Amsterdam’da Atletizm Bayramı…
Halen Fransa’da çeyrek finalleri oynanan ancak ülke başarısı olarak beklentilerin çok gerisinde kaldığımız Avrupa Futbol Şampiyonasının oynandığı şehirlere çok yakın olan Hollanda’da dünyanın en eski ve köklü sporlarından birisi önümüzdeki günlerde kendi şampiyonlarını arayacak. 23. Avrupa Atletizm Şampiyonası 6-10 Temmuz 2016 tarihleri arasında Hollanda’nın özgürlüğü ile ünlü bir Avrupa şehri olan Amsterdam’da gerçekleşecek.
Şampiyonaya katılacağını bildiren 50 ülkeden 1471 sporcu ülke katılımında son üç şampiyonanın rekorunu egale ederken, iki yıl önce İsviçre’nin Zürih kentinde düzenlenen şampiyonaya 1439 sporcu katılmıştı. Şampiyonadaki yaşanacaklar, sürprizler ve dahasına değinmeden önce dilerseniz bu yazımızda biraz Amsterdam’dan ve şampiyona ile ilgili istatistiklerden bahsedelim.
1928 olimpiyat oyunlarının ev sahipliğini yapmış olan bisiklet trafiği ile ünlü şehri Amsterdam, aynı zamanda 2001 yılında 23 Yaş Altı Avrupa Şampiyonasını da organize etmenin sevincini yaşadı. Bu şehirden tek madalya çıkaran isim de milli takımımız adına yüksek atlama kadınlarda mücadele eden ve zamanın başarılı isimlerinden Candeğer Kılınçer Oğuz oldu. Candeğer, güçlü rakipleri arasında önce seçmede, sonra da finalde muhteşem bir yarış çıkararak ikinci hakkında geçtiği çıtadan mindere Avrupa gümüş madalyası ile indi.
İlk kez 1934 yılında İtalya’nın Torino kentinde düzenlenen Avrupa Atletizm Şampiyonası, 1938 yılında ilginç bir yapıda cereyan etti. Erkeklerde Fransa’nın başkenti Paris’te düzenlenen şampiyona, kadınlarda Avusturya’nın başkenti Viyana’da gerçekleşti ve sadece 14 ülkeden 80 atlet yarışmaya katıldı.
Tüm zamanlarda madalya sıralaması incelendiğinde artık genç neslin adını neredeyse hiç bilmediği Sovyetler Birliği 331 madalya ile hala zirveyi koruyor. İkinci sıradaki İngiltere’nin 270 madalyası var. Ay yıldızlı ekibimiz ise bugüne kadar 7 altın, 1 gümüş ve 4 bronz madalya ile 24. sırada yer alıyor. Türkiye’ye şampiyonalarda ilk altın madalyayı 2002 yılında 1500m. kadınlarda Süreyya Ayhan kazandırırken, en başarılı şampiyonamız 2010 yılında Barselona’daki 3 altın madalya ile altıncı sırada tamamladığımız organizasyon olarak kayıtlara geçti.
Sporcu açısından toplam madalya sayısı incelendiğinde 100 m de 10 sn. bariyerinin altına ilk inen beyaz olma unvanını elinde bulunduran Fransızların bebek yüzlü sprinteri Christophe Lematri topladığı sekiz madalya ile erkeklerde zirvede. Amsterdam’a da 100, 200 ve 4x100m de kaydı bulunan Lematri acaba madalya sayısını çift hanelere ulaştırabilecek mi? Kadınlarda ise kariyerinde üçü altın olmak üzere yedi olimpiyat madalyası bulunan İrena Szewinska topladığı 10 madalya ile büyük bir tarihi başarıya imza attı. Ülkemiz adına bir altın ve bir bronz madalyaya sahip olan Kenya asıllı atletimiz Polat Kemboi Arıkan kayıtlardaki birden çok madalyalı tek sporcumuz.
Tek branşta en çok madalya sayısına bakıldığında erkeklerde eski Sovyetler Birliği’nin uzun atlayıcısı İgor Ten-Ovanesyen üç altın, iki gümüş olmak üzere beş madalya ile zirveyi kaptırmayacak gibi. Kadınlarda ise bu başarıyı iki sporcu paylaşıyor. İlki almanların ünlü uzun atlayıcısı Heike Dreshler. Uzun süren spor yaşantısında 20 yıl gibi üst seviyede performansını koruyabilen iki olimpiyat altını unvanlı Dreshler, dört Avrupa altınını da uzağa atladığı yarışmadan kazandı. Diğer sporcu ise 1966-1974 yılları arasında Gülle atmada dört altını arka arkaya kazanan Sovyetler Birliğinden Nadezhda Chizhova oldu.
Bir şampiyonada en çok madalya kazanan sporcu erkeklerde babası İngiltere vücut geliştirme şampiyonu olan ve 4XL forma giyebilen ünlü sprinter John Regis oldu. Yuguslavya’nın Split kentinde 1990 yılında Regis ikisi altın olmak üzere dört madalya ile Britanya’ya döndü.
En genç yaşta altın madalyaya ulaşanlar arasında erkeklerde iki isim dikkat çekiyor. Sovyetler Birliğinin ünlü sprinteri Valerij Borzow 1969 yılında Atina’da şampiyonluk ipini göğüslediğinde 20 yaşından gün almasına sadece beş günü kalmıştı. Kadınlarda ise 1986 yılında Stuttgart’taki şampiyonada 10 km yürüyüşte Norveçli Tysse Platzer altın madalyayı boynuna taktığında sadece 14 yaşındaydı. En yaşlılarda ise akla gelen ilk isim Jamaika asıllı Slovenya vatandaşı Marlene Ottey’den başkası olamaz herhalde. Ottey 2006 yılındaki şampiyonada 100m de piste çıktığında 46 yaşına 91 gün ve o sabahı ilave etmişti. Yaş konusuna değiniyorsak atletizmin tarihine marka isimlerden bir şampiyonu anmadan geçemeyiz. Almanların ünlü sporcusu Ulrike Meyfarth, 1971 yılında Helsinki’deki şampiyonada piste çıktığında sadece 15 yaşındaydı. Seçme yarışmasında 1.68m ile elenen Ulrike, büyük bir yarışma tecrübesini aldığı yarıştan bir yıl sonra Münih olimpiyatlarında tam 16 yaşında altın madalyaya ulaştı. 1982 yılında Atina’da 2.02m lik çıtanın üzerinden geçmeyi başaran Ulrike, mindere Avrupa şampiyonu unvanıyla inerken bu kez hayatının 26 yaşındaydı. Kaderin cilvesi O’nu iki yıl sonra Amerika Kıtasında melekler şehri Los Angelos’taki yeni bir Olimpiyat şampiyonluğuna hazırlıyordu.
Ülkemizin bazı istatistiklerine bakıldığında ilk madalyayı 1950 yılında üç adım atlamada ilk olimpiyat madalyamızı da ülkemize getiren Ruhi Sarıalp’le kazandığımız bulgusuna ulaşıyoruz. Şampiyonaya katılan en genç sporcumuz son dönemin başarılı sprinterlerinden Aykut Ay oldu. 2012 yılında Barselona’daki şampiyonada 4x100m koşan ay yıldızlı ekibimizle piste çıktığında Aykut, 17 yaşından gün almasına beş gün vardı.
Ay yıldızlı ekibimiz şampiyonaya katılımda 50 sporcuyla büyük bir oran yakaladı. Sporcularımızdan 15’inin devşirmelerden oluşması bazı tartışmaları beraberinde getirse de başarının vazgeçilmez unsurunun günümüz anlayışında sadece “madalya” merkezli olması bizim gibi bazı ülkelerin devşirme konusuna kendi açılarından bakmalarını sağlıyor. Birçok ülkede toplum sağlığının getirdiği niceliğin başarıya giden yolu uzun vadeye yayarak niteliği yakalaması temel amaçken, olimpiyat, dünya ve avrupa şampiyonaları gibi kısa ve büyük organizasyonlarda kısa vadede sonuç alınması “mutlak” olan başarı için bu durum “başka çare yok!” çözümünü gündeme getiriyor. Kafilede yer alan ve 5000m, 10000m ve 3000m su engellide kaydı bulunan Kenya asıllı Aras Kaya’nın ise camianın adını bile bilmediği bir isim olarak milli takım adına şampiyonaya katılması oldukça ilginç bir durum.
Avrupa ve dünya yıldızlarının olimpiyat öncesi son provalarını yapacağı, rakiplerini analiz edeceği, birbirinden güzel mücadelelerin beş gün boyunca sahne alacağı şampiyonada ithal ve yerli sporcularımızla yapacağımız mücadeleler sonunda acaba bugüne kadar topladığımız madalya sayısına yakın bir sayı alabilecek miyiz? Burada başarılı olan sporcularımız aynı başarıyı 35 gün sonraki olimpiyatlarda gösterebilecekler mi? Soruların cevapları heyecanla izleyeceğimiz bu iki şampiyonada gizli. Hepinize iyi seyirler dilerim.