üzerime bir çıkar benim pestilimi çıkarır." derdi. O bunları anlatırken aklıma Hüsnü'nün isteksiz hali gelirdi. Osman abi iri kıyım bir adamdı.
Aysel abla kocasının ona artık yaşlanmaya başladığını, eski tazeliğini koruyamadığından falan bahsedermiş. Aysel abla 40 yaşlarında falandı.
Bir hafta sonra yılbaşıydı. Aysel ablalar bizi o gece için davet ettiler. Onlar eğlenmeyi seven, neşeli insanlardı. Hüsnü'ye söyledim.
Hüsnü bir metal üretimi yapan fabrikada çalışıyordu.
"Tamam gidelim, ama o gece benim gece çalışmam gerekebilir." dedi. Ben de, "Olsun, o saatte biz de kalkarız zaten." dedim. Yılbaşı gecesi akşam saat 20:00 gibi onlara gittik. Hüsnü gece çalışacaktı. Bunu onlara anlattı.
Fakat onlar, "Hüsnü sen istediğin yere git, bu kızın ne suçu var, o gitmez bizle girer yeni yıla. Gerekirse bizde kalır. Olmaz öyle şey!" dediler. Hüsnü mecburen kabul etti. Saat 22:00'ye kadar eğlendik, tombala falan oynadık, yedik içtik.
Saat 22:30 gibi ben Hüsnü'yü yolcu ederken, onlar da kapıya kadar uğurladılar. Hüsnü gitti, ama ben tedirgin oldum, kocam yoktu.
Biz içeri girdik ve televizyonda müzik ve eğlence proğramını izlemeye devam ettik. Bir ara Aysel abla odaya gitti, döndüğünde üzerinde ince bir gece elbisesi vardı.
"Aman sıkıldım dar elbiseden, şimdi rahatladım. Sen de ince birşeyler ister misin?" dedi bana.
Ben de, "Ben böyle iyiyim." dedim utanarak. Aysel abla, "Aaaa olurmu? Ben böyle sen öyle.
Hemen sana da bulalım!" dedi. "Bilmem ki nasıl olur?" dedim. Odaya gittik. Aysel abla dolabından ince bir askılı elbise çıkardı. Çok açık saçık bir elbiseydi.
Ben başörtülü bir kadınım, nasıl olacaktı, "Ben onu giyemem abla!" dedim.
Fakat zorla başörtümü çıkardı, "Kızım bu gece yılbaşı, bırak köylülüğü, gönlünce eğlen, bak bize takıl sabaha kadar!" dedi.
Verdiği elbisenin etekleri kısaydı, bu geceye kadar böyle elbise giymemiştim. Sıkılyordum. Odaya girerken çıplak hissettim kendimi. Bir de kocamdan başka bir erkek vardı yanımızda. Ama neyse, o benim abim sayılırdı.
Saat 24:00'e çeyrek vardı, Aysel abla mutfağa çağırdı beni, "Güzel bir yılbaşı sofrası ve mezesi hazırlayalım, bana yardım eder misin? Osman abin içmeden durmaz, bakarsın biz de atarız bir iki duble belki, olmaz mı?" dedi.
"Ben içkiyi hayatımda hiç ağzıma sürmedim abla, siz için!" dedim. Sofrayı hazırladık. Saat 24:00'e saniyeler kala Aysel abla ile Osman abi beni de ayağa kaldırıp, geri saymaya başladılar.
Osman abi bir koluna Aysel ablayı, bir koluna da beni takmıştı. Yüksek sesle sayıyorduk, ben de onlara katılmıştım.
"Sıfır!" deyince Osman abi Aysel ablayı sarılıp kucağına aldı, kaldırıp öptü. Hatta uzunca dudağından öptü. Sonra bana yöneldi, beni de kucaklayıp, "Mutlu yıllar!" deyip beni de yanaklarımdan, ama dudağıma yakın öptü.
İçim bir tuhaf oldu. Ben ne yapıyordum? Kimse inanmazdı şu olanlara. Hoşuma gitti, ilk defa böyle değişik bir yılbaşı kutluyordum. Sonra oturduk, ben Aysel abla ile konuşurken, Osman abi içki içmeye başladı. "Bayanlar size de dolduruyorum!" dedi.
"Ben içmem, siz için!" dedim. İkisi kadeh tokuşturup içmeye başladılar. Hem sohbet ediyor, hem yiyor, içiyorduk (ben meyvasuyu içiyordum sadece).
Osman abi sürekli eşine takılıyor, ona el şakaları yapıyor, kucaklıyor, öpüyordu. Bir ara ikisi de bana, "Meyvasuyuna biraz Votka katalım, bak sen de seveceksin, eğer hoşuna gitmezse içme!" dediler. Artık ısrarları üzerine kabul ettim.
Önce tadı değişik geldi, ama biraz içince hoşuma gitti. Ama sarhoş olurum diye korktuğum için, bir bardaktan fazla içmeyecektim. Osman abi, "Cenaze evindemiyiz yaa, oturmaya mı geldiniz buraya, hadi biraz da oynayın bakalım!" dedi ve oryantal bir CD koydu.
Aysel abla beni de zorla kaldırdı ve başladı kıvırtarak oynamaya. Ben utandım, yüzümün kızardığını söylediler. İçkinin tesiriyle kendimi koyverdim, aslında iyi oryantal yapardım.
Aysel abla, "Kız sen dansözlere taş çıkartırsın valla, bu ne güzel oynayış!" dedi. Osman abi de, "Aysel bu kızda ne cevherler varmış da haberimiz yokmuş!" dedi. Az sonra Osman abi de kalktı bizimle oynadı. Sonra oturduk ve oynamayı nasıl öğrendiğimi sordular.
Ben de kızlar arasında oryantal yarışı yaptığımızı, sürekli oynadığımızı anlattım. Aysel abla, "Biraz da romantik takılalım kocacığım!" deyip, slow bir CD koydu.
Odanın büyük ışıklarını södürüp, küçük mum ışığı tipindekini yaktı sadece ve ışığını da loş hale getirdi. Osman abiyle dansa kalktılar…
Kafaları da çakırlaşmıştı. Dans erlerken öpüşüyorlar, elleri de birbirinin vücudunu okşuyordu. Osman abi bir ara eşinin boynunu yaladı. Beni fark etmiyorlardı sigara dumanı ve loşluktan. Ben çaktırmadan onları seyrediyordum.
Aysel abla elini kocasının önüne atmış, sikini okşuyordu. Dudakları biririnden ayrılmıyordu. Az daha biribiriyle sevişeceklerdi. Aysel abla benim sıkıldığımı fark etmiş olacak ki, "Ben yoruldum!" dedi. Ama Osman abi, bırakmak istemedi.
Aysel abla da, "Biraz da Oya ile dans et hadi, onu kaldır dansa, ben de masadakileri toplayıp mutfağa götüreyim!" dedi.
Otururlarken Osman abi bana, "Oya hadi dans edelim!" dedi, elini uzattı.
Ne yapacağımı şaşırdım, istemeden elimi uzattım ona. Dansa başladığımızda Aysel abla da masayı toplamaya başladı…
Osman abi yeni yıldan neler beklediğimi falan soruyordu. Yüzü yüzüme değecek gibiydi. Nefesini hissediyordum. Vücudumuz değiyordu zaten. İçimde birşeyler kıpırdıyor, fakat ben duygularımı bastırmaya çalışıyordum.
Osman abi konuşmaya devam ediyordu. İlk defa bana bu kadar yaklaştığını ve beni çok sevdiklerini anlatırken, elini belimde gezdiriyor, kalçalarımı okşuyordu.
"Ne güzel oynadın öyle, vücudun da çok güzelmiş, aslında hep böyle giyinsen ya!" dedi. Ben de, "Açık giyinirsem kocam kızar!" dedim. "Ama çok düzgün fiziğin var,
insanlar da görsün bu güzelliğini, bak biz de sevindik!" dedi. İçim yine tuhaf oldu. Başka bir erkek beni beğendiğini söylüyor ve beni okşuyordu.
Bu arada Osman abi eşini izliyordu. Ona meyva hazırlamasını söyleyip mutfağa gönderdi…
Aysel abla gidince, Osman abinin hareketleri serbestleşti, elini kalçama indirdi. Beni yanağımdan öptü, "Oya çok güzelsin!" deyip dudağımdan öpmeye çalışırken, ben geri çektim kendimi. Elini bacaklarıma indirdi, zorla öpüyordu.
Ben kendimi kaçırırken birden dudaklarım onun dudaklarına değdi ve Osman abi de hemen yapıştı dudaklarıma. Kocamdan başka bir erkekle hiç öpüşmemiştim. Tadı farklıydı.
Tükrüğü, dudaklarıma yapışıp içine çekmesi değişikti. Ben yine kendimi toparladım, "Oturalım!" dedim. Ben oturunca, o direk mutfağa gitti…
Aradan bir süre geçti, kimse gelmeyince, yavaşça mutfağa yöneldim. Mutfağın kapıdan içeriye baktım ki, aman Tanrım! Osman abi beni öpüp okşayamayınca, gitmiş hevesini karısından çıkarmaya çalışıyordu.
Arkasında eteğini kaldırmış, külodunu dizine kadar indirmiş, amını yalıyordu. Aysel abla da, "Yapma Osman, içeride kız var!" diyordu. Osman abi de, "Siktirtme kızını lan, mazaret dinlemem ben, seni sikmeden bir adım atmam buradan!" diyordu.
Hemen aysel ablayı tezgaha domaltıp, kendi pantolonunu ve donunu indirdi, sikini eline aldı. Ne büyük birşeydi o öyle! Tükürükle sikinin başını ısladı önce, sonra dayadı karısın amına. Aysel abla sadece boğuk bir, "Ohhhh!" diyebildi.
Osman abi kudurmuş gibi hızlı hızlı sikmeye başladı. Sikinin ancak yarısı giriyordu Aysel ablanın amına. "Yavaş Osman, hepsini sokma, canım yanıyor!" diyordu.
Az sonra siki ve taşakları Aysel ablanın kalçalarına vuruyordu. Sonra birden boşaldı ki herhalde, Aysel ablanın üstüne yığıldı kaldı. Ben de sessizce yerime geçtim.
Banyoya gidip geldiler yanıma. Gece devam ediyordu. Benim aklımda Osman abinin siki vardı. Aman Tanrım, ben neler düşünüyordum. Saat 02:00 gibi oldu,
"Ben gideyim artık." dedim. Hemen müdahale ettiler, "Ne demek gitmek? Bir yere gidemezsin, bu gece salmayız seni. Bu saten sonra nereye? Kalıyorsun burada!" dediler. Bana konuşma hakkı bile vermediler.
Aysel abla odadan ince bir gecelik getirdi. Ama gecelik tamamen şeffaftı, içi tam gözüken cinsten. "Yan odada giy!" dedi. Giyip geldim, ama kendimi çıplak hissettim. İkisi de bana bakıyordu. Sütyenim ve külotum olduğu gibi belliydi.
O sırada televizyonda şarkılar çalıyordu, slow bir müzik vardı. Osman abi elini bana uzatarak, "Hanımefendi benimle dans eder misiniz?" dedi. Aabla da, "Hadi kalk, nazlanma!" deyince, ben artık üzerimden utangaçlığımı atmıştım, "Tabii beyefendi!" dedim.
Biz dansa kalkarken Aysel abla esniyordu. Eline kumandayı alıp televizyonun sesini açtı. O da şarkıyı mırıldanıyordu. Kocasını hiç kıskanıyor gibi değildi, çok rahattı. Demek ki onlar alışkındı böyle yaşamaya. Osman abinin nefesi dudaklarımın ucundaydı. Az sonra oturduk.
Osman abi içmeye devam etti. Aysel abla, "Benim uykum geldi, ben yatacağım. Oya senin yatağını yan odaya açtım canım. Uykun gelince yatarsın. Osman abin daha içer. Sabah beraber kahvaltı yaparız. Tamam mı? Hadi size iyi geceler!" dedi. "Abla ben de yatayım artık. Sana da iyi geceler!" dedim kalktım, birlikte odalarımıza çekildik.
Ben uykuya dalamamıştım. Çişim gelmişti. Tuvalete giderken yatak odalarının önünden geçiyordum, kapıları açıktı ve Aysel abla çoktan sızmıştı.
Osman abi salonda televizyona bakıyordu. Televizyonda açık saçık bir film izliyordu. Beni fark edince, "Oya uyuyamadın mı canım? Gel televizyon izle biraz, ozaman uykun gelir!" dedi. Ben de tuvalete gittiğimi söyledim.
Tuvaletten gelirken Osman abinin yanına gidip gitmemekte tereddüt ettim. Ama içimdeki dürtüler farklı şeyler de istiyordu. Sonra dayanamadım gittim yanına. Osman abi çok sevindi, "Gel canım, romantik bir film var." dedi, yanına oturmam için biraz yana kaydı. Oturdum seyretmeye başladım. Ama erotik sahneler de vardı…
Az sonra ışığı söndürdü, "Aysel ablanı rahatsız etmesin ışık!" dedi. Artık sarhoşluğu iyice anlaşılıyordu. Elini yavaşça bacaklarımda gezdirmeye başladı.
Diğer eliyle de sikini sıvazlıyordu. Filmde iki sevgili öpüşmeye başlayıca, Osman abi de beni öpmeye başladı. Benim de başım dönüyordu, hiçbir şeyi düşünemiyordum ve düşünmek istemiyordum. Kendimi salıp, karşılık verdim.
Beni biraz öptükten sonra, "Oya sana tapıyorum, seni bu gece öyle bir sikeceğim ki, tadını hiçbir zaman unutamayacaksın!" dedi ve önüme diz çöküp külodumu çekti çıkardı. Sonra bacaklarımı açtı ve amımı yalamaya başladı.
Arada bir yalamyı bırakıp, "Müthiş bir güzellik bu Oya, keşfedilmemiş bir hazine var burda, sen her erkeğin hayali olacak kadınsın!" diyor, tekrar yalıyordu…
Beni yalayarak 2 defa orgazm ettikten sonra ayağa kalktı ve sikini ağzıma verdi. Zaten kocaman birşeydi ve ben yaladıkça dahada büyüdü siki.
Bacaklarımı omzuna alıp sikini sokmaya başladı. O koca sikin amıma bir kayışı vardı ki, kızak gibi girdi. Yarısı girip de, başı amımın çeperine dayanınca, "Osman abi sikin çok büyük, hepsini sokma!" diyebildim. Ama o dinlememiş hepsini sokmuştu bile.
Boşalmaktan amım o kadar sulanmıştı ki, içine almışt koca siki. Osman abi öyle zevkle gidip geliyordu ki, elinden gelse taşaklarını da sokacaktı sanki.
Beni birkez daha orgazm ettikten sonra, "Kocan seni götünden sikti mi hiç, haa?" dedi. Anladım ki götümü sikmeyi kafaya koymuştu. "Hayır Osman abi, deliğim çok küçük, girmez oraya!" dedim.
Tabii yine dinlemedi, beni çevirdiği gibi koltuğa domalttı ve götümün deliğini yalamaya başladı. Sürekli tükürükle ıslatıyor, diliyle parmağıyla götümün deliğini alıştırmaya çalışıyordu.
"Oya, bu deliğe mutlaka girmem gerek, böyle dar deliğe girmeyeli uzun yıllar oldu. Ayselin amı götü çuvala döndü!" diyerek sokmaya çalıştı. Ama ben çığlık atınca geri çekti.
Sonra bir daha denedi, bu sefer çok acımadı. Aksine hoşuma da gitti ve başladım götümü sikine doğru bastırmaya. Kendimi nasıl kaptırdıysam artık, "Hadi! Hadi! Hadi sok hepsini! Del götümü! Sik götümü!" dediğimin farkına vardım.
Ben neler söylüyordum. Utanmam falan kalmamıştı. Sonunda her ikimizin gayretiyle o koca yarak köküne kadar girmişti götüme…
Fakat götüm çok dar olduğundan, Osman abinin siki mengeneye kısılmış gibi, ne ileri, ne de geri gidiyordu. Elimi arkaya atıp taşaklarını okşamaya başlamıştım ki, Osman abi o saniye, "Geliyorum Oyaaa!" dedi ve götüme boşaldı....
Evli Peçeli Kadın 2
Hasan'ın karısı ile yaşadıklarım içimde derin bir pişmanlık oluşturmuştu. Günler geçmesine rağmen bu histen bir türlü kurtulamıyordum. Tek tesellim Hasan'ın artık başka şehirde olması nedeniyle onunla karşılaşmayacak olmamdı.
Onu her gördüğümde pişmanlık duygusu içimde yeniden alevlenecekti. Her ne kadar seksi karısı benimle sevişmeyi kendisi istemiş de olsa, karısını becerdiğim anlar gözümün önüne gelecekti her defasında…
Hasan o günden sonra beni hiç aramadı. Ta ki iki hafta sonra sabah saatlerinde ansızın yanıma gelinceye kadar... Odama girip oturdu. Asabi bir hali vardı. Aklımdan bir saniyede onlarca şey geçti. Yoksa her şeyi öğrenmiş miydi? Karısıyla seviştiğimi öğrendiyse ne yapacak, dövüşecek miyiz, çekip beni vuracak mı?
Hasan benim içimden geçenlerden habersiz, yine her zamanki haliyle makineli tüfek gibi konuşmaya başladı.
“Şefim kusura bakma ne olur. O gün nakliyeci ile hoş olmayan şeyler yaşanmış. O olayın üzerine hanım da taşınmayı kabul etmedi. Yine döndüm buralara.”
“Sevindim Hasan, hayırlı olsun.”
“Pek hayırlı değil şefim… Şantiyeye iş için başvurdum ama hem ihtiyaç yok diye hem de yakın zamanda sara nöbeti geçirdiğim için kabul etmediler. Çok masrafa girdim işe ihtiyacım var son kez yardım et bana lütfen.”
“Hasan usta iş konusu kolay. Onu çözeriz. Dur az soluklan. Niye geri döndün, eşin niye gelmedi? Eşyaları bile toplamıştınız oysa…”
“Şefim nakliyeci sorun çıkarınca karım sana karşı çok mahcup olmuş. Adama karşı beni de savunmak zorunda kalmışsın. Hanım da bu duruma çok bozulmuş. Saatlerce bağırıp çağırdı telefonda bana… Adamlar burada tartışırken, şefin adamla bizim için kavga ederken sen telefon açıp sormadın bile diye ağzıma tükürdü. Daha taşınmaya başlamadan sorunlar olunca bana güvenip de gelmedi.”
Karısını siktiğimi öğrenmemişti, tam aksine karısını koruduğum için bana minnettarlık duyuyordu. Şantiyede ekiplerin alımlarının yapıldığı bölümü telefonla arayıp dış cepheleri geciken bloklar olduğunu ve Hasan'ın girişinin yapılmasını söyledim. Sonra da döndüm,
“Hasan, sen gidip işe girişini yaptır. Sabah seni almaları için servisi de ayarlasınlar.”
“Şefim sana ne kadar teşekkür etsem azdır. Bu iyiliklerini nasıl öderim bilmiyorum. Şayet müsaitsen akşama güzel bir yemek hazırlatırım hanıma, bu gece misafirimiz olursun. Bekar adamsın, ev yemeklerini özlemişsindir.”
“Hasan usta bugün olmaz, belki başka bir gün…”
“Şefim, bu akşam gelirsen beni çok mutlu edersin. Yaptıklarının karşılığı olmaz ama... En azından ben de senin için bir şey yapmış olurum. Lütfen kırma beni…”
“Söz vermiyorum, akşama haberleşiriz.”
“İtiraz istemem şefim. Akşama bekliyorum.”
Hasan sevinerek işe girişini yaptırmaya gitti. Hasan'la karşılaşmam yetmezmiş gibi bir de akşama karısı ile beraber olacaktım. Kafamda onlarca soru işareti cirit atıyordu.
Hasan'ın karısının çarşafının altından tanıdığım en ateşli kadın çıkmış, saatlerce zevk alarak sevişmişti benimle… Sonra da işlediği günahın pişmanlığıyla beni evden kovmuş, sikilmişten beter etmişti.
Ela akşam bana nasıl davranacaktı acaba? Kocasının yanında öfkesini devam ettirecek miydi? Hareketlerinden aramızda yaşananları kocasına belli edebilir miydi? Adam işkillenebilir miydi bizden?
Kafamı dağıtmak için öğleden sonra mini buzdolabımdaki votkadan içmeye başladım. Akşama kadar ufak ufak içip şişeyi yarıladım. Soru işaretlerini kafamdan çıkarıp atmıştım artık… Ne olacaksa olsun, gittiği yere kadar gider diyordum.
Mesai bitince Hasan'ın evine gitmek üzere yola koyuldum. Evlerine vardığımda kapıyı Hasan açtı. İçeri geçip salonda oturduk. Eşi ortalıkta görünmüyordu.
“Şefim çocukları kaynanama yolladım. Sen yorgunsun kafanı şişirmesinler akşam akşam…”
“Olur mu Hasan usta, çocukları severim ben…”
“Olsun, biz rahat rahat yemeğimizi yer muhabbet ederiz. Sen dinlenmene bak, ben yemeğin, masanın durumunu öğrenip geliyorum.”
Hasan mutfağa geçti. Karısı ile bir şeyler konuşuyordu. Yerimden kalkıp salonun kapısına yaklaştım, seslerini, ne konuştuklarını dinlemeye çalıştım.
“Evlendiğimizden beri ilk defa bir arkadaşımı eve davet ettim. Surat yapıp durma artık. Adama ayıp olacak. Adama ne zaman bir işim düşse bir çırpıda çözüyor.”
“Adam için surat yapmıyorum Hasan, misafir gelecekse önceden haber verirsin. Pat diye eve misafir mi getirilir? Yemekle uğraşırken evi toparlayamadım. Hem de telaştan daha pijamalarımı çıkaracak zaman bulamadım. Adam yemeğe mutfağa gelecek, mutfak almış başını gidiyor. Misafir böyle mi davet edilir? Sen ne zaman adam olacaksın bilmiyorum.”
“Aceleye geldi haklısın. Bu sefer idare et. Ben bulaşıkları yıkar sana yardım ederim. Sen de git çarşafını giyin. Adam seni böyle ev haliyle görmesin.”
“Duş da almam lazım. Koşuşturmaktan ter içinde kaldım.”
Mutfaktan uzaklaşan ayak sesleri Ela'nın üstünü değiştirmek için yatak odasına gittiğinin habercisiydi. Ela'nın bir hayalet gibi evde dolaşması ve gizemli halleri onu çok daha çekici hale getiriyordu. Ayaklarının sesleri bile sertleşmeme yetmişti.
Kot pantolonun içine iç çamaşırı giymekten pek hoşlanmadığım için sertleşince aletim baldırıma doğru uzanıp kendini belli ediyordu. Alkolün verdiği cesaretle Hasan izin vermese bile gözlerinin önünde karısını yatırıp sikmek geliyordu içimden…
Kulaklarımı dört açmış evin içinde Ela'nın seslerini dinliyordum. Klozetten gelen su sesi, duştan gelen sesler, fön makinesinin sesi… Gelen seslerden Ela'nın her yaptığı gözümün önünde canlanıyordu.
Benim seks tanrıçam şimdi banyo yapıyor, şu anda küvetin içinde çırılçıplak… Köpükler bedeninden süzülüyor, memeleri, amcığı köpükle kaplı… Duşakabinin kapısı açıldı. O seksi, çıplak vücudunu kuruluyor havluyla… Upuzun simsiyah saçlarını fönlüyor. Ses kesildi. Giyiniyor herhalde… O beni delirten dantelli siyah file jartiyer çoraplarını mı giyecek bacaklarına? Offf…
Hasan mutfağı toparlarken Ela'nın yeniden ayak sesleri gelmeye başladı. Mutfağa gidiyordu. İçeri girer girmez Ela'nın sesi duyuldu;
“Bu yerlerin hali ne böyle Hasan. Bir işi de adam gibi yapamaz mısın? Her yeri ıslatmışsın. Ben yemekleri doldururken sen de banyodan paspası getir. Çoraplarım da ıslandı, aptallıklarından bıktım senin...”
Oh, çorapları ıslanmış haspamın… O ojeli ayak tırnakları ıslanmış. Önünde diz çöküp elime alsam, öpe öpe kurutabilsem o minicik seksi pamuk gibi ayacıklarını… Çorabını yavaş yavaş, öpe öpe sıyırıp çıkarsam bacaklarından…
Hay aksi, ben hayaller kurdukça, türlü türlü şeytanlık düşündükçe sikim kalkıyor. Ben Hasan kalkmış sikimi görmesin, yatışsın diye uğraşırken yarak direk gibi oluyor kotun içinde…
“Kadın yavaş konuş. Adam duyacak söylediklerini, biraz sessiz ol. En azından bu gün biraz sakin davran. Fark etmemişim yerlerin ıslandığını. Hallederim şimdi.”
Hasan mutfaktan çıkıp banyoya geçerken yanıma gelip;
“Şefim, seni de yalnız bıraktım kusura bakma.”
“Sorun yok Hasan usta ben iyiyim böyle. Banyo müsaitse ellerimi yıkamak istiyorum.”
“Şefim benim banyoda az işim var. Sen buyur diğer banyoya geç.”
Beni yatak odasındaki ebeveyn banyosuna götürdü. Kendisi de diğer banyoya paspası yıkamaya gitti. Ela benim buraya gireceğimi tahmin etmediği için her şeyini ortalıkta bırakarak çıkmıştı.
Askıda duran incecik siyah tül külodunu alıp kokladım. Bu tanıdık koku içimde fırtınalar kopardı. Külodunu arka cebime koyup banyodan çıkmak üzereydim ki içeriden, yatak odasından Ela'nın sinirli sesi geldi.
“Hasan sen burada mı yıkıyorsun paspası, geri zekalı herif?”
Ela ebeveyn banyosundakinin kocası olduğunu zannediyordu. O sırada Hasan evin içinden koşar adımlarla gelip,
“Banyodaki ben değilim adam içerde…” dedi.
İşte tam o sırada, aynı anda ben de banyodan çıktım. Üçümüz de bir an öylece donup kaldık, üçümüzün de gözleri kocaman açıldı.
Ela yatak odasının mahremiyetine güvenerek yatağın üzerine sere serpe oturmuş, çarşafının etek kısmını baldırlarına kadar açmıştı. Islanmış çoraplarını çıkarıp yere atmış, ince siyah çoraplarını giyiyor. Jartiyer çorabının birini baldırına kadar çekmiş, diğeri ayağında henüz, siyah külodu olduğu gibi meydanda… Tanrım, bu kadın neden sürekli jartiyer çorap giyiyor, beni delirtmek, kudurtmak için mi? Ne kadar tahrik olduğumu bile bile…
Hasan yatak odasının kapısında dikilmiş, karısına banyodakinin ben olduğumu anlatmaya çalışıyor telaşla… Ben de banyonun kapısını açar açmaz Ela ile göz göze gelmişim, sergilediği manzaraya, teki çoraplı diğeri çorapsız bacaklarına, küloduna bakıyordum.
Bunca uzun uzun cümlelerle anlatıyorum ama… Aslında ağır çekim bir film sahnesi gibi her şey birkaç saniyede oluvermişti. Ben telaşla tekrar banyoya girip kapıyı kapattım. Ela kocasına sessizce,
“Adamın burada ne işi var Hasan? Burada, yatak odamızda?”
“Banyoya gideyim dedi, ben de paspası yıkıyordum o anda… İşini görsün diye buraya getirdim. Sen mutfaktaydın, buraya geleceğini bilmiyordum.”
“Senin aptallığının bir sınırı yok mu be adam! Adam donuma kadar gördü beni.”
“O öyle bir adam değil. Olan oldu artık yapacak bir şey yok.”
“Her yerimi gördü diyorum sana… Ne bacaklarım kaldı, ne külodum kaldı. Gerçekten aptal mısın, yoksa aptalı mı oynuyorsun anlamıyorum artık Hasan.”
“Saçmalama da, giyin ve çık artık buradan.”
Hasan bir kaç dakika sonra seslenip odanın müsait olduğunu çıkabileceğimi söyledi. Sessizce mutfağa kadar yürüdük. Hasan'ın öfkesi suratından okunuyordu.
Mutfaktaki yemek masasının bir tarafı duvara dayanmış diğer üç tarafına da sandalye bırakılmıştı. Hasan beni balkona doğru olan sandalyeye buyur etti. Kendisi ortada oturdu. Ela da sırtı mutfak kapısına dönük şekilde karşımdaki sandalyeye oturacaktı.
Standart Toki evleri gibiydi mutfak, daracıktı. Küçük bir masa koyduktan sonra tezgahla masanın arasından geçmek zorlaşıyordu.
Ela yemek servisi yapıyor, Hasan da üzerimden gözünü ayırmıyordu. Ela bana servis yapmak için Hasan'ın arkasından her geçtiğinde sandalye ile mutfak tezgahı arasından sıkışarak geçiyordu. Ela bir kaç kez sıkıştıktan sonra Hasan mecburen kalkıp karşımda ki sandalyede oturdu.
Hasan her ne kadar bana güvense de yatak odasında yaşananlardan sonra bana bakışı değişmiş gibiydi. Ben elimdeki telefonumla uğraşıp mümkün oldukça başka yere bakmıyordum.
Ama Ela yemek servisi için yanıma her geldiğinde siyah ince çoraplarının içindeki ayaklarına göz ucu ile bakmaktan kendimi alamıyordum. Az önce sadece o ayakları değil bütün bacaklarını, çoraplarını, külodunu bile görmüştüm. Aletim yine taş gibi olmuştu.
Çorba ve salataları dağıttıktan sonra karısı Hasan'ı salona çağırdı;
“Sakin ol artık Hasan. Yoksa yine nöbet geçireceksin.”
“Kendi aptallığıma sinirliyim. Hızlıca işleri halledeyim derken her şeyi mahvettim. Arkadaşım karımın her yerini gördü, hem de benim yüzümden.”
“Ne bizim, ne adamın suçu yok, sakin ol artık. Olan olmuş. Adama gözlerini dikip durma.”
“Sana nasıl baktığını gördüm.”
“Tamam artık uzatma Hasan! Adam banyodan çıktığında bir anda neye uğradığını şaşırdı bizim gibi... Anında içeri girdi zaten…”
“Haklısın galiba, adam başka ne yapabilirdi ki? Ama yine de yediremiyorum kendime.”
“Uzatma diyorum sana… Sen nelerini gördün, bunu dert etme. Bana da eski defterleri açtırma Hasan… Yeter artık...”
İçeri gelip masaya oturdular. Hasan benim yanıma karısı da karşıma oturdu. Karısı yüzündeki peçesini çenesinin altına çekti yemek yiyebilmek için... Dudaklarında hafiften bir ruj vardı. Hasan karısının makyajına şaşırmış, yine gerilmişti. Ben gergin ortama dayanamadım daha fazla… Çorbanın yarısını içtikten sonra,
“Hasan usta, ellerinize sağlık... Yemekler çok güzel görünüyor ama benim çıkmam lazım. Kusura bakmazsanız ben kalkayım artık.”
“Olur mu şefim daha yemeğe daha başlamadık bile.” Ela atıldı bu kez,
“Lütfen, onca hazırlığı sizin için yaptım. Biraz aksilikler oldu ama, ev halidir, normal şeyler bunlar…”
Hasan'ın yanında ilk defa benimle konuşmuştu. Hasan karısının benimle konuşmasına dahi tahammül edemiyordu. Masadan hışımla kalkıp salona geçerken karısının da gelmesini işaret etti.
Salondan bir anda sesler yükseldi yine,
“Yemekte peçeni açacağını bildiğin halde neden makyaj yaptın?”
“Masada olmamı sen istedin, ayrıca beni ne zaman makyajsız gördün ki sen?”
“Elin adamına kendini mi beğendireceksin be kadın? Çabuk sil o dudaklarını…”
O sırada salondan önce bir patırtı sonra da Ela'nın çığlık sesi geldi.
Telaşla kalkıp yanlarına gittim. Kocası sara nöbeti geçirmeye başlamıştı. Bayılıp yere düşerken kafasını da cam sehpaya çarpmıştı. Boğazına kaçan dilini çıkardım. İkimiz de Hasan'ı kendine getirebilmek için uğraşıyorduk.
Ela'ya ambulansı aramasını söyledim, kanamasını durduramıyorduk. Kısa sürede acil servisten gelip Hasan'ı sedyeye aldılar. Ela, Hasan ile birlikte ambulansa binmek istedi ama ambulansa hasta yakını almadıklarını söylediler.
Mecburen Ela ile birlikte benim arabaya atladık, ambulansın arkasına takılıp hastaneye gittik.
Hasan'ı travma ünitesine aldılar. Bir süre sonra doktoru durumunun iyi olduğunu, bir iki saate kadar eve götürebileceğimizi ve uzun olmamak şartı ile hastayı görebileceğimizi söyledi.
Karısı içeri girip Hasan'a bakıp çıktı. Koridorda koltuğa oturmuş beklerken gelip yanıma oturdu. Bizden başka kimse yoktu ortalıkta… Başını uzatıp iki yana bakındı, sonra da elini uzatıp elimi tuttu.
Sevindirik oldum bir anda… O benimle sınırsızca sevişen kadın geri gelmişti. Elleri sıcacıktı, ateş gibi yanıyordu adeta… Sürmeli gece siyahı gözbebeklerini dikti bana, peçesinin altında gülümsediğini anladım, göz kenarları kısılmıştı.
“Durumu iyi, kendine gelmiş. Kendi yaptıklarına kendi sinirleniyor, sonra da kıskançlık krizine girip bu hale geliyor işte. Şimdi de özür dilemek için seni görmek istiyor.”
Tanrım, seksi ve boğuk ses tonu bile yatakta benimle sevişir gibiydi kadının…
İstemeyerek elini bırakıp kalkmak zorunda kaldım, içeri girdim. Daha içeri girer girmez başladı yine Hasan;
“Şefim seni misafir etmeyi bile beceremedim. Hakkını helal et.”
“Sırası değil bunların şimdi Hasan usta. Sen iyi ol da, gerisinin bir önemi yok. Birazdan taburcu edecekler seni… Sizi eve bırakmak için dışarda bekliyorum.”
Hasan'ı taburcu ederken odadan tekerlekli sandalye ile çıkardılar. Doktor Hasan'a ve bize yapmamız gerekenleri anlattı;
“Hasta kafasını vurduğu için gece ani travma gelişme riski var. Bu gece kuvvetli ilaçlar verdik, çünkü uyutulması gerekiyor. Hasta uyurken yanında nöbetleşe beklemelisiniz. Herhangi bir anormallik, kusma gibi durumlar gelişirse acilen hastaneye gelmesi lazım” dedi.
Doktorun yazdığı ilacı alıp evlerine doğru yola çıktık. Hasan öne, karısı da arkaya oturdu. Yolda Hasan kendi ile dalga geçip bize şakalar yapıyordu. Ortamdaki gerginlik dağılmış yerini şakalaşmalara bırakmıştı.
“Hasan usta, kafayı vurunca düzeldin galiba… Sinirin geçmiş bakıyorum.” dedim.
“Bana da öyle geliyor şefim.”
Eve kadar olan uzun yol boyunca sohbet ve şakalaşmalar devam ederken kırmızı ışıkta durduk. Beklerken arka cebimdeki Ela'nın külodunu sol elimle kapı ile koltuğun arasından arkaya doğru uzattım.
Ela uzattığım şeyi görmüştü. Arabanın arka koltuğunda ortaya doğru kayarak elini uzattı. Elimi tutarak, parmaklarımı okşayıp sıkarak külodunu aldı. Sonra bana;
“Bu koltukta sorun mu var?” diye sordu. Koltukta sorun yoktu ama niyetini anlamıştım. Benim arkamdaki koltuğa doğru kaymak istiyordu.
“Evet Ela hanım, döşemenin yayı kırılmış. Yan tarafa geç istersen…” diye cevap verdim.
Sürücü koltuğunun tam arkasında yerini aldı. Kocası da her şeyden, çarşaflı peçeli karısının benimle fingirdemelerinden habersiz, bir oradan bir buradan konular açıyor, anlatıp duruyordu. Karısı ile onu dinliyormuş gibi yapıp arada bir cevap verip gülüyorduk. Sonra ilaç etkisini göstermeye başladı, sesi kesildi. Ön koltukta, oturduğu yerde uyukluyordu.
Elimi aradan yine arka tarafa uzatmış Hasan'ın karısının bacaklarında dokunabildiğim kadar yerlerini okşuyordum. Ela da benim ona ulaşabilmem için arka koltukta kendini yayabildiği kadar yaymış, bacaklarını aralamıştı. Dikiz aynasından görebildiğim kadarı ile çarşafının içinde kımıldayıp duruyordu. Sonra elime bir şeyler tutuşturdu.
İnanamıyordum gözlerime, altındaki zevk suyundan ıslanmış külodunu çıkarmış, avucumun içine koymuştu. Hapşırmış gibi yapıp burnumu silmek için külodunu avucumun içinde burnuma götürdüm. Dilimle ıslaklığının tadına baktım. Amcığının ekşimsi tadını vücudumun her noktası tanımıştı.
Külodunu cebime koydum. Sikim yine kazık gibi olmuştu. Ela kocasının yanında elini uzatmış kalçalarıma dokunuyordu. Birbirimize dokunabilmek için can atıyorduk. Hasan'ın derin uyuduğunu görünce iyice delirdi.
Öne doğru eğilip kucağıma götürdü elini, pantolonumun üstünden sikimi okşamaya başladı. Taş gibi olmuştu yarağım, fermuarımı açıp rahatlatmak istedim, sıcak eli içeri daldı, sikimi avuçladı. Neredeyse kaza yaptıracaktı bana çılgın kadın…
Neyse ki az sonra evlerine gelmiştik. Toparlandık. Hasan'ı arabadan indirdik. Karısıyla beraber koltuk altına girip Hasan'ı eve götürmeye başladık. Dış kapıyı açtı Ela, asansöre bindik.
Asansör yukarı çıkana kadar geçen kısacık zaman diliminde Hasan'ın arkasında kalan elimle Ela'nın kalçalarını sıkmaya başladım. İncecik çarşafından her yerini hissediyordum. Kalçaların arasına elimi sokup külotsuz amcığına dokundum. Amının ıslaklığını hissedene kadar bastırdım.
“Iııhhh…” diye inleme sesleri gelmeye başladı kadından… Ela'nın çıkardığı inlemeler amının okşanmasından mı yoksa Hasan'ı taşırken zorlanmasından mı anlaşılmıyordu. Asansör durunca elimi çektim, çıkıp kapının önüne kadar eşlik ettim. Vedalaşıp kapıdan ayrıldım.
Arabanın içinde oturup beklemeye başladım. Hasan uyuduktan sonra karısı beni kesinlikle içeri alacaktır diye düşünüyordum. Gözüm Hasan'ın yatak odasının lambasındaydı. Yarım saat kadar sonra odanın lambası söndü.
Bir an önce eve girip Ela'ya kavuşmak istiyordum. Kasıklarım sancıdan patlamak üzereydi ve bir an önce onun daracık amcığına girmek, boşalmak isteyen sikim hala sertliğinden bir şey kaybetmemişti. Fakat ya Hasan eve girince kendine geldiyse, ya henüz uyumadıysa diye de endişeleniyor, uyuması için dua ediyordum.
Kısa bir süre sonra odanın penceresinde bir gölge belirdi. Perdeyi hafifçe aralamıştı ama penceredeki Hasan mı, yoksa karısı mıydı anlaşılmıyordu. Sonra gölge kayboldu ve ardından odasının lambası yandı. Perdenin arkasındaki gölge yine belirdi. Perdeyi aralamış aşağı bakıyordu.
Odanın ışığı arkadan vurduğu için penceredekinin Ela olduğunu seçebiliyordum. Telefonun ışığı ile ona doğru işaret verdim. Beni görünce komşularının fark etmemesi için önce etrafa baktı sonrada bana gelmemi işaret etti.
Dördüncü katta asansörden çıktığımda Ela kapıyı açmış beni bekliyordu. Ben girince hemen kapıyı kapattı. Hemen oracıkta sımsıkı birbirimize sarılıp öpüşmeye başladık. Sonra da zorlukla birbirimizden ayrılıp Hasan'ın yanına gittik. Kocasının yanına, yatağa oturdu.
“Durumu nasıl?”
“Uyuyor. Onu kontrol ediyordum. Çok derin bir uykuda şu an...”
“Hadi kalk canım. Salona geçelim, seni çok fena istiyorum.”
“Hayır, geçmeyelim. Burada, kocamın yanında yapmak istiyorum. Sen onun yanında kalçama dokunduğunda çıldırdım sanki... Çok tahrik etti beni… Yıllardır bana çektirdiklerinin acısını çıkarıcam ondan bu gece…”
Kemerimi açıp aletimi çıkardı. Etli dudaklarının arasında sikim zevkten uçmak üzereydi. Gözlerini gözlerime dikti aşağıdan, dakikalarca diliyle dudaklarıyla okşadı sikimi… Sonunda sikimi tutup çekiştirdi.,
“Bunu içimde istiyorum” diyerek kocasının yanına yatağa çıktı.
Benimle sikişmekten çok kocasını boynuzlamanın sevinç ve heyecanını yaşıyor gibiydi. Yatağın üzerinde kara çarşafını yukarıya kadar sıyırdı. Yüzünü kocasına doğru dönmüştü. Yatağa uzandı sonra…
“Banyodan çıkıp beni yarı çıplak görmenden hiç utanmadım biliyor musun? Daha çok tahrik oldum aslında… Çoraplı bacaklarıma, küloduma öyle bir bakışın vardı ki… Aklıma o gün yaşadıklarımız geldi. Gerçi hiç aklımdan çıkmadı ya…”
“Neyi merak ettim biliyor musun? İkiniz tartışırken kocana eski defterleri açtırma dedin ya… Sen daha nelerini gördün dedin. Anlatsana, kocan nelerini gördü senin?”
Külodunu yana çekip amcığını kalçalarının arasından yumruk gibi dışarı çıkardı. Elimi uzatıp kalçalarını, karnını, uçları sertleşmiş diri memelerini, kabarık ve kaymak gibi tertemiz amını okşamaya başladım.
Ela da yanı başında hareketsiz yatan kocasına bakarak konuşmaya başladı.
“Sen benim çoraplı bacaklarımı gördün diye sinirlendi ya kocam… Cemaatin şeyhi kızken bana tecavüz etti. Cemaat bizi evlendirirken Hasan bunu biliyordu. Benim çaresizliğimden istifade edip bu sünepe ile evlendirdiler. Bir de utanmadan her sene yıllık izninde çıkıp oraya gidiyor, kadın erkek ayrı ayrı yerlerde kalıyoruz.”
“Ne yapıyorsunuz peki?”
“Herif kadın müritlerinin içerisinden gözüne kestirdiklerini kandırıp gizli bir odaya götürüyor. Erkek olduğundan önce perde arkasından sohbet ediyor. Sonra masadaki şerbeti içmemizi istiyor. Şerbeti içen kadın bayıldıktan sonra ırzına geçiyor. Uyandığımda orada daimi kalan bir kaç kadın yanı başımdaydı. Bana dualar edip benim çok mübarek bir kadın olduğumu telkin ediyorlardı bana...”
“Vayy… Şeytanın bile aklına gelmez. Adamdaki fanteziye bak…”
“Evet, öyle… Çırılçıplaktım. Bacaklarımdan aşağıya bembeyaz döller akıyordu. Bana yüz yıllar önce ölmüş bir büyüğün beni zevcesi olarak kabul ettiğini anlatıyorlardı. Benim yerimde olmak herkese nasip olmuyormuş. Başıma gelenlerin oyun olduğunu söyleyip sorun çıkarınca da buna yamadılar beni...”
“Sakladın mı kocandan olan biteni?”
“Ne saklaması? Daha ilk görüşmemizde her şeyi anlattım Hasan'a, yardım etmesini istedim. Bu geri zekalı pezevenk onlardan taraf oldu, anlattıklarıma hiç inanmadı. Benim mübarek bir kadın olduğuma inanıyor. Şeyhinin beni becerdiğine inanmıyor, inansa bile adama sesini çıkarmıyor. Ama yabancı bir erkeğin benim dudaklarımı görmesini kıskanıyor.”
Bacaklarını ayırdım, arasına eğilip amını yalamaya başladım. Baygın gibi yatan kocasının elini tuttu,
“Ohhh… Hasan'ım, şefin karının mübarek amcığını yalayıp bitiriyor kocacım… Çok zevk veriyor karına…” dedi.
Dilimi Ela'nın amının dudaklarında, klitorisinde, hatta götünün pembe deliğinde uzun uzun dolaştırıyor, küçük bir yarak gibi deliklerinden içeriye sokup çıkarıyordum. Her klitorisini okşadığımda minik zevk sarsılmaları yaşadığını, kalçalarının etlerinin kasıldığını hissediyordum. Sürekli inliyordu.
“Ohhh… Çok güzel… Yala canım… Yala… Dilin bitiriyor beni… Hasan kalk bak, Şefin karını sikmek üzere… Uyan da bak, taş gibi siki var şefinin…”
“Evet Hasan…” dedim ben de… Doğrulup Ela'nın amından akan zevk sularından ıslanan ağzımı elimin tersiyle sildim. Ela'yı kaldırıp kocasına doğru domalttım. Sikimin başını o kurabiye gibi şişip kabarmış, ıslak amcığına dayadım.
“Evet Hasan, güzel karını sikmek üzereyim. Çok şehvetli karın var Hasan… Hem çok güzel, hem çok seksi karın var Hasan… Çoraplı bacaklarını, köfte gibi dudaklarını gördüm diye çok kıskandığın karını sikiyorum senin…”
Islak amına sikimi sokarken Ela kasılmaya başlamıştı. Kocasının yanında sikilmenin yarattığı şehvet hissiyle ilk orgazmını yaşıyordu. Taş gibi sert, ama pamuk gibi beyaz kalçalarını yoğura yoğura içinde gidip geliyordum.
Kocasının yanında karısını sikmek beni de en az Ela kadar heyecanlandırmıştı. Dakikalar boyunca o ıslak amcıkta gidip geldim. Kasıklarımı kalçalarında şaklata şaklata sikip durdum karısını…
Ben karısının amcığına yarrağı gömdükçe yatak sarsılıyor, yanımızda yatıp uyuyan Hasan'ın bedeni yattığı yerde oynayıp duruyordu sarsıntıdan…
Ela yeniden orgazm kasılmalarına başlayınca ben de daracık vajinasıyla sikime yaptığı harika orgazm masajına dayanamadım artık, boşalmaya başladım.
Sonunda bittik. Ela başını kocasının göğsüne koyup uzandı. Amından süzülen dölleri parmaklıyordu.
Elini ağzına götürdü önce, sonra yeniden parmaklarını döllere bulayıp kocasının dudaklarına sürtmeye başladı. Ela'nın yanına uzanmak için yer açmasını istedim. Ela benim ve kocasının arasında yerini alıp bana yer açtı.
Sikimle oynuyor, yarı inik aletimi yeniden kaldırmaya çalışıyordu. Aşağı doğru kayıp bacaklarımın arasında uzanmaya başladı. Kocasının elini getirip sikime sürtüyordu.
“Bak Hasan, şefinin sikine dokun. Bu ıslaklık karının amının suları…” dedi. “Karını siktiler Hasan… Şefin bu siki karının amcığına koydu kocacım… Karına zevk verdi. Şeyhin beni sikerken baygındım, bir şey anlamadım ama, bu kez çok zevk aldım Hasan…”
Çarşafını sıyırıp memelerini çıkardı. Kocasının derin uykusundan cesaret almıştı. Memeleriyle, diliyle, kalçalarıyla, amcığıyla sikimi okşayıp sertleşmesini bekliyordu.
Sertleşmem fazla sürmedi zaten… Öyle acayip bir sahneydi ki… Sikimin hizasında iki yanıma dizlerini koyup yükseldi. Sertleşen sikimi pamuk gibi sıcacık elleriyle tutup amına dayadı. Başını bir kaç kez am dudaklarının arasına sürttürdü, klitorisini okşattırdı.
“Ohhh… Çok güzel…” diye inledi. “Dayanamıyorum artık…” dedikten sonra bir hamlede üstüne oturuverdi sikimin…
Dudaklarını ısırıyordu, kömür karası gözlerinin bebekleri kaymış, göz kapakları yarı kısılmıştı şehvetle… Bir an öylece kaldı. Kasıklarımız birbirine yapışmıştı. Elimi uzatıp iri memelerini avuçlayıp sıktım.
“Ahhh…” diye inledi. Dilinin ucuyla dudaklarını yaladı. “Çok… Çok büyük zevk alıyorum şu anda…” Sonra da oturup kalkmaya, üstümde zıplamaya başladı.
“Yine günaha girdin Ela… Bittikten sonra beni şeytanlıkla, kanına girmekle suçlamayacaksın yine değil mi?” dedim. Bir yandan da ince belini iki elimle tutuyor, sikimin üstünde zıplayıp duran azgın kısrağın ritmine uymaya çalışıyordum.
“Ohhh… Elimde değil. Seni çok istiyorum. Senin verdiğin zevki, sikinin içime girip çıkmasını özledim. Yarın tövbe ederim, af dilerim. Ama bu gece değil. Bu gece seninim…” diye inleyerek işine devam etti.
“Yatak odanızda senin bacaklarını gördüm diye kızan kocan şu anda seni sikerken görse ne yapar acaba?”
“Keşke görse… Keşke şimdi uyanık olsaydı. Bizi sevişirken, aletin içime girip çıkarken, bana zevk verirken izleseydi… Belki şeyhine ses çıkarmadığı gibi sana da ses çıkarmaz, beni hep sikmene izin verir, belli mi olur?” dedi.
Kocasına bakıyordu sikimin üstünde yaylanırken… Kocasının yanında sikilişini izlemesinin fantezisini kuruyordu kafasında... Yatak odalarının kutsal mahremiyetinde, kocasının yatağında iki erkek yan yana uzanmıştı. Erkeklerden biriyle kıyasıya sikişiyor, diğerinden de intikam alıyordu.
Yorulunca üzerimden inip kocasının üzerinde domaldı. Arkasına geçtim. Amına sikimi sokarken elini uzatıp sikimi kavradı, amında ıslatıp götüne dayadı.
Ben de arzusunu geri çevirmedim. Islak göt deliğine bastırdım, santim santim yarağı gömdüm. Kalçaları kasıklarıma yapıştığında gidip gelmeye başladım. Daracık götünden sikilirken sesli sesli inliyordu. Ardından tekrar ıslak amcığına geçirdim.
Yanına gelmemi istedi. İstemeye istemeye içinden çıktım, dediğini yaptım. Sikimi tutup ağzına götürdü, gövdesindeki başındaki beyaz köpükler halindeki kendi zevk sularını ağzında topladı.
“Hadi…” dedi sonra, dolu ağzındakileri akıtmamaya çalışarak… “Sikmeye devam et. Kocamın yanında sik beni…”
Ben yeniden arkasına geçip götüne sokmaya başladım. Kocasının yanaklarını hafifçe sıkarak dudaklarını araladığı kocasının ağzına, ağzında biriktirdiklerini akıttı. Ağzının içindeki sıvılar bitince de
“Sevgili karından ve sevgili şefinden sana hediye…” diye ekledi.
Of, böyle tahrik edici bir olay yaşamamıştım hayatımda… Daha fazla dayanamadım.
“Geliyorum Ela… Geliyorumm…” diye inledim.
“Boşal…” diye hırladı o da… “İçime boşal… Döllerini hissedeyim içimde…”
Kocasının kucağındaki seksi karısının götüne boşalıyordum. İki elimle kalçalarını tutmuş, şaplatarak vurdura vurdura siktiğim kadının içine döllerimi boşalttım. Azgın kadın ben deliğinde boşalırken amını parmaklıyordu. Benimle beraber bir kez daha orgazm oldu.
İşim bitince kalkıp üstümü giyinmeye başladım.
Ela'nın işi bitmemişti henüz… Biraz ıkınıp götünün deliğine akıttığım spermlerimi dışarı çıkarttı, çarşafa damlamalarına izin vermeden parmaklarıyla toparlayıp kocasının ağzına götürdü.
“Al Hasan… Karını siken erkeğin döllerini ye kocacım…” diyerek dudaklarının arasından sırt üstü yatan kocasının ağzına sürüyor, o da uykusunda istemsizce yutkunup midesine indiriyordu. Gülerek,
“Çılgınsın sen Ela…” dedim.
Sırt üstü yatağa uzanmıştı şimdi… Kocasının yanında çırılçıplak yatıyordu. Ağzının kenarında, dudaklarında benim spermlerim parlıyordu kocasının… Elini kaldırıp elimi tuttu,
“Bunu hak etti pezevenk, aldırma sen…” dedi. “Sana teşekkür edeceğine kıskançlık krizine girip geceyi mahvetti aptal... Bu da ikimiz adına benim teşekkürüm olsun sana… Her şey için… Bana yaşattığın zevkler için…”
“O zevk bana ait…” dedim. “Senin gibi seksi ve çılgın bir kadınla sevişmemiştim hiç…”
“Ben de senin gibi bir erkekle sevişmedim hiç… Senin verdiğin zevki ilk kez yaşıyorum. Hayatımdaki en güzel şeysin. Sen ve senin sikin...”
Kendini erkeklerden tecrit ederek yaşayan kara çarşaflı kapalı Ela'dan eser yoktu. Kocasının yanında çırılçıplak yatan, yabancı bir erkekle çılgınca sevişmekten kaçınmayan, arzularının esiri olmuş, içinde uyuyan şehveti serbest bırakmış çok seksi ve güzel bir kadın haline gelmişti. Ona da söyledim bunu,
“İnanamıyorum. Seni ilk tanıdığımda benimle göz göze gelmekten çekinirdin, elimi tutmazdın.”
“Ya şimdi?” diye sordu, şeytanca bir gülümseme vardı dudaklarında…
“Şimdi benimle sikişiyorsun. Sikimi her deliğine alıyorsun, ağzından yarak, sik düşürmüyorsun. Emmeli gömmeli, sikmeli sokmalı konuşuyorsun hiç çekinmeden… Yatakta yaptığın sikişi değme orospu yapmaz. Delirtiyorsun beni… Deli gibi tahrik ediyorsun.”
“Hmmm…” diye gerindi yatakta, yaşadığı zevklerin mahmurluğuyla… “Memnun değil misin yoksa yeni Ela'dan?”
“Deli misin? Senden memnun olmayacak erkek taş olur.” Yattığı yerden uzanıp gömleğimden tuttu, kendine doğru çekiştirdi beni,
“Oh, sakın o erkek taş olmasın. Ama siki taş gibi olsun, zevk versin bana…”
Eğilip dudaklarından öptüm. Uzun uzun öpüştük. Etli dudaklarını kemire kemire emdim. Sonunda kendini kurtardı benden, göğsüme iki elini dayayıp itti,
“Hadi git artık… Yoksa bırakmam seni, sabahlara kadar benimle sevişmek zorunda kalacaksın. İçimdeki ateşi harlayıp durma…”
Saatler çoktan gece yarısını geçmişti. Karı kocayı baş başa bıraktım.
Hala derin uyuyan kocasının yanında çırılçıplak yatıyordu Ela…
Kıyasıya sikilmiş, doyasıya kadar sevişmiş, şehveti dibine kadar yaşamış, yorgun…
Bir aile dramının içindeki intikam silahı ben olmuştum.
Ama ne yalan söyleyeyim… Bu durumdan hiç de şikayetçi değildim doğrusu…..

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Jetez-y un œil
Si bon et si profond comme j'en raffole

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Kocamı eski sevgilimle aldattım
Şu an 36 yaşındayım ve evliyim. 22 yaşındayken severek evlendim. Kocamla her yönden güzel anlaşıyorduk ve seks hayatımız da iyi gidiyordu.
Elbette herkes gibi seks sırasında yatak fantazilerimiz vardı, ama değişik heyecanları başka erkek ve kadınlarda aramıyorduk. Yani sıradan insanların sıradan hayatlarını yaşıyorduk.
Tabii ben de, kocam da dışarıda başka erkek ve kadınlara kaçamak bakışlar atıyorduk.
Ama bunlar masumane kaçamaklardı ve bu konuda birbirimizi sıkıştırmıyor, hatta espri konusu bile yapabiliyorduk.
Birbirimize olan güvenimiz, kıskançlık duygularımızı bastırıyor, hiç bir sorun yaşamıyorduk.
Evlenmeden önce bakireydim ve fazla bir cinsel yaşamım olmamıştı. Lisedeyken erkeklerle arkadaşlıklarım oldu, onlarla öpüştüm ve soyunmadan ayaküstü kaçamaklar yapıp seviştim.
Bunlardan sadece birisi, Esat bir tık ileri gidebilmişti. Bir okul çıkışı buluştuğumuz tenha parkın bir köşesinde, çimenlere uzanmış öpüşürken göğüslerimi yalamış ve elini eteğimin altına daldırıp amımı külot içinden okşamıştı.
Ben de onun fermuarını açarak sertleşmiş penisini külodunun üzerinden avuçlamıştım.
O zamanlar gençlik ve acemilik vardı. Esat’ın erkekliği o gün bana epey büyük gelmişti. Görmesem de külodun üzerinden sertliğini ve sıcaklığını hissettiğim ilk penisti onunki…
Ama ötesi yoktu, seks ve cinsellik konusunda gidebildiğim son nokta buydu.
Neredeyse platonik sayılabilecek öpüşüp koklaşmalı ilişkimiz sürerken bir gün bana ciddi ciddi,
“Gül, eğer olur da benden başka biriyle evlenirsen, bu okşadığım, ama sikemediğim amını ben de sikmek isterim!” dedi.
Ne diyeceğimi bilemedim önce, ama ciddi konuştuğunu görünce onu kırmamak için,
“Olur!” dedim. Sonra da şakayla karışık “Başka bir erkekle evlenirsem, düğünden sonra söz, kocamı seninle boynuzlayacağım.” diye ilave ettim. İçimden de ne kadar saçma ve uçarı diye düşündüm. Ben başkasıyla evliyken o gelip beni sikecekmiş.
”Unutma bu sözünü bak…” dedi eğilip dudaklarımı öperken… “Bir gün karşına çıkacağım ve sözünü yerine getir diyeceğim.
Parmağındaki alyansla sikeceğim seni…”
Sonra da her buluştuğumuzda, her öpüşüp koklaştığımızda verdiğim sözü hatırlattı bana…
Herkesin içinde sarılıyor, kulağıma ılık nefesi eşliğinde bana kocamın yanında neler yapacağını anlatıyordu en edepsiz sözcüklerle…
Ben de onun anlattıkları karşısında tahrik oluyor, ıslanıyordum. Kendimi eve atar atmaz çılgın gibi kendimi okşuyor, orgazm olana kadar masturbasyon yapıyordum.
Okul dönemleri bittiğinde, Esat’la ilişkimiz de bitti. İkimiz de üniversiteydi, sınavdı, iş ve askerlikti derken bir yerlere savrulduk. Ben de arkasından ağlayıp, gözyaşı dökmedim, çünkü ona aşık değildim ve onunla evlenmeyeceğimi biliyordum.
O da benim gibi daldan dala konan şıpsevdinin tekiydi.
İlişkimiz bittikten sonra Esat’ı ne gördüm, ne de ondan bir haber aldım. Ta ki geçenlerde bir kız arkadaşımla kafenin birinde akşam kahvesi içene kadar…
Kafede Esat’la göz göze geldik ve ikimiz de donduk kaldık. Neden sonra, önce o cesaretini toplayıp bana,
“Merhaba Gül!” diyene kadar… Nasıl davranacağımı bilmiyordum. Yıllar öncesinde kalmış eski ve güzel bir ilişkinin hayaleti gibi karşıma dikilivermişti. Yine de nezaketen,
“Merhaba Esat!” dedim. Ayaküstü bir konuşmadan sonra merakla bizi izleyen kız arkadaşımın yanında benden telefon numaramı istedi. Ben de art niyet düşünmeden verdim.
O gittikten sonra meraklı arkadaşımın sorularını öylesine geçiştirdim.
Bir yandan da Esat ile yaşadığımız ilişkinin anıları gözümün önünde dans etmeye başlamıştı. Ve birden o evlendikten sonra beni becermek istediğini söylediği gün aklıma geliverdi. Panikledim.
Acaba o da üstüne basa basa söylediği o sözlerini hatırlıyor muydu? Ya gerçekten beni sikmek isterse ne yapacaktım? Sonuçta onunla iyi kötü bir ilişki yaşamış, isteğini yerine getireceğime dair söz vermiştim.
Aklımdan türlü şeyler geçiyordu. Hay allah, nasıl da ister istemez hemen verivermiştim telefon numaramı?
Ben nasıl bir orospuydum böyle? Acaba numaramı değiştirsem mi? Ama kocama gerekçesini nasıl anlatacaktım? Bu karışık duygularla evin yolunu tuttum…
Daha eve varmadan beni aradı ve ertesi gün buluşmayı teklif etti. Uzun uzun konuştu telefonda…
Bu arada o da evlenmiş ve çoluk çocuğa karışmıştı. Bunları duymak beni biraz rahatlattı.
Telefonda öylesine nazik, centilmen, düşünceli konuşuyordu ki sonunda teklifini kabul ettim. Lisede yaşananlar geçmişte kalmış ve verdiğim söz artık unutulmuş olmalıydı. Bu karışık duygularla onunla buluşmaya karar verdim.
Ertesi gün tenha bir yerde, tenha bir restoranda buluştuk. İkimiz de biraz çekingen halde sohbet etmeye başladık, ama sohbet ilerledikçe yabancılık ve çekingenlik kayboldu.
Birbirimize aile ve iş yaşantımızı anlatırken, elbette eski günlerden bahsetmemek olmazdı.
O günleri andıkça, onunla birlikteyken birbirimizi nasıl arzuladığımızı, ama bekaret nedeniyle yaşamak istediklerimizi ertelemek zorunda kaldığımız düşünceleri aklımdan geçiyor, ama bunu ona anlatmıyordum.
Lafı dolaştırıp konuyu açan, yaşadıklarımızı anlatan o oldu. Gençlikte arzulara gem vurmanın ne kadar zor olduğunu ve düşüncelerimizin ne kadar sığ olduğundan bahsetti. Sonrasında can alıcı soru geldi. Ve bana verdiğim sözü hatırlayıp hatırlamadığımı sordu.
“Hatırlıyorum tabi… Ama saçmalama Esat… İsteğini ciddiye almadım o zaman… Hiç bir zaman gerçekleşmeyecek bir şey…” dedim.
“Bu saatten sonra aramızda duygusal bir şeyin zaten gelişemeyeceğini biliyorum Gülüm…
Zaten yaşlarımız da epey ilerledi. Bundan sonra eğer bir şey yaşanırsa o güzel gençlik günlerinden ilham almak olur. Şu sıradan ilerlemiş yaşantımızda kısa bir heyecan yaratmış oluruz.”
Aslında doğru söylüyordu. Bundan sonra hayatımızda böylesi heyecanları yaşamak ve sıradanlıktan sıyrılmak olanaksız gibiydi, ama ona bu düşündüklerimi söylemedim elbette… Kocamla yaşadığım monoton evlilik ve acınası cinsel yaşamım gözümün önündeydi.
Esat, evlendikten sonra seks konusunda birkaç kaçamağın ötesine gitmediğini anlatıyordu. Bense bir yandan monoton evliliğimi düşünüyor, aklımdan neden olmasın diye geçiriyordum.
Hemen ardından da kocamı aldatmanın kötü bir fikir olduğu, kendime kurduğum fırtınalardan uzak, sakin dünyayı bir seks macerası için tehlikeye atmanın ne kadar doğru olduğu duvarına çarpıyordum.
Öte taraftan bu tür ahlaki değerlerle kendimi boşuna sınırladığımı, hayattan zevk almam gerektiğini düşünüyordum.
Şunun şurasında kaç günlük ömrümüz kaldı ki… Boş ver bunları, yaşamaya bak Gül…
Esat bu konularda konuştukça, ben aklımdaki çelişkiyle mücadele ediyor, bir yandan da gittikçe heyecanlanıyor, ıslanıyordum.
Esat”ın daha önce okşadığım ama tadına bakamadığım erkekliğinin içime girişini hayal etmesi bile beni azdırıyordu.
Bunun gerçeğini yaşamam için sadece evet demem yeterliydi. Esat beni ikna etmek için durmaksızın konuşuyor,
“İstediğin bir gün buluşur, yarım kalan işimizi bitiririz ve konu orada kapanır!” diyor, aklımı çelmeye ve beni tava getirmeye çalışıyordu. Birden ağzımdan nasıl çıktı anlamadım,
“Tamam o zaman… Peki…” deyiverdim. Daha ağzımdan çıkarken pişman olmuştum bile…
Fakat geriye de dönemedim. Bana deniz kenarında bir yazlıklarının olduğunu ve bu mevsimde gözlerden uzak, rahatsız edilmeden gençliğimizde yaşayamadığımız güzellikleri yaşayabileceğimizi söyledi.
“Peki tamam… Madem bu kadar çok istiyorsun. Haftaya orada buluşalım. Ama tek şartım, olayı büyütmek, uzatmak yok. İşimizi görür, bir daha da bu konuyu açmayız. Yine kendi yaşamlarımıza döneriz.” dedim. Çok mutlu olmuştu ve ellerimi tutup öpücüklere boğarak
“Elbette Gül… Sen nasıl istersen… İstemezsen bir daha olmaz emin ol. Seni asla rahatsız etmem!” dedi.
Bir hafta sonra buluşup yola koyulduk. Üzerimdeki montun altına dizimin epey üstünde kısa, ekose bir kloş etek, siyah ince jartiyer çorap giymiştim. Uzun sarı saçlarımı da lise yıllarındaki gibi atkuyruğu yapmıştım. Bu halimi görünce gözleri parladı,
“Aynı lisedeki Gül’sün bebeğim.” dedi hayranlıkla… Koltukta neredeyse kasıklarıma sıyrılan eteğimin meydanda bıraktığı bacaklarımdan, eteğin altından bir parçası görünen çorabımın dantellerinden gözünü alamıyordu.
O gencecik acemi Gül gibi yanaklarım kızardı iltifatları karşısında… İçim ısındı. Elimi vites topuzundaki elinin üstüne koyup okşadım teşekkür anlamında… Elimi dudaklarına götürüp öptü öptü… Ürperdim.
Arkama yaslanıp gözlerimi kapadım. Dizlerimi sevgiyle hafif hafif okşamasına, parmaklarının gittikçe cesaretlenip çoraplı bacaklarımın her santimini okşamasına ses çıkarmadım.
“Hatırlıyor musun?” dedi boğuk bir sesle… “Sen de beni okşardın. Delirtirdin beni okşaya okşaya, küloduma boşalırdım senin yüzünden…” Gülümsedim,
“Hatırlamaz olur muyum? İkimiz de yaramaz çocuklardık.” derken elimi uzatıp kucağına koydum. “O günlerdeki gibi sertsin hala…” dedim. Pantolonun üzerinden kabarıp sertleşmiş erkekliğini okşayıp sıktım. İnledi.
Yazlığın bulunduğu siteye gelene kadar birbirimizi okşadık durduk. Siteye geldiğimizde in cin top oynuyordu. Bu da beni çok rahatlatmıştı, çünkü sonunda rezil olmak da vardı. Hava yağmurlu, deniz dalgalıydı. Kimseler yoktu etrafta…
Yazlığa girdiğimizde ben kendimi yumuşacık koltuklardan birine bıraktım. Esat hazır bekleyen şömineyi yaktı. Ateşin çıtırtıları duyulmaya, sıcaklığı hissedilmeye başladı. Sonra da hafif alkollü bir şeyler hazırlayıp geldi ve içmeye başladık.
Yanımda oturuyordu, nefesini boynumda hissediyordum. Hafifçe öpmeye başlamıştı. Sanki vücuduma elektrik veriliyordu. Bu öpücükleri eskiden tanımama rağmen, bunca yıllık evli olduğum kocamdan sonra tuhaf geliyordu.
Benim karışık duygularımı anlamış olacak ki, elleri hızlı bir sonuca ulaşmak için bacaklarıma ve oradan eteğimin altına, amıma doğru hareketlendi.
O okşadıkça ben de gevşiyordum, bacaklarım kendiliğinden aralanarak ellerinin amıma daha kolay ulaşmasını sağlıyordu.
Dudakları dudaklarıma değiyor ve öpücüklerine karşılık bekliyordu. Ben de artık onun dudaklarını emiyor ve istediği karşılığı veriyordum.
Birden elimdeki kadehi alıp yere bıraktı. Beni kucaklayarak yatak odasına doğru hareketlendi.
Yatağın üstüne bırakınca ellerim kasıklarıma doğru gitti ve ıslanan, dudakları şişen amımı okşamaya başladım. O da beni seyrediyor, bir yandan da soyunuyordu.
Yatakta yanıma uzanınca benim de üzerimi soymaya başladı ve jartiyer çoraplarım, sütyen külotla kaldım.
Taş kesilmiş erkekliği karnıma değiyor ve büyüklüğü konusunda yanılmadığımı, kocamın yıllarca içime aldığım erkekliğinden sonra daha iyi anlıyordum.
Sütyenimi adeta törenle çıkarttıktan sonra memelerimi yalamaya başladı. Bir yandan da amımı kendi ellerimden devraldı. Sonrasında bütün vücudumu diliyle keşfetmeye çıktı. Boynumu, göğüslerimi, göbeğimi yalıyordu. Külodumu yavaşça bacaklarımdan sıyırarak beni çırılçıplak bıraktı.
Dudakları ve diliyle tüm vücudumu yalayarak en sonunda kadınlığıma ulaştı. Daha yeni traş olmuş ve her tarafımı kaymak gibi yapmıştım. Amımı diliyle kudurtmaya başladı.
Erkekliğinin sıcaklığını ve sertliğini ince çoraplı bacaklarımda hissetmek ve amımın yalanması, benim ilk orgazmımı yaşamama yetmişti bile… Sular seller gibi boşalıyordum. O ise yalamaya devam ediyordu.
Sonra 69 olduk, penisini ağzıma almak bana acayip zevk veriyordu. Artık zamanı geldiğini düşünerek,
“Hadi sik beni! Amımı kudurttun, şimdi emziğini ver, içime sok!” diyerek hazır olduğum mesajını verdim. Gülümsedi,
“Mmmm… Eskisi gibi utangaç genç kız değilsin anlaşılan…”
“Değilim aşkım… Artık sevişmesini, sikişmesini öğrendim. Hadi sik beni… Ben de sana neler öğrendiğimi göstereyim.”
“Bak sen..! Benim acemi sevgilim gitmiş, azgın bir kadın gelmiş yerine… Ama bu kadar aceleci olma Gül…
Bu anın tadını çıkar. Bu güzel amını sikebilmek için çok bekledim ve doyurabilmek için bir haftadır kimseyle sevişmedim.
Meraklanma, en az üç posta sikeceğim seni!” dedi. Beni dört ayak pozisyonuna getirdi ve arkadan sikini amıma sürtmeye başladı. Siki amımın ağzına geldikçe kendimi arkaya atıyor ve sikini içime almaya çalışıyordum. O ise kafası giren sikini çıkartıyor ve amımın dudaklarına sürtmeye devam ediyordu.
Sonra birden kafasını soktu ve ben de yine kendimi geriye esnettim. Artık yarağının yarısı içimdeydi ve kalınlığı nedeniyle müthiş zevk veriyordu.
“Hadi kalanını da sok, dışarıda bir şey kalmasın, kanırtarak sik beni!” diye inliyordum.
“Harika bir amın var aşkım… İçi ateş gibi yanıyor ve bu yaşına rağmen hala daracık… Amını yarağıma doyuracağım, tadını unutamayacak!” diyordu.
Bu arada yavaş yavaş sikinin kalanını da sokuyor, bazen kısa aralıkla çekerek fazlasını tekrar amıma yerleştiriyordu. Taşaklarını götümde hissettiğimde amımın içinde sanki soba borusu varmış ve amım yırtılmış gibi hissediyordum.
Aynı zamanda kendime bu tadı daha önce niye yaşamadım diye kızıyordum. Evlendikten sonra ne çıkarsa bahtına oluyor, başka yarakların tadına bakılamıyordu. Ohhh işte buydu, zinciri kırmıştım ve tadını çıkarmalıydım.
Esat sikini kökledikten sonra bir müddet öyle kaldı. Siki sanki rahim ağzıma dayanmıştı.
“Biraz amcığın alışsın güzelim… Anlaşılan kocanın siki yeterince büyük değilmiş. Yoksa amına almakta bu kadar zorlanmazdın!” diyerek hafif hafif girip çıkmaya başladı. Ben de,
“Ohhh… Hadi erkeğim… Yarım kalan işini bitir… Artık bu am senin… Evire çevire sik! Amım sikilmek neymiş görsün!” diyordum. Arada da, “Ohhhh… Geçir amcığıma…Amımı del!” diye onu ateşliyordum.
Edepsiz ve pis konuşmalarım onu iyice tahrik etmiş, hareketlerini hızlandırmıştı. Bense,
“Evet, işte böyle kökle, sertçe, hoyratça sik amımı, geçir yarağını!” diyerek daha da hızlanmasını sağlıyordum.
Yarağı içime motor pistonu gibi girip çıkıyor, beni hızlı bir orgazma yaklaştırıyordu. Amımı sikerken memelerimi avuçluyor, her tarafımı mıncıklıyordu.
Ve inleyerek hiç olmadığım kadar şiddetli bir orgazmla boşaldım. Göğüslerim körük gibi inip kalkarken,
“Ben bittim!” dediğimde, bana,
“Bu daha başlangıç Gül… Bu amı bir kerelik sikmeyle bırakır mıyım hiç? Ama önce bir de götünün tadına bakalım!” diyerek amımdan çıkardı götümün deliğine sürtmeye başladı.
İtiraz eder gibi göründüm önce… Ama kocama bile bir iki seferden fazla vermediğim götümün de bu güzel yarak tarafından sikilmesini istiyordum. Esat götümün deliğine tükürüp, yavaş yavaş parmağı ile göt deliğime masaj yapmaya başladı.
Biraz sonra bir parmağını içime itmeye başladı. Bir parmağı götüme girmişti ve acayip zevk almıştım, ama siki daha kalındı ve şimdi onu da tükürükleyip götüme değdirmeye başlamıştı.
O hissi hiçbir zaman unutmayacağım, çok hoşuma gidiyordu. Ve bastırmaya başladı, bana devamlı kendimi serbest bırakmamı, yoksa canımın acıyacağını söylüyordu. Elimden geldiğince söylediklerine uyuyordum.
Götümün yanaklarını tutarak ikiye ayırdı ve iyice yüklenmeye başladı. Bir sızı ile içime girdiğini hissettim, bağırmamak için yastığı ısırdım. Çok nazik hareketlerle ilerlemeye başladı. Canım acıyordu, ama çok fazla değildi. İşini kesinlikle çok iyi biliyordu.
Biraz daha, biraz daha derken, en sonunda kasıklarını kalçalarımda hissetmiştim. Canım halen acıyordu. Bir süre öyle bekledi, alışmam içindi herhalde… Şimdi yavaş ve sakin hareketlerle ileri geri yapıyordu.
Canımın acısı gittikçe azaldı ve yerini zevke bıraktı. Artık daha rahat girip çıkıyordu ve hızlanmıştı. Ben iki kez orgazm olmuştum ama Esat o ana kadar daha boşalmamıştı. Arkamda hızını artırmaya başladı. Ben,
“İçime boşal… Götümü döllerinle doldur erkeğim!” diye inlerken, o daha da hızlanıyor ve benim daha çok hoşuma gidiyordu. Birden çok sert bir şekilde yüklendi ve boşalmaya başladı.
Sanki götümün içinde bir yanardağ patlamıştı. Dölleri içime sıcak sıcak akarken, Esat öylece duruyor, titriyordu. Biraz içimde bekledi ve çıktı götümden.
“Çok güzel bir götün var, kütür kütür yarıldı ve artık yarağa alıştı. Kocana daha sık verirsin bundan sonra!” diyerek gülümsedi.
“Sen de bu konuda çok ustaymışsın. Amımın da, götümün de hakkını verdin. Kocamı aldattığıma değdi!” diye yanıtladım. ve onun erkek bedenine sımsıkı sarılıp uzandık yatakta…
Başımı göğsüne koymuş, kalbinin atışlarının sakinleşmesini dinliyordum. Saçlarımı, sırtımı, memelerimi, her yerimi sakin sakin okşuyordu.
İçimden de kendime bundan sonra ne olacağını soruyordum. Bu sikişin tadını unutmak zordu, ama kocamı da bırakamazdım, onu seviyordum. Sanki iç sesimi duymuş gibi,
“İstersen bir daha olmaz, ama benim sikimin tadına bakan am döner dolaşır yeniden gelir. Madem kocan seni doyuramıyor, belki anlayış gösterir, iki erkek seni birlikte sikebiliriz!” dedi.
Aslında fena fikir değildi. Kocam o kadar tutucu, kıskanç bir insan değildi. Belki kocamı ikna eder, ona da başka kadınlar bulurdum. Ben de bu iyiliğimin karşılığında rahat rahat Esat’la, hatta hoşuma giden başka erkeklerle sevişebilirdim.
Bir kere tadını almıştım bu zevkin, bırakamaz, o monoton tekdüze cinsel yaşamıma dönemezdim.
“Olabilir canım… Ama bir şartım var.”
“Neymiş o şartın?”
“Kocamı ikna edebilmemiz için o da senin karını sikecek, ne dersin?” diye cevap verdim. Esat biraz durakladı ve
“Neden olmasın? Böylece ben de seni daha rahat sikebilirim!” dedi.
Yattığım yerden, kollarının arasından sıyrılıp doğruldum. Bacaklarımı ayırıp üstüne çıkarken neşeyle,
“Anlaştığımıza göre… O gün gelinceye kadar beni bir kere daha sik öyleyse…”
İşte asıl hikaye böyle başladı. Bir sürü planlar ve kumpaslarla eşlerimizi birbirine yakınlaştırıp Esat'ın güzel karısını da kocama ayarladık. Hatta ikisi baş başa kalıp sevişsinler diye yapmadığımız numara kalmadı. Sonunda başardık.
Tabi, ikisini tam bizim evde sevişirken iş üstünde bastığımızda diyecek bir şeyleri kalmadı. Biz aldatılmış eşler, bir süre öfkeli ve boynuzlu erkek ve kadın numarası çektikten sonra kahkahalarla gülerek aralarına daldık.
Şimdi hep beraber sevişiyor ve birbirimizi kıskanmıyoruz. Hatta bazen kocam Esat'ın karısını biz olmadan beceriyor, ben de Esat’la kocam olmadan sevişiyorum. Hayatın tadını çıkarıyoruz....
Metro
Mayısın sonlarıydı, bir çarşamba günü saat 6:30 civarı mavi`den alış veriş yapmış eve dönüyordum. Yenibosnaya metroya binmek için gittim. Hiç hoşlanmıyordum bu araca binmekten. Zira çok kalabalık oluyor pis kokulu insanlarla beraber balık istifi gitmek zorunda kalıyorsun. Hatta sürekli sana sürtünüyorlar.
Çok sıcak bir gündü ve ben çok mini bir etek ve bluz giymiştim. Her vakit ki gibi altında külot yoktu ama göğüslerimi tamamen saklayamayan çok ince bir sutyen giymiştim.
Kağıt bir poşet vardı elimde, içinde yeni aldığım süveter vardı. Çantamsa omzumda asılıydı. Tramvay geldi, araca girdim ama arkamdaki araca binmek isteyen kalabalık beni bastırarak iyice sıkıştırdı. Kapı kapanınca hepimiz aynı konserve balıklar gibi üst üste paketlenmiştik.
Ellerim vücuduma yapışmış hiç kıpırdatamıyordum. Dört tarafım diğer yolcularca iyice kapanmış, hareket etmemin imkanı kalmamıştı. Ben kapıya yakındım, kapıyla aramda sadece bir tek adam vardı. Bunu görünce şanslı olduğumu anladım. Zira kapıdan uzaktaki insanlar tamamen pestil olmuşlardı, halime şükrettim.
Metro henüz yüz metre gitti yada gitmede, kalçalarıma değen bir şeyler hissettim. Bu pek hoş bir şey değildi. Bazı arkadaşlarım otobüs yada metroda eş saldırılara maruz kaldıklarını anlatmışlar ama ben inanmamıştım.
Fakat işte şimdi başıma gelmişti. Bir el sıkı bir şekilde kalçalarıma bastırıyordu. Benim doğamda yok böyle şeylere tepki göstermek! Zira kalçalarıma zaafım var. .
merak ettiğim bu cüretkar el kimin anlamaya çalışıyordum. Bu el kimindi. Biri arkamda diğer ikisi de iki yanımda olmak üzere üç adet erkek vardı etrafımda. Bu üçünden hangisiydi? Hareketimi yanlış anlayıp korkarak elini çekeceğini düşündüğümden dönüp bakamıyordum.
Zaten önemi de yoktu kimin eli olduğunun. Bu olandan büyük zevk alıyordum önemli olan buydu. Metronun akşam kalabalıklığının sıkıntısını unutmuş, seyahati sorunsuz yapabilmek için bir avantaj elde etmiştim.
El sürekli arkamı okşuyordu. Bazen yumuşak bazen de sertleşiyordu. Gözlerimi kapadım, bu okşamadan müthiş bir tat almaya başlamıştım. Ve oldukça çok ıslanmaya başlamıştım. Metro bir istasyonda durdu kimse inmedi, bizim kapıdan da kimse binmedi. Bu ruh haliyle, eğer arkamdaki el işini görmeye devam ederse aksaray`a nasıl gittiğimin farkına varmayacaktım.
Elin, eteğimin altına girecek cesareti olduğunu umuyordum. Kendimi gittikçe daha da bastırıyordum arka tarafa doğru. Niyetim anlaşılsın istiyordum. El arkamda daha çabuk ve daha sert hareketler başlamıştı.
Metro istasyonda durduğunda, el kalçamın üzerinde hareketsiz okşamadan beklemeye başladı. On kadar insan indi, bir o kadar da bindi. Böylece konumumuz değişmedi. Sadece, önümdeki kadın beni biraz sıkıştırdı. “Özür dilerim” dedi,
“önemli değil, bir şey olmadı” dedim.
Yaptığı şeyin çok hoş olduğunu gözlerimle söyleme çalıştım. Zira pubis kemiği benimkine harika bir baskı yapıyordu. Buna itiraz edemezdim. Sanırım bugün metro benim için her şeyi aynı anda hazırlamıştı.
Metro hareket eder etmez el doğrudan eteğimin altına yöneldi. Adamın altımda bir şey olmadığını anladığında ki keyfini ve neşesini hayal edebiliyordum. El yavaşça acele etmeden eteğimin altına doğru kaydı.
Kalçalarımda hiç vakit kaybetmeden, parmaklarını tamamen ıslanmış olan amıma gömdü ve hızlı hızlı hareket ettirmeye başladı. Gözlerimi kapadım ve hemen yeniden açtım. Önümdeki kadının yüzüyle karşılaştım. Meraklı ve şaşırmış, bir şekilde bir şeyler olduğunu farkında, beni gözlüyordu.
İçimdeki bu parmak ve heyecanım, tedbirsiz davranmama sebep olmuştu; iç güdüsel olarak farkına varmadan, karşımdaki kadına temas eden pubis kemiğimi ileri geri hareket ettirerek kadına sürtmüştüm. Bu da kadının bir şeyler hissetmesi için yeterli olmuştu. O da bana gittikçe artan bir baskıyla sürttürmeye başlamıştı. Muhteşem bir zevk ve şehvet oluşmuştu (içinde bulunduğum konum bunu daha da artırıyordu). Boştaki elimi hafifçe eteğinin üzerinden pubis kemiğinin altına, cinsel organına doğru kaydırdım. Ovalamak için klitorisine doğru kaydırdım elimi;
gözleri gülümseyerek bana bakıyordu.
İnanılmaz; bir parmak arkamdan amımın içinde ve benim parmağım da önümdeki bir kadını okşuyor, hem de kalabalığın ortasında, hem de fark edecek birisinin bağırarak bizi rezil etme riskinin olduğu bir yerde.
Ben doruğa doğru tırmanıyordum, biliyordum ki, sanki etrafımı düzinelerce kör insan sarmıştı
Gelecek durakta; biz üçümüz hiçbir şey olmamış gibi devam ettik. Ben arkamdaki erkeğin ve önümdeki kadının da benim gibi heyecanlandığını ve tedbiri elden bıraktıklarını düşünüyordum. Ama tekrar de yakalanma korkusu bizim duygularımızı ve heyecanımızı dışarıya vurmamızı engelliyordu.
Kadın önden düğmeli maksi bir giysi giymişti; ben de kolaylıkla kadınlığının üzerindeki düğmelerden birini çözüp (çünkü tenine dokunmak istiyordum) elimi arasından içine sokup, külotunun üzerine yerleştirdim. Sonra parmaklarımı çamaşırının içine sokup teninde hareket ettirdim. Ardından parmaklarımı amına uzattım, çok kıllıydı, ama orada daha çok oyalanmayıp klitorisini ve iyice sulanmış amına ulaştım. Parmaklarımı onun suyuyla ısladım ve okşamaya başladım. Şimdi de kadın gözlerini yummuştu. . .
Kayıtsızca etrafıma bakındım ve etraftaki insanların neler olup bittiğinden pek haberdar olmadıkları görünüyordu, herkes gözü ününde hiçbir şeyden şüphelenmeden öylece duruyorlardı.
Kalabalıkta yalnızlık; gözlenmeksizin bir şeyler yapma özgürlüğü; eğer açık kırlık alanda böyle bir şey yapmış olsaydık bile buradakinden daha çok gözlenme ihtimalimiz vardı. (Teşhirciliğe karşı değilim ama, izleyicilerimi de ben seçmek isterim)
İçimdeki parmak sürekli hareket ediyor, zevk ve heyecanım yavaş yavaş artıyordu. Böyle bir ortamda, bir kadının amından ve bir erkeğin parmağından aldığım zevkin bir daha yaşanma imkanı var mıydı? Bilinmez. . .
Parmak beni hızla ve korkunç şekilde heyecanlandırıyordu. Sanırım birkaç saniye içinde doruğa ulaşacaktım. Çığlık atmamak için kendimi zor tutuyor ve dudaklarımı ısırıyordum.
Nadiren bu kadar çabuk orgazm olurdum. Genellikle, bu heyecan kademe kademe çoğalır, nazikçe ve yavaşça ulaşırdım doruğa. Ama burada şimdi her şey birkaç saniye içinde olmuştu.
İnanılmaz! Mucize. . .
Önümde duran kadını hiddetli bir şekilde okşamaya başladım. Parmaklarımın altında onunda geldiğini hissediyordum. Kesin çok seksiydi. Ama benden daha seksi değildi! Gözlerini kırpıştırdı, sonra tamamen kapadı. Gözlerini yeniden açıp, çok nazik bir şekilde bana bakarken, ellerimi bulunduğu yerden çekmeye başlamıştım.
Aniden, “gene” dedi. . .
İnanılmaz, harika. . . Bu sözcüğü duyar duymaz yeniden harekete geçtim ve daha güzel okşamaya başladım.
Kadının bana aynısını yapamayacağı için üzüntü duymuştum. Zira içimdeki parmağın kime ait olduğunu bilmiyordum ve umuyordum ki beni okşamaya devam eder.
Ama ben doruğa ulaşınca, kalçalarımın basınç ve titremesinden boşaldığımı anlamış ve elini geriye çekmişti
Metro bir kez daha durdu, otogardı burası. Vagon hala tıka basa doluydu ve bu çok hoştu.
Adam niçin beni okşamayı durdurdu Tatmin mi olmuştu? Yoksa sadece beni mi tatmin etmek istemişti? Bazen erkeklerin bu yalla boşalabildiklerini biliyordum. hayal güçlerinin zenginliği bunu sağlıyordu.
Fakat sanırım ben bunu sağlamakta yetersiz kalmıştım. Adam boşalmamıştı. Ama henüz boşalmamıştı. Zira adam inanamayacağım bir şey yapmıştı. Kalçalarımın arasında bir şey hissetmiştim. Bir erkek eli böyle olmazdı, bu bir penis olabilirdi ancak. . . Evet bu bir penisti, birkaç saniye şok oldum, bu inanılmaz bir şeydi. Bunu yapmaya cesaret etmesi mümkün değildi. . .
Bu kadar kalabalık içerisinde bunu yapamazdı. . . !
Yada tamamen çıldırmış biriydi. Olağan üstü bir aptaldı. . .
Ben kadını okşamaya devam ediyordum. Eskisinden daha sert bir orgazm yaşatmaya karar vermiştim.
Şimdi biliyordum ki, sikini dışarı çıkarıp, eteğimi havaya kaldırıp, sikini kalçalarımın arasına koyan arkamdaki adamdı. Gizli aşığım yanlardaki değil arkamda duran adamdı. İşini daha iyi yapsın diye kendimi iyice adama dayadım.
Adam eteğimin altından sıkıca yapışmış olabildiğince doğrudan bana doğru bastırıyordu. Sadece bacaklarımın arasına sürtünen sikinin okşanması için çok az ileri ve geriye doğru hareket etmeme müsaade ediyordu.
Önümdeki kadın adeta bayılmış, mutlulukla gözlerini kapatmıştı. Bundan dolayı etrafımızdaki insanlar durumunu fark edebilirlerdi.
Metro bir sonraki istasyonda durdu, birkaç kişi indi birkaç kişi bindi. Mükemmel, demek ki biz hala kalabalıkta zevk almaya devam edecektik: metro hareket etti.
Hemen adam sikini amıma soktu. Olağan üstü! Normal uzunlukta ama inanılmaz kalınlıktaydı. İçimde hissedince anlamıştım. Diğer yanımda duran adamlar hiçbir şey hissetmiyordu ve bu bana inanılmaz müthiş geliyordu. Sağıma ve soluma bir göz attım; adamlardan bir gözlerini dikmiş kalçama bakıyordu. Her şeyi görüyor ama hiçbir şey söylemiyordu; metro, senin adın özgürlük. . . .
Ortam böyleyken adam içime kaydı. Önümde okşayarak tatmin ettiğim kadın, elini eteğimin altına sokarak klitorisimi okşamaya başladı. kadının eli amımla tanışırken adam da sikini amıma sokuyordu. Hiç kimse benim olduğum gibi güçlü ve muhteşem bir orgazm yaşadığını söyleyemezdi.
Bir istasyondan, diğerine sürekli orgazm yaşayarak ulaştım. Çılgın gibi boşalıyor, delirdiğimi hissediyordum. Metro çok dolu olduğundan çok yavaş hareket ediyor, hatta aşırı yükten bazen istasyonlar arasında bile durmak zorunda kalıyordu.
Üç dakika boyunca sürdü bu fantastik ve sürekli orgazmım. Hayatımda hiç bu kadar uzun sürenini hatırlamıyordum. Sanırım iç güdülerim çığlık atmama mani oluyordu, ama son anlarında kalçalarımı olabildiğince hareket ettirmiştim.
Arkasından adam beni vahşi bir şekilde sikiyordu. götümde bir parmak vardı şimdi. Bu onun muydu yoksa diğer adamın mı? Bilmiyordum, ayrıca önemli de değildi. Vagondaki bütün erkeklerin bana dokunmalarını, beni okşamalarını ve öpmelerini istiyordum
Vagondaki erkeklerin hepsinin bana dokunmalarını, beni sikmelerini, öpmelerini, yalamalarını, ezmelerin, okşamalarını, hatta tecavüz etmelerini istiyordum.
Ve ben kadını okşuyor, klitorisine mastürbasyon yaptırıyordum. İki parmağımı aniden amına gömmüştüm ki şiddetli bir orgazm yaşamaya başladı. Dudaklarını ısırıyordu. Eteğimin altındaki telaşlı parmaklarından onun yaşadığı his değişikliğini hissediyordum.
Götümdeki parmak çılgınca daha da derine giriyor, ama içimdeki bu koca yarrak bana inanılmaz zevkler veriyordu.
Bayrampaşa istasyonundan biraz önce yavaşlarken tutup kendine sertçe yapıştırdı ve eteğimi yırtarcasına çekti. Bir santim bile kıpırdayamıyordum. O içime uzun uzun sıcak spermlerini fışkırtmaya başladığında, bende bunun kışkırtmasıyla yeni doruklara çıkmaya başladım.
Bu en büyük orgazmımdı. . . !
Tamamen tükenmiştim, eğer etrafımdaki kalabalığa dayanıyor olmasaydım yere düşebilirdim. Parmağımın altındaki kadın yeniden boşalmış, amından sular akıyordu. Parmaklarımdan elime dolan amının suları kolumdan aşağı doru sızıyordu.
Elimi geri çekip, eteğine sürterek kuruladım. Gözleri aşırı bir memnuniyet ve samimiyetler “teşekkür ederim” diye bakıyorlardı. Yada ben öyle inanmak istiyordum. . .
Götümdeki parmak ve sıcak adamın az önce içine boşaldığı amımdaki yarrak geri çekildi,
Bitmişti ve ben bunun unutulmaz bir heyecan olduğunu biliyordum.
Arkamdaki ses “inecek misiniz?” diye sordu.
“Hayır” dedim
Bacaklarımı yana çektim. Arkamda ki adam, inmek için, arkamdan önüme geçerken, önümdeki kadın bana kaçamak bir bakış atarak etrafımı dolandı ve kapıya yöneldi.
Adama dikkatle baktım.
İnanılmaz. . . Bana bakabilir, yüzüme bakabilirdi, bazen siktiğini görmek için. . .
Bakabilirdi. . . Hayır bakmıyordu. Hızla geçti kafasını bile kaldırmadı.
“Pardon inecek misiniz?” diye sordu, ilerinde ki başka bir kişiye.
Yüzünü bile göremedim. Sadece boynunu arkadan gördüm. Uzun saçlıydı. Kot pantolonlu kahverengi tişörtlü biriydi. Benim boyum uzunluğunda, çok uzun olmayan bir adamdı. Bundan dolayı etrafımıza dikkat etmeden çok eğilip bükülmeden arkadan ayakta beni sikebilmişti.
Ondan hiç bir şey almamıştım, elinden, sikinden ve “inecek misiniz”diyen sesinden başka. . .
Hayır burada inmeyecektim ve onu takip etmeyecektim. Onun görüntüsü beni davet eder gibi değildi ve ne söyleyebilirdik birbirimize.
Metro bir durakta daha durdu. Kapı açıldı: ulubatlı. İçlerinde okşadığım kadın ve beni siken adam da olan beş altı kişilik bir kalabalık indi. Neye uğradığımı şaşırdım. Zira o kadınla o adam vagondan inince el ele tutuşup, gülerek ve konuşarak yürümeye başladılar.
Adam kadının boynuna bir öpücük kondurdu. . . Anladığım kadarıyla ikisi sevgiliydiler. Sanırım böyle küçük kaçmaklarla fantezilerini gerçekleştiriyorlardı. Bu kere metronun ortasında beni suç ortağı olarak seçmişlerdi. İkisi aynen meleğe benziyorlardı. . .
Arkamdaki beni gören diğer adam kimdi. götümü parmaklayan o muydu? Döndüm baktım. Gözünü benden kaçırdı. Gazetesine baktı. Eğer evliyse bu gün beni düşünerek sikecektir karısını buna emindim.
Metrodan indiğimde camdan bana bakıyor ve eminim ki gözleriyle beni soyuyor olacaktır.
Neyse ben de indim. Ne harika ve inanılmaz bir yolculuktu. Bacaklarımdan aşağıya doğru spermlerin aktığını hissediyordum. İnanılmaz bir anı ve mükemmel bir orgazm yaşamıştım. Kalçalarımın arası amımın suyuyla ve spermlerle ıslanmıştı. Hala adamın sikini ve kadının elini hissediyordum kalçalarımın arasında.
Bu amımın dudaklarını okşayan kadın, düşleyemeyeceğim bir seks fantezisi yaşatmıştı bana.....

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Type of 💣 dick that got you explain shit to your best friend on why you’re seeing his toxic ass again 🍆
ARKADAŞIMIN KAPALI KARISINI OROSPUYA ÇEVİRDİM
Merhabalar. Adım Nahit, 32 yaşındayım. Yıllarca bir fabrikanın müdürlüğünü yaptıktan sonra, 7 yıldır tecil ettirdiğim askerliğimi yapmak için müracatta bulundum. Fabrikada tüm personel tarafından sevilen, sayılan, aynı zamanda çok otoriter biriydim. Fabrikanın yemekhaneden sorumlu aşçısı, Erkan isminde genç biriydi ve iki ay önce 17 yaşında bir kızla evlenmişti. Düğününe beni de davet etmiş, ben şehir dışında olduğum için düğünlerine gidememiş ve evlendiği kızı görememiştim, fakat çokta merak ediyordum. Bu arada erkan benden çok korkar, aynı zamanda çokta saygı gösterir, her zaman günlük menü dışında bana özel yemekler yapar, bazen de, “Müdürüm bir gün seninle kafaları çekelim, mezeler benden!” derdi. Ama bir türlü işlerimizin yoğunluğu nedeniyle fırsat bulamamıştık. Neyse günüm geldi işimden ayrıldım ve askere gittim. Askerden geldikten sonra oturduğum apartmanın altında boş olan bir dükkanı kiraladım ve inşaat malzemeleri üzerine bir işyeri açtım. Aradan 6 ay kadar geçmişti, bir gün fabrikaya eski patronumu ziyaret için gittim. Fabrikada benim dönemimden çalışan hiç kimse kalmamış, bütün personel yenilenmiş, patron işleri baya bir küçültmüştü. Çalışanlara yemekhane sorumlusu Erkanı sordum, onun da işten ayrıldığını ve yemeklerin tabildottan geldiğini söylediler. 15 gün kadar sonra bir gün sabah dükkanın önüne bir sandalye atıp güneşlenirken, motorlu birisi önümden geçti ve Erkana çok benziyordu. Ama güneş gözlüğü taktığı için tam emin olamadım. Aynı kişi akşam üzeri tam ters istikamete doğru geçince, ben sabahları ve akşamları yola bakmaya başladım ve her gün geçiyordu. Birkaç gün sonra akşam geçerken ben bunu durdurdum, evet Erkandı. Beni görünce baya bir şaşırdı, “Oooo müdürüm!” deyip elime sarıldı. Dükkana davet ettim. Hoş beşten sonra, “Birkaç gündür görüyorum ama emin olamadım, her gün bu caddeden nereye gidiyorsun?” diye sordum. Yeni taşınmışlar, evi caddenin sonundaki varoş mahallesinde imiş ve başka bir fabrikada aşçı olarak çalışıyormuş… Baya bir hasret giderdikten sonra, motoruna bindi, giderken de, “Müdürüm, ailecek te görüşelim, buralarda hiç çevremiz yok, herkes kendi halinde, bari sizinle gidip gelelim, hanımın ve çocuğun çok canı sıkılıyor!” dedi. Okeyleştik ve “İstediğiniz zaman buyurun gelin!” dedim. Akşam durumdan eşime de bahsettim. Bu arada ben 8 yıllık evliyim ve 4 yaşında bir çocuğum var. Erkanın da hemen bir çocuğu olmuş ve bir buçuk yaşına girmiş. Eşim, “Olabilir, eğer hanımı kafadengi birisi ise, benim de canım sıkılıyor aslında, benim içinde iyi olur.” dedi. Erkan birkaç gün sonra dükkanın önünden motorla geçtiğinde bu sefer arkasında başörtülü, pardesülü kapalı bir bir bayan ve kucağında bir çocuk vardı. Ofisimde olduğum için onlar beni görmedi, ama ben çok şaşırmıştım, karısının kapalı biri olabileceğini hiç düşünmemiştim ve ilk defa görüyordum, fakat çok hızlı geçtikleri için doğru dürüst görememiştim. Cumartesi akşam üzeri Erkan dükkana uğradı ve “Müdürüm, müsaitseniz Pazar günü size gelmek istiyoruz?” dedi. Karıma telefon açıp müsait olup olmadığımızı sorduğumda, karım da, “Müsaitiz müsaitiz, buyursunlar gelsinler, hatta biraz erken gelsinler kahvaltıyı da birlikte yapalım!” dedi. Pazar günleri işyerini açmıyordum, Pazar sabah erkenden kalkıp unlu mamül fırınına giderek Simit, Poaça ve Börek aldım ve beklemeye başladık. Saat 10:00 gibi geldiler, kapıda karşıladık. İçeri geçtiler, “Hoşgeldin!” diyerek eşine elimi uzattım ve tokalaştık. Ama ne tokalaşma! Elleri ateş gibi yanıyordu! Samimi bir şekilde, “Ben Hayriye!” dedi. “Ben de Nahit!” dedim ve ekledim, “Bu arada siz hasta olacaksınız galiba, ateşiniz var!” dedim. Hayriye hafif gülümseyerek, “Yok, benim doğal halim bu!” dedi. Erkan da, “Müdürüm ben kışın soba kullanmıyorum, Hayriyenin teni çok sıcaktır!” dedi, gülüştük. Hayriye minyon tipli, hafif çukur gözlü, beyaz tenli, yüzü ve vücut yapısı süper güzel bir kadındı. Ona bakmaktan kendimi alamıyor, fakat göz göze gelmeye de korkuyordum. Kahvaltı masasına geçtik. Hayriye çocuğu uyutmak için yan odaya geçti. Bu arada biz masaya oturunca, ona benim karşımdaki sandalye kaldı. 5-10 dakika sonra geldi ve karşıma oturdu. Derin bir kahvaltı sohbeti, yaz olduğu için balkon kapısı açık, güzel bir ortam, kakara kikiri 2 saat kadar masada kaldık. Hayriye kapalı olmasına rağmen çok hoş sohbet, biraz utangaç ama konuşkan birisiydi. Kahvaltıdan sonra biz balkonda koyu sohbete dalmışken, hanımlar bulaşık falan derken öğlen oldu ve hanımlar yanımıza gelerek pikniğe gitme teklifinde bulundular. Hazırlıklar yapıldı pikniğe gittik. Vaktimiz çok güzel ve eğlenceli geçiyor, bu arada samimiyetimiz artıyordu. Piknikte çay içerken Hayriye bana, “Nahit abi, Erkan 3 yıldır seni öyle anlatıyordu ki, merakımdan çatlamıştım!” dedi. Erkan da lafa girdi, “Ee o benim biricik müdürüm, bana çok babalık yaptı, ondan gördüğüm iyiliği babamdan görmedim ben, gerçi fabrikada yardım etmediği tek işçi yoktu, o fabrikadaki bütün işçilerin babasıydı!” dedi. Hayriye de, “Abi ne zaman bir durum olsa Erkan, şimdi Nahit müdürüm olacaktı ben bu hale düşmezdim diyor, seni anlata anlata bitiremiyor!” dedi. Bu arada eşim bir bana, bir Hayriyeye bakıyor, bir şeyler çözmeye çalışıyordu. Ben ise kötü duygulara girmemek için kendimi zorluyor, fakat Hayriyeden de gözümü alamıyordum. 19 – 20 yaşında, süper güzel bir hatun karşımda ve göz göze gelmemek için resmen kendimle savaşıyorum. Akşam üzeri piknikten döndük, akşam yemeği falan derken saat 22:30 oldu. Herkes pikniğin de etkisiyle baya yorulmuştu. Bunlar, “Artık kalkalım…” dediler. Sabah gelirken minibüsle geldikleri için yine minibüsle gitmeleri gerekiyordu ben, “Olmaz, minibüsle göndermem, sizi ben bırakırım!” dedim. “Ya zahmet etme.” falan dediler. Ben de, “Hem evi de öğrenmiş olurum.” deyince itiraz etmediler. Eşime, “İstersen sen de gel.” dedim. Eşim, “Ben yorgunum, sen bırak gel.” dedi. Neyse ben bunları evlerine bıraktım. Arabadan inerlerken çocuk Erkanın kucağında idi. Vedalaşırken yine tokalaştık, ama Hayriyenin elleri yine ateş topu gibi yanıyor ve içimi fena yapıyordu. Elimi bırakmadan, “Nahit abi her şey için çok teşekkürler, çok güzel bir gündü, en kısa zamanda biz de sizi bekliyoruz!” dedi. Bu arada gözlerimin içine bakıyordu, durduğum yerde yarağım kazık gibi olmuş, yüzüm kızarmıştı. “Abi sen bana diyorsun ama sen hasta olacaksın, yüzün kıpkırmızı ve terliyorsun!” dedi. Ben de güneş çarpmış olabileceğini söyledim. Vedalaştık ve ben eve döndüm. Eşim geceliğini giymiş yatmış, yatakta beni bekliyordu. Soyundum ve yatağa girdim. Biraz sohbet ettik, onları nasıl bulduğunu sordum. Çok beğendiğini, iyi insanlar olduğunu ve görüşebileceğimizi söyledikten sonra bana manalı manalı bakarak, “Umarım bu düşüncelerim yüzünden beni pişman etmezsin!” dedi. (Eşim çok kıskanç bir yapıya sahiptir). “Ne demek istiyorsun?” dedim. “Kız çok güzel ve sana da çok hayran kaldı!” dedi. “Ne alaka? Kocası anlatmış, o da merak etmiş, ne var bunda?” dedim. “Daha çok toy, sen yine de dikkat et!” dedi. “Abartıyorsun! Duymadın mı, bana Abi diyor, ayrıca kapalı birisi!” dedim. “Orası öyle, ama ne bileyim, o kadar güzel ki kıskanmamak elde değil!” dedi. Ben de, “Sen ondan güzelsin karıcığım!” diyerek dudaklarından öptüm ve amını avuçladım ve okşamaya başladım. Sonra karımın külodunu çıkardım, amını yalayıp, az önceki elin sıcaklığının ve konuşmalarında etkisinde kalarak kazık gibi olmuş yarağımı karımın amına geçirdim. Karım, “Offfffff, işte bu huyuna bayılıyorum senin, ne zaman aklımdan geçse yarağını amımda buluyorum!” diyor ve dudaklarını ısırıyordu… Ben ise Hayriyeyi siktiğimi hayal ediyor, karıma köklüyordum. Karım zevke gelmiş çılgınlar gibi inliyor, “Ben bu yarağı kimseyle paylaşamam! Bu yarak bana ait! Sakın o karıyı sikeyim deme!” diyor, kendi kuşkularını dillendiriyordu. “Karıcığım merak etme, Hayriye karşımda soyunup bacaklarını ayırsa bile dönüp bakmam!” diyerek karımın amına pompalıyordum. Karım, “Ben seni bilmezmiyim? On senedir yediğim bu yarağı tanımazmıyım? Öyle bir fırsatı kaçırırmısın sen, bulduğun ilk fırsatta koyarsın kızın amına!” diyor, beni daha da azdırıyordu. 20 dakikadır karımı sikiyordum ve artık son noktaya yaklaşmıştım, hızla pompalıyor, “Merak etme aşkım, siksem bile bana senin kadar zevk veremez!” diyerek karımı rahatlatmaya çalışıyordum. Karım ise ikinci defa boşalıyor olmanın zevkiyle, “Sik kocacığım sik, bu yarağa helal olsun, bu yarak ne Hayriyeler hak ediyor! Offfff çıldırıyorum, pompala kocacığım, kökle amıma!” derken, korunmadığı için, yarağımı son bir hamleyle karımın amından çektim ve göbeğine boşaldım. Nefes nefese kalmış bir vaziyette üzerinde 2-3 dakika hareketsiz kaldım, sonra yanına uzandım. Karım dudağıma bir öpücük kondurarak, “Az önce söylediklerimi sakın ciddiye alıp ta kıza birşey yapayım deme haa! Sana belli olmaz, izin verdiğimi falan düşünürsün!” diyerek gülümsedi. Aradan 3-4 gün geçmişti ama Hayriye bir türlü aklımdan çıkmıyor, resmen bütün gün düşüncemi işgal ediyordu. Ellerinin sıcaklığı aklıma geldikçe yarağım kalkıyor, elleri böyleyse acaba amı nasıldır bunun diye düşünmeden edemiyor, bir yandanda arkadaşımın karısı hakkında böyle düşünceler taşıdığım için kendime kızıyor, müthiş bir suçluluk duygusu yaşıyordum. Tam bir ikilem içindeydim. Bir akşam vakti tam dükkanı kapatmayı düşünüyordum ki, Hayriye caddenin karşı kaldırımından kucağında çocuk ile yavaş yavaş yürüyerek evlerinin ters istikametine doğru gidiyor ve sık sık arkasına dönüp bakıyordu. Hemen koşarak yanına gittim ve arkasından, “Hayriye?” dedim. Galiba sesimi tanıyamadığı için birden irkildi, beni görünce de biraz rahatladı. “Bu saatte böyle yaya nereye gidiyorsun? Hayır mı?” dedim. “Abi sorma ya, Erkan gece vardiyasında çalışıyor, işe gitti, ben de annemlere gidiyorum. Minibüsü beklemeyeyim, yavaş yavaş yürüyeyim dedim, ama hep dolu geçiyorlar, almadılar, buraya kadar geldim.” dedi. Ben de, “Yorulmuşsun, gel biraz dinlen, böyle olur mu, o kadar yol kucağında çocukla yürünür mü, gel hadi!” diyerek çocuğu kucağından alarak, biraz da emrivaki bir tavırla işyerime götürdüm… Hayriye yorulmuş, kan ter içinde kalmıştı. Soğuk bir kola ikram ettim. “Abi ben almasaydım, geç oluyor, şimdi minibüsler nöbete düşerse çok geç kalırım!” dedi. Ben de, “Merak etme, seni bu saate minibüsle gödermem, ben bırakırım, rahat ol, al şunu iç, serinle biraz!” dedim. “Nahit abi zahmet etme, ben minibüsle giderim!” dedi. Ben kaşlarımı çatarak, “Seni bu saatte böyle göndermem, sonra Erkan duyarsa bana kırılmaz mı?” dedim. Hayriye de çaresiz, “Peki abi!” dedi ve kolayı aldı. Çocuk uyuyordu, koltuğa yatırmıştım. Sohbete başladık, tam karşımda oturuyor ve havadan sudan konuşuyorduk. Ben ise yine gözümü dikmiş öyle derinlere dalmıştım. Birkaç defa göz göze geldik. Ben hep gözümü kaçırıyordum ve sonuncuda kaçıramadım, bir an sessizlik oldu, 10-15 saniye gözgöze bakıştık. Bu defa o gözünü kaçırdı, ben hemen toparlanmaya çalıştım, ama bu arada masa altında benim yarak yine kazık gibi olmuştu. “Abi ne zaman kapatıyorsun?” dedi. Ben de, “5-10 dakikaya kadar kapatırım, gideriz!” dedim. Bu arada yukarıyı evi aradım ve bir işim olduğunu, bir yere kadar gidip geleceğimi ve merak etmemelerini söyledim. Masanın altından yarağımı düzelttim, eğer anlarsa rezil olacağımı düşündüm ve sakinleşmek için birkaç dakika dikkatimi dağıttım, masadaki evrakları dosyaları falan toparladım. Sakinleşince de, “Hadi kalkalım!” deyip çocuğu kucakladım ve arabaya kadar ben götürdüm. Arabaya varınca çocuğu almasını, kapıları açacağımı söyledim. Çocuğu alırken ben biraz çekingen davrandım, ama o çok rahattı ve yanaştı, çocuğu sıkı tutabilmek için sarılarak alırken, benim kolumun birisi çocukla onun arasında kaldı ve pardüsünün üzerinden taş gibi göğüslerini ilk defa hissederken neredeyse kalp krizi geçirecektim. Kapıları açtım, arkaya binmek istedi. “Aşk olsun, bu da ne demek oluyor? Hakaret sayarım bunu!” deyince, “Ay abi özür dilerim, böyle düşüneceğini bilemedim!” dedi ve ön tarafa geçti. Neyse yola çıktık, bu arada hava iyice kararmıştı. Ben acele etmiyor, yolu uzattıkça uzatmaya çalışıyorum. Gideceğimiz yer normal trafikte yarım saatlik yoldu, ama akşam trafiği de işin içine girince baya bir uzadı. Trafik durunca, ben kucağındaki çocuğun yanağını okşamak bahanesiyle ona yanaşıyor, zaman zaman kazara olmuş gibi göğüslerine elimi sürtüyordum… Çaktırmadan kalkmış yarağımı düzelttim ve konu açılsın diye, “Demek Erkan benden çok behsetti ha, öyle mi?” diye sordum. “Sorma Nahit abi, seni yere göğe sığdıramıyor, ben de merakımdan çatlıyordum.” dedi. “Eee merakın geçti mi? Nasıl, merak ettiğin kadar varmıymışım bari?” dediğimde, bir iki saniye sustu ve “Evet, çok iyi bir insansınız!” dedi. “Teşekkür ederim, sizde iyisiniz, Erkanı severim, çok saygılı çok efendi bir çocuk. Onla evli olğun için çok şanslısın! Eminim iyi bir kocadır!” diye zarf attım. Hayriye yine bir iki saniye sustuktan sonra, “Eh işte, öyledir…” dedi. “Ne demek şimdi bu? Nasıl eh işte? Evliliğinizde sorun mu yaşıyorsunuz?” diye sordum. “Abi evlilik olur da sorun olmaz mı?” dedi. “Hayırdır, büyük bir sorun mu? Bak üzüldüm şimdi, oysa ben sizi çok mutlu görmüştüm.” dedim. “Yok, tabi ki mutluyuz, ama bizim de kendimize göre sorunlarımız var tabi, biraz özel sorunlar Nahit abi.” dedi. “Bana güvenebilirsin, eğer paylaşmak istersen seni dinlerim ve elimden geldiğince de çözümü konusunda yardımcı olurum, ayrıca bende sır olarak kalır, bu konuda bana güvenebilirsin!” dedim. “Nahit abi sana güvenmesem bu kadarını da söylemezdim zaten, ama güvensem de daha fazlasını anlatmam doğru olmaz.” dedi. “Peki sen bilirsin!” deyip, torpidodan bir kartvizitimi çıkardım ve uzattım, “Eğer çok daralır da konuşmaya ihtiyaç duyarsan çağrı bırak, ben seni ararım!” dedim. Kartı aldı, “Tamam abi, ararım!” dedi. Bu arada yüzü değişmiş, hüzün, utanma, çekinme ve korku karışımı tuhaf bir ifade almış, gözlerini karşıya dikmiş anlamsızca yola bakıyordu. Bir kart daha çıkardım ve bir kalemle birlikte uzattım, “Buna da sizin numarayı yaz, bende de sizin numaranız bulunsun.” dedim. Numarasını yazdı ve uzattı. Baktım ev numarasını yazmış sadece, “Cep numaranı da yazsaydın.” dedim. “Ben cep telefonu kullanmıyorum, hep evde olduğum için ihtiyacım olmuyor.” dedi. “Peki tamam!” dedim. Bu arada gideceğimiz yere varmıştık. Hayriyeye arabadan inmeden ona, “Sen kötü görünüyorsun, büyük bir sorununuz var galiba?” diye sordum. “Yok bir şey abi, sonra anlatırım!” dedi. “Tamam o zaman, yarın mutlaka telefonunu bekliyorum, anlatacaksın bana!” dedim. “Tamam! Erkan öğleden sonra saat 2:30 gibi evden çıkıyor, ozaman ararım.” dedi. “Tamam o zaman saat 2:30 dan sonra telefonunu bekliyorum, mutlaka ara bak! Bu arada sen geri nasıl döneceksin, saatte epeyce oldu?” diye sordum. “Ben bu gece burada kalacağım abi, kardeşimin düğün hazırlıkları var, yarın alışverişe çıkacağız, alışverişten sonra oradan direkt minibüsle dönerim eve. Abi çok teşekkür ederim, sana zahmet oldu bu geç saatte.” dedi. “Ne zahmeti canım, ne olacak ki, ne zaman arabalık bir durum olursa, gece gündüz farketmez, aramazsan gücenirim!” dedim ve tokalaşmak için elimi uzattım. Çocuğun başını dizine koydu ve tokalaştık. Eli elimde, “Yok bu sıcaklık normal bir şey değil!” diyerek gülümsedim. “Abi benim elim hep böyledir, pek tokalaşmam ama kimle tokalaşsam çocukluğumdan beri hep bunu söylüyorlar, demek ki sıcak kanlı birisiyim!” diyerek o da gülümsedi ve arabadan indi. Hemen geri döndüm, ama içim içime sığmıyordu, eve nasıl vardım bilmiyorum. Gözümün önünden gitmiyordu, ertesi gün öğlene kadar bana bir yıl kadar uzun geldi. Saat 14:30 gibi çıktım dışarıya ve Erkanın geçmesini bekliyorum, ama geçmedi. Saat 15:30 oldu, ne Erkan geçti ne Hayriyeden telefon geldi, kafayı yiyordum. Masama geçip koltuğuma oturup gözlerimi saate diktim, kulağım telefonda. Saat 16:15 oldu halen telefon yok. Ne olursa olsun ben arayacaktım, eğer Erkan açarsa (Haftasonu müsaitseniz, ya siz gelin, yada biz gelelim) deyip bir şekilde olayı kapatacaktım. Kaldırdım telefonu, çevirdim numarayı, daha ilk çalışının ilk saniyesinde telefon açıldı… “Alo.” dedim. Hayriyeden titrek ve kısık bir sesle cevap geldi, “Alo?” dedi. “Ben Nahit, Erkan evde mi?” diye sordum. “Yok Nahit abi, 14:30’da gitti o.” dedi. “Buradan geçmedi, kapıda bekledim ama göremedim?” dedim. “Abi motorla gitmedi, servisle gitti, normalde servis alıyor onu, ara sıra motorla gidiyor.” dedi. “Anladım. Hani arayacaktın, neden aramadın?” diye sordum. “Aramadım işte…” dedi. “Neden? Hani konuşacaktık?” diye sordum. Kısa bir sessizlik oldu, “Boşver Nahit abi, konuşmayalım!” dedi. “Hmmm. Pardon, sanırım aramakla ben yanlış yaptım. Ben konuşacağımızı, bana sıkıntılarını anlatacağını düşünmüştüm.” dedim. Yine kısa bir sessizlikten sonra, “Abi hangi sıfatla dinleyeceksin benim sorunlarımı, yani sana neden anlatayım, seninle neden konuşayım bunları?” dedi. “Dost olduğumuzu düşünüyordum ben.” dedim. “Tamam abi dostuz, ama aile dostuyuz, sorunlarımızla seni meşgul etmek istemem.” dedi. “Sen bilirsin, ama akşam da dediğim gibi, eğer anlatmak, boşalmak istersen dinlerim ve anlattıklarını da bir sır olarak saklarım (burada boşalmak kelimesini özellikle kullanmıştım), her şeyi içine atmak sağlığına zarar verebilir, insanda bazen dışa vurma ihtiyacı doğar.” dedim. “Ya elbette konuşmaya ihtiyacım var, elbette birilerine anlatsam rahatlarım, ama bu neden siz olasınız? İşte benim kafamı karıştıran bu, yoksa birileriyle sıkıntımı paylaşmayı ben de isterim.” dedi. “Sen bilirsin, kime güveniyorsan onunla paylaşırsın, güvendiğin birisi varsa ona anlat, ama içinde tutma. Akşam bir ara çok kötü oldun, o halin aklımda kaldı, üzüldüğüm için aradım, onun için anlatmanı istedim, bana güvenebileceğini düşündüm.” dedim. “Güveniyorum…” dedi. “Güveniyorsan anlatırsın.” dedim. “Şimdi değil, ama belki daha sonra anlatırım.” dedi. “Peki ne zaman istersen anlatabilirsin, bilesin ki ben dinlemeye hazırım!” dedim. “Tamam abi bunu bilmek içimi rahatlattı.” dedi. “Seni tutmayayım, eğer işin varsa kapatabiliriz.” dedim. “Yoo işim yok, çocuk uyuyor zaten.” dedi. “İyi, benim de canım sıkılıyordu, sakıncası yoksa öylesine sohbet edelim.” dedim. “Sakıncası yok…” dedi. “Alışverişi yaptınız mı?” diye sordum. “Evet yaptık, çok güzel şeyler aldık.” dedi. “Senin güzel şeylere ihtiyacın yok ki.” dedim. “Bana değil, kardeşime aldık… (Biraz sessizlik oldu) Hem benim neden güzel şeylere ihtiyacım olmasın ki?” diye sordu. Sustum, terledim ve titremeye başladım. Titrek bir sesle, “Sen zaten çok güzelsin, extra güzel bir şeye ihtiyacın yok!” dedim. Yine kısa bir sessizlik ten sonra, “Ciddi ben güzelmiyim?” diye sordu. “Hemde çok!” dedim. “İltifatın için teşekkür ederim, bunu duymak çok güzel!” dedi. Hayriyenin bu sözleri bana cesaret vermişti, artık balık oltaya geliyordu, “İltifat değil, gerçekten çok güzelsin, hatta hayatımda gördüğüm en güzel kadınsın!” dedim. “Yok artık, o kadar da abartmayın lütfen!” dedi. “Abartmıyorum!” dedim. “Nerem güzel ki?” diye sordu. “Yüzünden başka nereni gördüm ki?” deyince gülüştük… “Beni güzel bulmana sevindim Nahit abi!” dedi. “Sorununuz bu mu yoksa, Erkan seni güzel bulmuyor mu?” diye sordum. “Yok, o da güzel olduğumu söyler ara sıra.” dedi. “Hmmm, tutturamadım!” dedim. “Abi sonunda konuşturacaksın beni, bizim sorunumuz sağlık sorunu!” dedi. “Nasıl yani, sağlık derken? Yoksa hastamısın? Demiştim sana bu sıcaklık normal değil diye.” dedim. “Yok abi, sorun Erkanda, bende değil!” dedi. “Öylemiiii? Peki nesi var? Hemen tedavi ettirelim, ağır bir hastalığı falan mı var? Doktora gittiniz mi?” diye sordum. “Hayır gitmedik! Zaten sorun da bu! Doktora gitmemesi!” dedi. “Nasıl yani? Niye gitmiyor ki?” dedim. “Gitmiyor işte!” dedi. “Ben götürürüm onu, sen hastalığını söyle bana!” dedim. “Gitmez abi! Utanıyor!” dedi. “Yahu sağlığın utanması mı olur, bu nasıl bir zihniyet, doktora gidilmez mi, nesi var bunun? Verem mi? Kanser mi?” diye sordum. “Yok abi, öyle bir şey değil, erkekliği ile ilgili…” dedi. İşte tuzağıma düşmüştü. Biraz sessizlik oldu. “Hmmm, sanırım anlıyorum, ama sağlık sağlıktır, ben öyle düşünürüm, eğer tedavisi olan bir rahatsızlıksa gitmeli doktora!” dedim. “Abi özür dilerim, ama bir şey soracağım, tamam ben sana güveniyorum, ama aynı zamanda da senden utanıyorum, biraz açık konuşsam ayıp olur mu?” dedi. “Ne ayıbı yaa! Sen ne saçmalıyorsun, ayıp falan olmaz, istediğin gibi konuş! Anlat şimdi, nedir sorun?” dedim. “Abi Erkanın erken boşalma sorunu var!” dedi. “Öylemi? Hmmm, anladıımm, peki ne kadar erken?” diye sordum. “Çok erken! Dakika bile sürmeden! Bir defasında içine bile giremeden 3 kere boşaldı, dördüncüde de içine girer girmez boşaldı ve o günde çocuk kaldı. Aslında gerdeği de o gün yapmış olduk, yani düğünden 2 ay sonra! Ara sıra söylüyorum doktora gidelim diye, doktora gideceğimize beni öldür diyor.” dedi. “Hmmm, durum baya vahimmiş, senin adına nekadar üzüldüğümü bilemezsin!” dedim. “Nahit abi bana bunları anlattırıyorsun da, peki yengemle sizin sevişmeniz nekadar sürüyor? Ne sıklıkta yapıyorsunuz?” diye sorduğunda bir üst Level’e geçtiğimizin göstergesiydi bu soru. Zafer kazanma yolunda ilerliyordum. Konuşmanın bundan sonrasını iyi yönlendirebilirsem, Hayriyeyi kesin sikebilecektim. “Yengenle hemen hemen hergün sevişiriz ve 20-25 dakikadan tut da 1 saati geçer bazen!” dedim. Hayriyenin şaşkınlığını telefondan bile hissedebiliyordum, “Yok yaa? Okadar sürüyor mu abi? Okadar süre yengemle ne yapıyorsunuz?” diye sordu. “Vaktimiz kısıtlıysa hemen yengene girerim ve 20-25 dakika yaparım yengeni, fakat vaktimiz bol olduğunda, yarım saate yakın birbirimize Oral yaparız, 69 yaparız, Rus işi, Fransız işi yaparız, Amerikan işi yaparız, değişik Fantaziler yaparız, Dirty Talking yaparız, birbirimizi birer ikişer kez Orgazm ettikten sonra Finali Doggy veya Jokeyle yaparız!” dedim. (Bilerek bu kelimeleri seçmiştim!). Hayriye, “Oral? 69? Dörti Tolkink? Jokey? Dogi? Rus işi…? Abi anlatacaksan Türkçe anlat da anlayayım!” dedi. “Oooo, pardon canım! Haklısın! Örneklelerle anlatsam daha iyi olur aslında, fakat biraz açık saçık olur, sakıncası var mı?” dedim. “Yoo, sakıncası yok, istediğin gibi anlat abi!” dedi. “Bak şimdi, sevişmeden önce, yani sikişmeden önce, ön sevişme denilen birşey var, 69 bunlara en güzel örnek. 69’u sana şöyle açıklayım: Mesela ben yatakta sırtüstü yatıyorum, sen de benim üzerime ters yatıyorsun, ben seninkini yalarken, sen de benimkini yalıyorsun. Bunları yaparken de Dirty Talking yapıyoruz, mesela, Yarrağımı iyi yala Orosopu! Taşaklarımı em amına koduğumun Kaltağı! Birazdan senin bu daracık amcığını sikip parçalayacam! Domaltıp, osurta osurta sikecem seni Fahişe! Yarak hastası azgın Orospu seni! diyorum. Sen de, Sik parçala amcığımı koca yaraklı sikicim, erkeğim, kökle amıma, geçir yarrağını! falan diyorsun!” dedim… Hayriye belliki bu kadar da açık beklemiyordu, sesi kesilmiş, telefonda hızlı hızlı nefes alışını duyabiliyordum. Muhtemelen eli amına gitmişti. Gerçi benim de elim sikimdeydi. Birkaç saniye suskunluktan sonra Hayriye heycanla ve titrek bir sesle, “Eee, sonra…?” diye sorunca, bir üst Level’e daha geçmiş olduk ve anlatmaya devam ettim. Artık resmen telefonda sekse dökmüştüm işi, “Bak mesela, amın kıllı mı?” diye sordum. Hayriye burnundan soluyarak, heyecanla, “Yok değil, devam et lütfen!” dedi. “Ohhh, yani amın kaymak gibi, kaymak gibi amlara bayılırım! Amının dudaklarını ağzıma alıp sündürüyorum, emiyorum, amcığına dilini sokuyorum, götünün deliğini parmaklıyorum! Sen de yarağımı hızlı hızlı emiyor, aynı zamanda amını yüzüme bastıra bastıra sürtüyorsun. İkimiz de birbirimizin ağzına boşalıyoruz, ben senin amının sularını yalarken, sen de benim döllerimi yalayıp yutuyorsun!” deyince, Hayriye köpek gibi soluyarak, telefonda inlemeye başladı. Çok geçmeden, Hayriyeden “Ağıhhhh Ihhhhh…” diye bir inleme çıktı ve hiç birşey söylemeden telefonu kapatıverdi. Kesin Orgazm olmuştu ve utancından kapatmıştı telefonu. Bu arada ben de küloduma boşalmıştım! Ertesi gün yine aynı vakitte aradım. Hemen açtı yine telefonu, “Alo?” dedi. “Alo benim, Nahit! Dün hata ettim galiba, özür dilemek ve vedalaşmak için arıyorum, söz birdaha aramayacam! Kendine iyi bak, bye!” dedim. Hayriye hemen, “Dur kapatma!” dedi. “Efendim canım?” dedim. “Eğer dünkü bir hataysa, bu sadece senin hatan değil, bunu ben de istedim! Bana kızma, dün çok tuhaf oldum, ondan kapattım telefonu! İlk defa kendimi gerçek bir kadın gibi hissettim, ne olur konuş benimle. Beni birdaha aramazsan, ot gibi yaşamaya mahkum olurum, hayatımda hiç heyecan kalmaz!” dedi. Hayriye tam istediğim kıvama gelmişti, biraz daha üstüne gitmeye karar verdim ve “Bak canım, bu yaptığımızın yanlış olduğunu ve de sonunun nereye varacağını sen de biliyorsun, en iyisi burda bitirelim bu işi!” dedim. Hayriye ağlamaklı bir ses tonuyla, “Bunu bana yapma! Eğer yalvarmamı istiyorsan yalvarırım! Ne yapmamı istersen yaparım, nasıl olmamı istiyorsan öyle olurum! Altına yatmaya bile hazırım! Orospun olurum! Kaltağın olurum! Yarağını yalarım, döllerini yutarım! Erkeğim benim, sikicim benim! Domalt sik beni! Geçir yarağını amıma! Götümü sik, parçala!” deyince, dünkü kaldığımız yerden telefon seksine devam ettik… Yaklaşık bir hafta boyunca hergün telefonda seks yaptıktan sonra, arkadaşımın o kapalı ve utangaç karısı Hayriye, artık tam bir Orospu gibi olmuştu ve artık gerçekten sikilmek istiyordu. Ben de dayanamıyordum artık ve nezamandır yüzünü görmemiştim, “Yarın sabah işyerime uğrasana aşkım, seni çok özledim!” dedim. “Kocam evde, çıkamam!” dedi. “Karımdan yemek tarifi almaya gideceğini söylersin, 5 dakika görsem yeter!” dedim. “Tamam bakarız!” dedi. Ertesi sabah saat 08:45 gibi işyerime geldiğinde içim içime sığmıyor, çıldırıyorum. Hemen kapıyı kilitledim, pancurları indirdim ve yanına geçtim. Aman tanrım o ne güzellik! Hafif bir makyaj yapmış, başında desenli saten bir başörtüsü vardı. Pardesüsünü çıkardığında, üzerinde beyaz sıfır yaka bir badi, altında topuklarına kadar inen, tüm hatlarını belli eden, kırmızı dar bir etek. Direk yanına vardım, ellerimi uzattım, ellerimden tuttu. Koltukta oturuyordu, kendime doğru çekerek kaldırdım ve direk dudaklarına yapıştım… Çılgınlar gibi öpüşüyoruz. “Aşkım gel arka odaya geçelim!” dedim, elinden tuttum, arkadaki küçük odada Çekyat vardı, hemen oraya girdik. “Dur yapma, yakalanırsak rezil oluruz!” dedi. “Aşkım ben o riski alacak kadar istiyorum seni! Ya sen?” dediğimde, eteğini kaldırdı külodunu sıyırdı, Çekyata yattı ve “Ben de kocamı ve çocuğumu evde bırakıp sabahın köründe karından yemek tarifi almak gibi sudan bahaneyle buraya gelecek kadar istiyorum! Hadi sik beni!” dedi. Hemen amına yumuldum, bir iki dil darbesi atmak için, fakat sanki hiç am yok, orada incecik bir çizgi varmış gibi duruyordu amcığı. Hayatımda siktiğim karının haddi hesabı yoktur, ama böylesini hiç görmemiştim, 3-4 cm uzunluğunda ince bir çizgi! Aşkım bu ne böyle?” dedim. “Ne var, ne oldu?” dedi. “Aşkım bence Erkanda sorun yok, bu amcığa giremeden boşalmak hastalık değil, kimse dayanamaz buna!” dedim… Hayriye saçlarımdan tutup beni kendine doğru çekti, “Çok konuşma şimdi karın falan gelir, hadi aç şu amcığımı!” dedi. Benim yarak zaten akşamdan beri kazık vaziyette, o amcığı da görünce damarlar patlayacak hale geldi. Hemen kafasını bolca tükürükledim ve Hayriyenin amına aşağı yukarı sürtmeye başladım. Yarağımın kafasını amının dudaklarında hissedince, Hayriyenin gözleri kaydı, “Aşkım, ilk erkeğim sen olacaksın, çok özledim bu anı, hadi sevgilim, geçir artık bana!” dedi. “Aşkım sen doğum yapmadın mı? Bu amcık sanki hiç açılmamış gibi!” dedim. “Sezeryanla doğurdum! Zaten Erkan içine girdi bir defa bile git gel yapmadan patladı, amımın gördüğü yarak bu kadar! Şimdi sen patlat, hadi göster marifetini, Zifaf yaptır bana, acıt canımı!” diyerek habire üstüne çekiyordu. “Hazırmısın aşkım?” dedim. “Hazırım erkeğim! Hemde nasıl hazırım! Anladın mı şimdi elimdeki ateşin sebebini?” dedi. Yüklendim! Sanki yarağımla çarşaf yırtıyorum, o kadar dar amcık! Zar zor yarısına kadar soktum, Hayriye kolunu ısırıyor, gözleri sım sıkı kapalı, sanki nefes almıyordu. Biraz bekledim, kollarını açtım, parmaklarımı parmaklarına geçirdim, “Gözlerini aç sevgilim!” dedim, açtı. Göz gözeyiz, nefeslerimiz birbirine karışıyor, “Hadi kökle erkeğim!” diye inliyor. Bir daha yüklendim ve artık dibindeydim. Gözü gözümde, dişlerini sıkıyor ve öyle bir bakışı vardı ki, gözlerinden birer damla yaş başörtüsüne doğru süzüldü. Sikimi yavaşça geri çektim, tekrar yüklendim. Birdaha, bir daha derken titremeye başladı. O tapılası güzellik altımdaydı ve ben onu sikiyordum, hemde göz göze, inanamıyordum. Saatlerce öyle kalabilirdim, fakat acele etmeliydim, vaktimiz çok dardı, başladım pompalamaya ve gözlerinin içine bakarak, “Aşkımsın! Sevgilimsin! Kadınımsın! Orospumsun! Fahişemsin!” diyordum… Hayriye de, “Erkeğimsin! Sikicimsin! Vurucumsun! Hadi sik beni! Hadi kökle! Vur dibime! Ohhhh yedir yarrağını bana, hadi sik Erkanın karısını, hadi vur koçum, vur erkeğim, çatır çatır sik, doyur amımı! Ohhhh, ilk erkeğimsin! Kökle Orospuna! Kökle Fahişene! Hadi hadi sik beni! Sik arkadaşının karısını! Senin Orospunum hadi!” diyordu. Bir süre pompaladım ve Hayriye sara hastası gibi titreyerek Orgazm oldu ve “Ben bittim, hadi sen de boşal erkeğim!” dedi. “Korunuyormusun?” dedim. “Hayır, fakat patla amıma, fışkırt, dibimi dölle erkeğim!” deyince ben de öyle bir patladım ki, 15 yıldır böyle boşalmamıştım. 3-4 dk. içinden çıkmadan üzerinde yattım dudak dudağa. Sonra hemen kalktık toparlandık. Pancurları ve kapıyı açtım hem caddeye bakıyoruz hem konuşuyoruz. “Harikaydın aşkım, bana kadınlığımı tattırdın!” dedi. “Sen de öyle aşkım, o nasıl amcık öyle, neredeyse hiç olmayacakmış, resmen yarağımı acıttın!” dedim. “Bendeki amcık amcık da, siken yarak olmayınca amcık ne yapsın? Aşkım ben gideyim artık, kimseyi şüphelendirmeyelim!” dedi. “Tamam aşkım, yalnız bu sikişi ben saymıyorum! Bu akşam geleceğim, seni evinde doya doya sikeceğim, olur mu canım?” diye sordum. “Aşkım çok korkuyorum gören olur diye!” dedi. “Yok ben kimseye görünmeden gelirim aşkım. Saat tam 20:30 da sendeyim, tamam mı Hayriye?” dedim, “Tamam Nahit!” dedi, gitti. Heyecanla akşamı beklemeye başladım. Akşam saat 20:30 da evinin önünden geçerken sokak kapısının açık olduğunu gördüm ve hemen içeri daldım. Kapıdan içeri girer girmez kapı arkamdan kapandı. Baktım kapıya sırtını dayamıs öyle bekliyordu. Evin ışıkları tamamen sönüktü, ancak sokak lambasının ışıkları pencereden sızıyor ve evin içini loş bir aydınlık kaplamıştı. Hemen kucağıma aldım ve odaya götürdüm hiç konuşmuyorduk. Öpmeye başladım. Yavaşça çömeldi ve gözlerimin içine bakarak fermuarımı açtı, yarağımı ağzına alarak öyle bir emmeye başladı ki, daha bir dakika olmamıştı, benim yarak beton gibi olmuştu bile. Ben de onu yalamak istiyordum, yarağımı iki eliyle kavradı, “Hayır ben bunu istiyorum hemen, sen sonra yalarsın, vaktimiz çok nasıl olsa!” dedi. Hemen birbirimizi soyduk, yere uzandı, “Hadi koçum! Hadi benim hovardam! Göster şu erkekliğini! Yarağa doyur şu amcığımı!” dedi. Hiç beklemedim, hemen bacaklarının arasında yerimi aldım, yarağımı amının dudaklarında aşağı yukarı gezindirmeye başladım. Hayriye çıldırmıştı, kıvaranıyor, “Geçir kökle artık, ne olur dayanamıyorum, sok koca yaraklım, sok orospun olayım, sok artık!” diye yalvarıyordu. Öyle bir kökledim ki yarağımı, sanki kızgın bir taşın deliğine sokmuşum gibi acı duydum. Onun ise çığlıkları evin içini doldurdu. Gözleri hafif kaydı, bayılacak sandım. Derin derin nefes alıyordu. Ben yarağımı amından yavaşça geri çekip, çok sert bir şekilde tekrar yüklendim. Kısık bir sesle inliyor, boynumu ve kulaklarımı yalıyor, küçük ısırıklar konduruyordu. Ben hızlanmıştım, kısık kısık nefes alıyordu, “Vur erkeğim, dibime vur! Vur koçum! Sik, becer beni! Sen benim ilk erkeğimsin, yırt şu amımın yarak görmeyen yerlerini, yırt aşkım, kocacığım, koca yaraklı hovardam, sik parçala amımı koca yaraklım, sikemeyenin amını böyle sikerler, off dayanamıyorum, içimi yakıyorsun, pompala canım, hadiiiiii geçirrrrr aslanım!” dedikçe hayvanlaşmıştım… Hayriye amının kaslarını sıkarak adeta yarağımı bırakmamacasına eziyordu. Amcığı gevşeyeceğine sanki dahada sıkılıyor, daralıyordu. Susmak bilmiyor, haykırıyordu, “Açım koca yaraklım, açım yarağa, açım sikilmeye! Of ne güzel sikiyorsun! Seni ilk gördüğümde amımdan akan suyu görseydin oracıkta Erkanın yanında tecavüz ederdin bana, Erkana da başımı tuttururdun!” dedi. “Tutarmıydı?” diye sordum. “Böyle siktiğini görse eminim beni kendisi siktirir sana, zaten tapıyor sana!” dedi. Bunları duyunca anladım ki, o hanım hanımcık, çıtı pıtı, kapalı kadının fantazi dünyası sınırsızmış, sikişirken konuşmak ve özellikle kocasını aşağılamaktan müthiş zevk alıyordu. Hemen ben de buna yardım etmeye başladım, “Senin o boynuzlu kocanın amına koyayım ben! Karısını siktiğimin pezevengi!” dedim. “Oooohhh, eveeet, sik Erkanın karısını! Pezevenk kocamın sikemediği amına koyyy errkeğimmm. Sik, boynuzlat arkadaşını, Erkana boynuz taktır bana, sikicim sen ol, boynuzlu pezevengim o olsun, yırt amımı, yırt götümü, sana kendimi o pezevengin kucağında siktirmezsem bu yarrak bana haram olsun sikicim!” diye haykırıyordu. “Sen tam bir Orospuymuşsun, amına koyduğumun Kahpesi, amının ateşi vücuduna, eline vurmuş, anlasaydım ilk fırsatta zorla sikerdim seni, adi Fahişe!” dedim. “Evet tecavüz etmeliydin bana, zorla, bağırta bağırta, ağlata ağlata sikmeliydin, o gün arabanla dağa kaldırmalıydın beni!” dedi. “Sende bu Orospuluk varken seni daha öyle sikerim ki, o pezevenk kocanın boynuzları caddelere sığmaz, merak etme!” dedim. “Ooohhh sik erkeğim Erkanın karısının tazecik amcığını! Daha bu orospu kocasının taptığı bu arkadaşına neler verecek!” dedi. “Neler vereceksin?” dedim. “Amcığımı verecem!” dedi. “Onu zaten verdin amcık karı, dalga mı geçiyorsun, amına koyduğumun Orospusu seni!” dedim. “Götümü de verecem, bakire el değmemiş götümün de sahibi sen olacaksın erkeğim!” dedi. “İşte bu güzel!” dedim. “Götümü de siktirecem sana, fakat önce şu doymamış amcığımı doyurmalısın, sik Nahitim! Sik erkeğim, hovardam benim! Oohhh! Kocam olacak o pezevengin boynuzları uzasın, arkadaşının altında amımı siktiriyorum, ohhhh! Hadi vur! Sakın durma! Oooof, aaaah dayanamıyorum, bana birşeyler oluyor, içim gidiyor, sakın durma, kökle birtanem, kökle! Ahhhh…” dedi ve titremeye başladı. Boşalmak üzereydi, zevk alması için yarağımı geri çektim, başının yarısına kadar çıkardım ve tekrar kökledim ve öyle bir bastırdım ki, dibinde bekledim ve boşaldığını hissettim. Ben ise hızımı daha alamamıştım, kendimi sıkıyor boşalmamak için direniyordum… Yaklaşık 45 dakika sonra Hayriye dördüncü kez boşalırken, ben de patlamak üzereydim ve makina gibi hızlandım, “Geliyorum Orospu, nerene boşalayım?” dedim. Hemen bacaklarını sımsıkı belime, kollarını da boynuma doladı, gözlerimin içine bakıyor, sıktığı dişlerinin arasından, “İçime boşal koçum, içime boşal aslanım! Her yerim senin, istediğin yerime boşalabilirsin, ama önce şu Orospunun döle susamış taze amını döllerinle bir sula, arkadaşının sikemediği karısını dölle, bu am senin döllerine kurban olsun, hadi sikicim, hadi fışkırt amıma, fışkırt döllerini!” dedi. “Ya hamile kalırsan?” deyince, “Offff, hadiii, fışkıırrrrt aşkımm, bırak kendini, hadiii ak içimeee, ak amımaa, ohhh hadi sikicim, yolla döllerini hadiii, kalırsam sana hamile kalayım, senin çocuğunu doğurayım, hadiiii!” diye bağırdı. Öyle tahrik olmuştum ki, artık bu sözler üzerine o anda patladım! Ama ne patlayış, amının içi, en ücra köşesine kadar dolmuştu. Adeta kısa bir baygınlık geçirdi… O gece Hayriyeyi defalarca siktim (Götten de siktim!) ve ilişkimiz 3 yıldır sürüyor. Her fırsatta amdan, götten, ağzından, neresi denk gelirse orasından çılgınca siktim. Şimdi benden hamile kalınca kocasına her şeyi anlatmış, kocası önce kızmış, ama sonra çaresiz olduğu için kabullenmiş…