İletişim ve Liderliğin Gücü; Tango
Tango sadece bir dans mıdır? Bence kesinlikle değildir. 3 ay önceydi, karı-koca tango derslerine başladık. Bir grup dersiydi bizimki. Önce terimler; erkek - lider, kadın – takipçi. Ayy, erkekleri görmeyin. Bir şişindiler, bir gerindiler. Liderlerimiz. Bizler de onlar nereye isterse gidecek takipçiler… Amaaa, dansa başlayınca anladık ki liderlik etmek de takip etmek de zor. Erkekler için salonda diğer çiftler de dans ederken hem doğru adımı atmak, hem de kimsenin tepesine çıkmadan yön vermek gerek. Biz kadınlar için de kontrolü elden bırakmak, partnerinin yönlendirmesine teslim olmak bir o kadar zor. Anda olmanın her şey olduğu bir dans. Kimse nereye gideceğini, hangi adımı atacağını planlamıyor. Akışta oluyor her şey. Anda olmayı tökezleye tökezleye öğreniyor insan.
Liderlik – takipçilik meselesine gelince, o kadar gerçekçi ki. Salondaki tüm erkekler ve kadınlar değişerek birbirimizle dans ediyoruz. Aynı liderlik tarzları gibi, herkesin tarzı farklı. Kimisi çok yakın duruyor, kimisi çok uzak. Kimisi de o kadar çekingen ki kim lider, kim takipçi?
Uzak duran bir erkekle dans ediyorum. Anlaşmak o kadar zor ki. Konuşmuyoruz tabii, beden dili anlatacak her şeyi. Ama anlamak ne mümkün, aramıza 2 çift daha koysan onlara da yer var. Yani liderlikte seni takip etmek isteyenlere çook uzak durursan kimse gideceğin yönü anlamaz, beraberce ortada kalırsınız. Ekibine, takip etmeye gönüllü olanlara biraz yakın durmalı, anlaşılmalı lider dediğin.
Sonra çok yakın dans eden bir erkekle dans ediyoruz. Evet, nereye adım atacağımızı tahmin etmek benim için çok kolay. Ama salonda 1 tur atınca ter basıyor, bu ne? Sürekli böyle bir partnerle dans etsem ittiririm diye geçiriyorum içimden. Tamam, yönümüzü, hareketimizi anlamam çok kolay ama boğuluyorum. Özgürlüğüm gitti, sıkıştım kaldım. İyi lider yakın olacağım diye ekibini boğmaz. Genel çerçeveyi çizer, yakın durur ama hareket edecekleri tüm alanı kaplamaz geçiyor aklımdan.
Daha sonra da çekingen biri ile dans ediyoruz. Ahh, kaç kere ayağına basıyorum, kaç kere o sağa giderken ben sola gidiyorum anlatamam. Bırakın hareketi takip edebilmem için bana belli etmeyi, kendisi de nereye gitmek istediğini bilmiyor ki. Bir sağa bir sola sallanıp duruyoruz. Hata yapmamak için de çok kıpırdamıyoruz zaten. Şarkı bitse de bu işkence son bulsa istiyorum. Ne akış var ne keyif. Görev yapıyoruz adeta. Liderler bir harmoni içinde olmalı diyorum kendi kendime. Hata yaparım, yanlış mı anlarlar darken zaman akıp gidiyor. Elinde seni takip etmek isteyen hevesli bir ekip varken adım at, yürü, ve kendini belli et, yoksa elindekiler sıradaki gelsin ya da ben gideyim diye fırsat kollar hale gelir.
Sonra bir hareketi göstermek için tango hocamız ile dans ediyoruz. Hangi yöne gideceğini nereye adım atacağını o kadar net anlatıyor ki, yakınlığı, kararlılığı, netliği ile; sıkıysa takip etme. Dansımız bittiğinde sadece “vay canına” diyebiliyorum. O kadar akışta geçen bir süre ki, hangi adımı atacağımı bile düşünmeden dans etmişim, haberim yok. Net olan, karşısındakine güven veren, yakınlığı kararında kullanan lider akışı sağlıyor. Ve bu, da bağlılığı, takip edenlerin işe olan tutkusunu korumasını ve akıştayken başarının kendiliğinden gelmesini sağlıyor.
Yani anlaşılan o ki tango’dan öğrenilecek çok şey var. Benim tango dilindeki adım takipçi olsa da liderlik adına çok şey buldum ve her gün yeni şeyler keşfetmeye devam ediyorum. Liderlik anlayışını geliştirmek isteyenlere, akışta olmayı özleyenlere duyurulur…
Daha çok şey var tango ile ilgili ilham alınacak, anlatılacak. Siz nelerden ilham alıyorsunuz? Bunları hayatınıza nasıl yansıtıyorsunuz? Neleri fark edip değiştirmeye, geliştirmeye gönüllüsünüz?













