ne olabilirim ben, kendini “insan” zanneden bir açlıktan başka?
bu gölge dünya ve ben.
aramızda cam bir duvar var.
kendi bekası uğruna bedenleri tüketen o yaşamla kendi içimde mahsurum.
uyku çıplak olanın biricik örtüsü... ve ben çoktandır örtüsüzüm.
cama çarpan sineği izliyorum yansıtan yüzeyde...
“içme suyu” uygarlığın çarpık yüzünün çırılçıplak kaldığı bir gezegende insanlık mitini geride bırakanların karanlık ve şefkatli hikayesi.
Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
✓ Live Streaming✓ Interactive Chat✓ Private Shows✓ HD Quality✓ Free Actions
Free to watch • No registration required • HD streaming
şimdi bir ben uyanığım buralarda. hayatın düşünceleri çökelmiş ve hür kılınmış gece. altında uyuyanların üzerinde bambaşka bir organizma olmuş o... ve bir tasa yok onunla yüzeye çıkanlarda. bedenim bu sulak atmosferde eriyor. ben köpürüyorum. bu gece ben bir sabun köpüğünde doğabilecek kadar hiçbir şeyim. gıdıklanıyorum bunun özgürlüğüyle. yaşamın ötesine taşıyorum. seviyorum çünkü seviyorum. doğada bulunmayan bir madde bendeki sevgi. vasi. esrarengiz. tehlikeli. senin biliminin gizli cevheri. işlemeden öğüt madenimi ve bir silah ol ama bil ki artık uslandıramaz bu silahı yaşamın hiçbir bedeni... ve duyamaz kimsecikler onun tehdidini, tehlikesini. çünkü sudur zaman ve boğar bütün sesleri. ölen uykuda ölür ve gece hala hürdür. canlı, temiz ve baki.
this desert of ice
is calling me... me again,
'cause he's the father
of mine.
bazen bir tanecik kelime, zihinde naçiz bir veri kırıntısı... ne görseldir o, ne işitsel... kendi algılarımın nesnesi ya da ben olurum onun deneyim nesnesi. onun kendini bilmesi için bir araç... ve sen de bir diğeri. mutlak, yine de hassas. biz ve gizli içgüdülerin simbiyotik dirimi işler dokunabildiğimiz derilerin altında...
Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
✓ Live Streaming✓ Interactive Chat✓ Private Shows✓ HD Quality✓ Free Actions
Free to watch • No registration required • HD streaming
buraya iki günlük metin bırakacağım ve uzun tutacağım. bu yüzden şöyle bir paravan çekmeyi uygun gördüm.
27.06.2026
bulutlardan...
dönüş yolunda çektiğim bir fotoğraf. bulutlar yeryüzüne öyle yakındı ki kendimi başka bir dünyada gibi hissettim. kandinsky'nin renklere yaklaşımını düşünerek bu an üzerine meditasyon yaptım ve bunlar yüzeye çıktı...
bir gerçeğin içinde yitip gidiyor gibiyim. gitgide kendi yüzümden çok yeryüzüne benzemekteyim. çünkü ben yeryüzünün azade bir gölgesiyim. utanması olmayan, çarpık, iştahlı, karanlık... bu cehalet değil. çünkü ben neyle beslendiğimi iyi biliyorum. uzun süredir besleniyorum ben. bu yüzden toprağın renginde derilerim. dökemiyorum onları. bu benim uslanmaz rengim. açgözlü, iştahla özlenmiş renklerin bataklığı. toprak gibi. evet, her şeyin döndüğü toprak gibi. her şeyin vicdanıyla yalnız kaldığı beden. toprağı sevmekten başka çarem yok, çünkü annem benim akıbetim. toprak perhiz etmez. kin tutar ve mütecaviz ellere duyduğu hıncı çocuklarını hazmederek çıkarır.
biliyorum. biliyorum gözlerimde koyulaşanın kimin karanlığı olduğunu... ve ben gördüklerim kadarıyım.
oysa bazen ben de inanmak istiyorum mavi olduğuma. çünkü başladığım ve bittiğim bir yer yok. özüme doğru hareket ediyorum yalnızca. doğrusal değilim. kendimi bulandıran bir girdap gibiyim. damıtılıyorum. ince ince. sessizce. akıtılıyorum. sessizliğimin içine... ama ne yaparsam yapayım ben, resmedemiyorum senin için bu sessizliği...
02.07.2026
bu gökyüzünü de bugün çektim. şu parçayı bırakacağım bunun için: evet, enderal çok sevdiğim bir oyundur ve bu da sevdiğim bir hikayesi...
bir gün bir dostum bana şöyle sordu. ne yapardın pek yakında öleceğini bilseydin? kahvemle bir süre bakıştım. o günden sonra hiçbir şey yolunda gitmedi. gerçi bir yol mu vardı ki..? bir yere doğru yürüdüğümüze inanıyoruz, ya sonrası..? sonra denilen diyar çok uzak bir yer değil. ertelediklerinin çürümüş bedenlerinin içine terk ediliyorsun hiç fark etmeden. oradalar. ukdeler ve diğer her şey. bakma, sen de onlara benziyorsun.
bunlar olmuş günlerim. ertelenmiş, geç kalınmış şeyler. artık gülünmeyen latifeler.
... ve biliyorum. biraz daha vaktim olsaydı da farklı olmazdı.
2024 olmalı.
bu fotoğrafları paylaşırken stieglitz'in equivalents fotoğraf serisi aklıma geldi. belki ölümlülüğümün üzerime çöktüğü günler geçirdiğim için hatırladım durduk yere bunu... stieglitz, 1922 yılında bulutları fotoğraflamaya başlamıştı. sanatçı söz konusu dönemde annesini kaybetmekte olduğundan ve etrafındaki şeylerin geçiciliğini çok derinden hissettiğinden bahseder. içsel bir arayışta olan stieglitz böylece yöneldiği soyut tutumla fotoğrafladığı bulutların bestelermişçesine müzikal çağrışımlar yapmasını hedeflemişti. o dönemlerde kandinsky'nin müzik disiplininin kendi ürünleriyle kurduğu ilişkinin diğer sanat disiplinlerinde de aranması gerektiğinden söz ettiği metinler dolaşımdaydı. bu yüzden stieglitz'in bulutları fotoğraflarken en azından kandinsky'ye temas eden bir entelektüel iklimden de biraz etkilenmiş olabileceği düşünülmekte.
yine hiçbir yere varmayan, hiçbir mesajı olmayan, birbirinden bağımsız paragraflar silsilesi. noktaları görünce sadece bir araya getirmek istedim.
koyu ağaçlar silkiniyor şimdi alaca karanlığın uzanışında. rüyalar köpürüyor ince akarsularda. bir gök gürültüsü. taşlarda beliren yağmur taneleri. bir revakın altına sığınmışım. senin dünyanın başladığı yerin kıyısında, çift kanatlı kapılarındayım...
beni buraya sen bıraktın.
ağlasan da biliyorum. artık içeri alınmayacağım.
çünkü sen nazik ellerini çoktan kuruladın... ve uzun boyluydu benim dışarıda kalışlarım. karanlıklarda yabanileştim. hastalandım. kendi hastalığım oldum ben. bulaşıcıyım. her yere bulaştım. biraz biraz büründü her şey bana şurada burada. öptüğüm yerlerde bıraktığım ağızlar gibi dağılıp gittim... zamanımın içinde sündüm, uzandım, yırtıldım, parçalandım. ağzım dünde kaldı. gözlerime bir ihtimal yarın sahip olacağım.
bu ham, pürüzlü, nasırlı, acayip varlığım bir anomalidir artık senin uslu dünyanda. gözlerime bakma. utanırsın, korkarsın benden. çünkü saklamayı da, saklanmayı da bilmem ben. gözlerimin üzerinde bir hükmüm olmadı hiç... ve çoktan unuttum yalan söylemenin uygarlığını.
ne olur, bugün o kapının ardında kal. yaşanmamış odalarda, kendi karantinanda... tekrar tekrar yıkama ellerini bana dokunduktan sonra, tahriş olur derin ve sen de bana benzersin yoksa. bozulma, sen; eskime, yıpranma. avizelerin aydınlığında mumyalan. kendiliğinin en temiz renginde, ait ettiğin her şeyin içinde... mideni boş bulsun yarınlar. hiç bulaşmasın bu illet sana. dokunmadan uzaklaştır sen beni. kirlenen mendilin olsun. henüz boyanmış duvarlarından bir haşereyi kovar gibi, mahrem yerlerinde o meniyi hiç istememişsin gibi ayrıl sen benden. yok et beni. ben denen ihtimali...
o avluda sen kendi tepelerinin ardına aitsin. ben ilelebet senin yabancın olacağım.
hayal edilecek çok şey var.
gece engin.
ben derinim.
hiçbir elin uzanamayacağı bir yerdeyim.
yarını düşünürken birinin geçmişine benziyorum.
hatırlanacak bir basamak olabilir miyim ben bu kadim merdivende..?
yası tutulacak çok şey var.
gece engin.
ölümlüyüm ben.
kibirliyim.
bir kez daha düşündüm seni. hayal ettim elimden tuttuğunu. gözlerin başka bir yerdeydi. anlamışsın. yüzüm terk edilmiş bir harabe. artık bana yalnızca uzaklarda tesadüf edebilirsin.
eski bir hikaye. bir zamanlar sevilmiş bir tapınaktım. şimdi hiçbir şeyim.
ankebût
bugün kelimeler akıp gidiyor. ben de mani olmadım. etiket de atamıyorum. ne yazılır ki...
yaşamak için inanmam gereken bir şey var. mührün insanın maddesinde çıkardığı belirgin bir yüz bu. bir ifade, bir teşhis... evet, yaşamamın koşulu ona inanmak. ben ise bu akşam aldırmayacağım. yüzümün ham, engin kavisini yastığa sürmek; kendi sıcağımla erirken yavaş yavaş o yastığa ağırlığımı unutturmak ve yattığım yerden akıp giderek yataktaki insan şeklini boş bırakmak istiyorum. izlerimi görecek olanlar için farazi olmalıyım artık ben. bir zamanlar bir rüya görülmüş olmalı burada. ama burası artık bir yer değil.
rüyalarımın bulanık duvarlarında senin yüzünü görüyorum. sesin çok uzaklardan geliyor... uslanmamış vadilerden duyuyorum seni, çürük resiflerden ve yaşamın daha ilkel formlarından... sen gerçeksin. bazen bir yüzde ve bazen bir diğerinde. beni var eden dürtülerle yöneldiğim şeysin. belki sen hayatın kökenisin. sıcaklığın sana özgü; ne yakıyor, ne donduruyor. sana söylerken sesim koyulaşıyor. dipsizliğim boyunca teressüp ediyorum. ben eski bir dünya deniziyim, sen ise bakir bir mavera, ardını bilmediğim bir falez. her defasında birazını alıp götürüyorum. sularımda eriyorsun, bana tat veriyorsun. senden beslendikçe ben yaşam ihtimalleriyle doluyorum. özlemler doğuruyorum. sana dönmeye, seni keşfetmeye, seni fethetmeye. bu sular karaya başka türlü nasıl kavuşur..? bilmiyorum. ben yaşamı yaratmadan sana uzanamıyorum.
... oysa yaşam oluyor beni gitgide senden uzaklaştıran. bu sensin. bir sır. içinde kaybolduğum bir düş, bütünüyle yabancı. ben bir istila dürtüsüyüm. sen ise dokunulmaz, konuşulmaz, anlaşılmaz, fethedilmez...
sana duyduğum sevgi yüzlerin ötesinde. sıcaklıkta... basınçta... uyarılan sinirlerde... bir kucaklamanın hırıltısında... genzimi tanıyan nefeste... ben sendeyken sadece varım. senden nasıl uzak olunur bilmiyorum. benim özümsün sen. benim kökenim. ilk emrim. her şeyim. gitme benden. ben çiğnendiğim her diş kovuğunda seni seğireceğim.
Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
✓ Live Streaming✓ Interactive Chat✓ Private Shows✓ HD Quality✓ Free Actions
Free to watch • No registration required • HD streaming
ayasofya'ya yaklaşırken içim bir sevgiliye koşup sarılacakmışçasına kıpır kıpırdı. ancak içeride umduğumu bulamadım. bir mabede girmiş gibi değildim. hava çok ağır, çok yoğun. yürümek bile güç. kubbenin altında bir kargaşa var. mekanın ruhu bu gürültünün içinde kaybolup gidiyor. kaybedilmiş bir şey sanki ayasofya. belki theodora ve iustinianus'tan beri böyledir, kim bilir...
bugün karşılaştığım güvenlikleri latif duygularla anacağım. ikisi çantamın desenini merak etmişler, yanaşıp incelediler. birkaçı da beni türkçe bilmeyen bir turist zannetti. bana tatlı tatlı güldüler. ben de oyunbozanlık etmedim. artık ayasofya'yı düşündüğümde bu küçük anları da hatırlayacağım...
yeri gelmişken bir de şunu paylaşmak istiyorum seninle:
“lost voices of hagia sophia” cappella romana
anladığım kadarıyla bu çalışmada ayasofya'nın sanal ortamda canlandırılmış akustik yapısı cappella romana'nın icra ettiği bizans ilahilerine gerçek zamanlı olarak uygulanmış. böylece bu ilahilerin döneminde nasıl duyulduğunu ve ayasofya gibi anıtsal bir yapıda nasıl deneyimlendiğini az çok anlayabiliyoruz.
aya irini
naos, atrium ve galeri katı ziyarete kapalı olmasına rağmen aya irini beni büyüledi. sessiz. sade. zarif. gölgeli. ruhumu hafifletti. içeride güvercinler uçuyor, dehlizlerde uğulduyorlar. sütun başlıklarına yuvalamışlar. öyle mutlu oldum ki... işte burası, burası benim bedenim olmalı... belki yalnızca birkaç dakika için yeryüzünde ait olduğum bir yer vardı...
ilave. konstantin sütunu'nun üzerindeki güvercinler... bu sütunun altında onlarca fotoğraf çekmişim. gelişigüzel birini seçtim.
santa maria draperis'ten fotoğraflar. bir de çiçeklere dair bir dizi çağrışımdan bahsedeceğim sana. kilisenin içindeki gül ve zambak tasvirleri aklıma getirdi bunları. gelişigüzel bir bilinç akışı. varacağı bir yeri yok.
zambak çok hoşuma gitti ama bu metin zambaklarla ilgili değil. kelimeler el değmemiş kalmayacak.
okuldayken bir ders için hugo van der goes eserlerindeki çiçek sembolizmine dair bir sunum hazırlamıştım - aklıma geldi. araştırma yaparken robert a. koch'un “flower symbolism in the portinari altar” adlı makalesini okumuştum. çiçek sembolizmine duyduğum ilgi bu vesileyle köpürmüş oldu.
“the adoration of the shepards”tan detay, portinari triptiği. hugo van der goes. sağ altta karanfiller. görsel: web gallery of art.
koch'un makalesinde hugo'nun döneminde ve dilinde karanfil için çivi çiçeği gibi anlamlar çağırabilecek olan nagelbloem kelimesi kullanıldığını yazar, yani sembolik olarak çarmıhın çivileriyle bağ kurar. bunu okuduktan sonra biraz da bundan hareketle kitabımdaki agape'nin karanlığını temsil etmesi için kırmızı karanfili tercih ettim. karanfil kokusu bana kanlı bir buzul çağının kokusunu getiriyor. kurban etinin kan kokusu gibi ama çok daha koyu, soğuk ve uzak. kan diyorum ama kan dolaşımı olan bedenlerde kanayarak beliren bir şeye benzediğinden diyorum bunu. gölgemiz bir kör nokta. bilincin farklı bir madde halinde barındırdığı bir var oluş biçimi gibi. donmuş, katı maddenin içinde farklı bir yaşam formu olarak biz. hava solumayan, bizim kadar dağınık olmayan başka bir formumuz ki bu bilmediğimiz atmosferlerde peyda oluyor. günahtan ve bedelden daha kadim, daha yüce bir karanlık... ve itiraf edeyim, ben de bu duyguları kelimelerle uzlaştırmakta zorlanıyorum. ulaşabildiğim eskiler buna yetmiyor. ilk insanların hayvanlığını ucubeliklerle zihnimize işleyen birtakım ikonlardan ve uygarlık mitlerinden çok uzak bir şey bu. böylece kokuların, renklerin ve gölgelerin peşinden gidiyor, aynı kadim yaraya varıyorum.
o kadar çok fotoğraf çekmişim ki içlerinden en güzellerini seçemedim bile. kariye bütünüyle büyüleyici; taş işçiliği, mermerler, freskler, mozaikler... bizans sanatını çok seviyorum.
birkaç ziyaretçiyle birbirimize gülümsedik. nezaket olmadığında gülümsemek bazı ışıklarda ve bazı yüzlerde kolaylaşıyor.
pammakaristos'u görmeyi de çok istemiştim fakat tadilattaymış. biraz üzüldüm ama yürümeye devam ettim. çok yürümüşüm. ayak bileğim biraz ağrıdı. yine de kaygısızca yürüyebilmek güzel şey...
a digital sketch. intimacy of two painted in a rotten yet glistening palette like the beautiful, delicate shine of one's inner light trapped in the poverty of flesh bodies. a paper texture was added to express nostalgia for a forgotten eon of human nature. paper appears like subtle yearning through these expressions, a very rare material in cosmos, a tree's bounty, an endemic life form from earth, a world so near, yet so far, living under our skins like a fever dream, a yearning that will never be sated...
lore from my novella "içme suyu". only available in turkish for now.
tuzlu su. içme suyu'ndan bir illüstrasyon. illustration from my novella, içme suyu.
TR zei, agape'yi kendinden, kendinden ve kendinden korumak istiyordur. fakat zei korumaya bu kadar mecbur hissettiği şeyin ne olduğunu anlamadığı gibi hangisinin diğerinden daha tehlikeli olduğunu da bilmemektedir.
agape, zei'nin soluk borusundan solumak istiyordur. fakat agape, zei'ye dokunurken onun yaşayıp yaşamadığını bile bilmemektedir.
sevme biçimleri.
bence sevgiler hakikatten başka bir şeye ait olamaz. eskiden hikayelerim ve diğer dışavurumlarım hakikate bir beden vermeye çalışırdı. ancak sonradan nesnesi olmadan sevebilen ve özleyebilen varlıklar olduğumuzu anladım. ancak sevme düşüncesi ile genişleyen yanlarımızın bu yeryüzünde bir yeri olduğuna inanmamaktayım. sevgi bedene indiğinde iştaha dönüşüyor. beden nerede olursa olsun yönelmeye mecbur. yön öncesinin özgürlüğünü maddi varlığımızla anlamamız mümkün değil belki. yine de belki bütün karakterlerim yoksul ifadelerle bunun hayalini kuruyor.
zamanın ve desteğin için teşekkürler. 🖤
EN zei feels like they must protect agape from themselves, themselves and themselves. yet zei doesn't seem to understand what it is that they seek to protect and which one of them is more dangerous than the other.
agape aches to breathe through zei's trachea. yet when they touch them, agape doesn't even know whether zei is dead or alive.
ways of loving...
i believe love belongs only to the truth. my stories and other expressions used to try to incarnate the truth, yet some time later, i understood that we are beings who can love and yearn without a direction - one can grow to be a manifestation of truth. though i do not believe that what grows in us as we love will find a place in these mortal surroundings. when love becomes flesh-clad, it becomes appetite. wherever body is, it is bound to gravitate towards something. perhaps it is not possible for us to understand how boundless it would be to be pre-direction. yet here all my characters dream of it with all their cheap expressions.
thank you for your time and support. 🖤
şu resmi karaladığımdan beri taslaklarımda bekleyen bir metindi. bugün paylaşabildim.
Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
✓ Live Streaming✓ Interactive Chat✓ Private Shows✓ HD Quality✓ Free Actions
Free to watch • No registration required • HD streaming
bazen bu şarkıyı dinlerken solaris'i [stanislaw lem] hayal ediyorum. beni başka bir yere götürüyor. gizemler zihnimde lacivert lekeler gibi büyüyüp düşüncelerime yayılıyor. okyanusu düşlüyorum, onun aşağılarda gökyüzüne uzandığını ve benim onu uzaktan seyrettiğimi... belki beni kendi duyularının kıyısında fark ediyor, kabulleniyor ve kendi kendine var olmaya devam ediyor. ben de onu göz ucumda bırakarak kendime dönüyorum; dönmek zorunda olduğumdan, başka gidecek yönüm olmadığından... ve okyanus beni zihninde yeniden yaratmaya devam ediyor, benim onu kendi zihnimde yeniden yaratmaya devam ettiğim gibi... tuhaf bir hüzün.