"Zamanında yetişmem gerek!"
Bacağımın ne kadar hızlı olabileceğini bilmiyorum. Sadece en hızlısı olabilmesini umuyorum.
"HIZLI!"
Kafamın içinde hızdan uyuşmuş bir şekilde kendi kendime çığlık attım
"DAHA HIZLI!"
"KUNIKIDA'YA YARDIM ETMEM GEREK! LÜTFEN..."
Utanmasaydım yolun ortasında her şeyi bırakıp ağlayacak dereceye ulaştım,
"LÜTFEN DAHA HIZLI!"
...
"Evet...! EVET!"
Varmama kalan saniyeleri sayarken çok yaklaşmıştım. Uzaktan neredeyse gözüküyorlardı.
"Başarabilirim. Onları güvende tutabilirim! Bunu yapabilirim"
"Her şeyden önce, zorundayım."
Ayaklarım ilerlemeyi bıraktığında toprakla sertçe sürtündü ve bir kayanın üstünde duruverdim.
Bunun sebebini bilmiyorum...
Neden durdum? Belki de nedeni yoktu. Sadece olanları şaşırmış bir şekilde izlemek belki de yetişme imkanımın olamadığını anlamıştım.
"Tanizaki, işaret verdiğimde yeteneğini kaçmak için kullan"
"AMA MR. KUNIKIDA...!"
Gözlerim sonuna kadar açıldı. Neyin geldiğini görebiliyordum. Yerimden bir saniye kıpırdamam hiçbir şeyi değiştirmezdi. Aynı zamanda gözlerimin dolmaya başlaması hiçbir şeye yaramazdı. Şaşkınlıktan, bunu da becerememiştim zaten...
Ağzımı çığlık atmak için açacakken buna bile zaman yetmemişti...
Vücuduna saniyesinde giren bıçakla Tanizaki'nin itirazını yarıda kesmişti.
ilk, demir uzunluk karnının tam ortasına ya da daha doğrusu göğsünün tam alt tarafına geçtiğinde, kaşlarını çattın ve ne olduğunu idrak edemiyormuş gibi baktın. Bu bakış, çok durgundu. Çok acıydı. Şoka girmiştin. Hiçbir şeyden haberi olmayan birisinin donuk bakışı gibi. Bıçağın vücudundan geçtiğini ilk saniyede anlayamamış olsan gerek. İlk saniyede hissedilmeme hissini bilirim. Boşluk hissidir bu. Sonra kanın durmadan akmaya başlaması ve beyninin sonunda sana verdiği
"YARALANDIN!"
sinyalini anladığında sıcak bir acı hissi doldurmuş olmalı seni. Sımsıcak... yakıcı... Acı dolu bir sıcaklık... Pişirilmiş gibi yanan parça.
Tüm kasların kasıldı ve gözlerin yerinden çıkacakmış gibi sonuna kadar açıldı. Eminim ki o zaman beynin sana "Bıçaklandın!" diye bağırıyordu. Eminim ki çektiğin acı tüm kaslarının kıvranmasına sebep oluyordu. o kadar çok acıyla şaşırmıştın ki her şeyi daha yeni yeni anlıyordun.
Ben ise şokta olduğum için ne şaşırabiliyordum, ne ağlayabiliyordum ve ne de hareket edebiliyordum. Tamamıyla süs eşyasıymış gibi yerimde hapsolmuştum. Bu sahne korkmama sebep oldu. Çaresiz hissetmeme neden oldu. Anlamsız bir şekilde bakıyordum karşımdaki görüntüye. Vücudum koşmaktan yıpranmış, tüm gücünü yitirmiş ayrıca nefes almakta zorlanıyordu. Nefesimi düzenleyecek saniyeyi dahi bulamadım. İçten içe kimsenin duymadığının farkında olduğum nefesimden garip sesler çıktı. Boğuluyormuşum gibi çıkan seslerdi.
"M..." Boğazım düğümlendi. Harekete geçmek zorundaydım.
"MISTER KUNIKIDAAA!" Boğazımın yırtıldığına inanacağım kadarıyla zorladığım çığlığımla koşmaya başlamıştım bile. Çıplak ayağımın altında kayan taşların batmasına aldırmadan koştum.
Senin ise urumu çözmen uzun sürmedi. Hemen toparladın kendini. Toparladın derken... hala içinde olan bıçak ve onun ucunu tutan kişi seni bırakmadı. Ellerini hışımla bıçağa dayadın. Vücudundan çıkarmaya çalışırken öfkeliydin. Boğazından çıkan hırıltılı sesler, ağzından ve göğsünden gelen kanların görüntüsü dehşet vericiydi. Dişlerini sertçe sıktın ve bağırdın,
"Tanizaki, KOŞ!"
"ŞİMDİYSE SENİN ŞANSIN!"
Ellerin demir yapıyı tutarken uyguladığı ağır kuvvete karşılık kanın dökülmeye başladı. Ellerin de durmadan kanıyordu artık. Acıyla vücudundaki yabancı maddeyi çıkarmaya çalışıyordun.
"A... AMA!" Tanizaki itiraz etmeye hem kararlı fakat aynı zamanda kaygılıydı.
"GİT!"
Tüm bedenimi öne attım. Ne düşündüğümü bilmiyorum. Sanırım Kunikida'nın verdiği emire uymak istedim. Başka bir şans yokmuş gibi. Tümüyle Tanizaki'nin vücudunu kavradığım gibi yolumu değiştirmek için azıcık bile beklemeden sola doğru sürükledim. Bunu yaparken, kaşlarımı çatmış, umutsuzca gözlerimi kısmıştım.
"Güzel..."
"Harika hareket."
Elleri pes etmiş olmalı ki (veya çoktan yok olmuştur) kılıcın ucunu bırakmış,
en sonunda da