Uzundu bu yollar. Hayatımın en sancılı zamanları, sol yanımın iptal olduğu yerdeydim adeta. Beynimi arıyordum mantığın nerde diye, ulaşamıyordum. Sanırım kaybetmek üzereyim bu savaşı. O kadar yorgun hissediyorum ki adım atsam kırılacak bacaklarım. Bir gökkuşağı doğsa göremeyecek kadar kör olurum. Ellerimi uzatsam sana, bütün eklemlerim ayrılacak gibi. Sevmek istesem her hücremi kazımak zorunda kalırdı insanın oğlu. Gülmeye bile cesaretim yok işin açığı. Dermanı tükenen sonbahar yaprağı gibi dokunsan tutunduğum daldan düşecektim. Zaten sarkıyordu beynim, geriye sadece yer çekimine karşı koyamamak vardı. Su alan bir gemi misaliydik. Su alıyor gitmedikçe batıyorduk. Suyu boşaltmak çözüm değildi. Boğulmak işten bile değil. Nefes'im, yarıldım sol yanımdan. Bütün yalnızlıklarım sana çıkıyor. Sevilmekte istemedim senden sonra. Ruhun bırakmadı peşimi. Kesip attım yaralarımı. İzi duruyor hala. Sancıyor her sana benzeyen birine carptığında gözlerim. Bu Tanrı'nın cezasımı şimdi. Nerden çıkmıştı bu hüzünlü gece vardiyaları, kim icaat etti sensizliği ? Ben neden herşeyi unutabiliyorken, çakılı kaldım sende ? Cevabını bulamayacağım sorular sormaktan bıktım. Tüm baktığım akşamlarda, sokak ışıklarının vurduğu yer ve yere düşen gölgemle boğuşmaktan bıktım. Sen yoksun, Ben hep ölüyorum. Adil Karaoğlu










