Bazen kötüler, nadiren iyiler kazanır. Çoğunlukla herkes kaybeder.
Seninle ilk karşı karşıya gelişimizi hatırlıyorum. Sanki hep birlikteydik de aramıza yıllar girmişti. Sarılmamıştık biz, kucaklaşmıştık. Biliyorum, saatlerce öyle kalabilirdik; burnumda kokun, burnunda kokum..
Elini ilk tutuşumu hatırlıyorum. Bir mucizeyi parmaklarının arasında hissetmekti, bir mucizenin parmaklarıma dolanışıydı. Ellerim artık kutsaldı, ellerimde huzurun parmak izleri vardı.
İlk öpüşün. Odamdaydı. Sen öpmüştün ve odamın duvarları aydınlanmıştı. Halılar yeşermişti ılık öpüşünün sıcaklığında. Gözlerimi açıp kontrol etmiştim gözlerin kapalı mı diye. Sonra dayanamayıp bunu sana söylemiştim “Bi’ şey itiraf edeceğim” diyerek. Sen de aynısını yaptığından bahsetmiştin, gülmüştük. Sonrasında o gülüş tüm yüzümüze yayılmıştı, gözlerimizde yer etmişti ve biz öyle gezmiştik hep. Yan yana..
Bi’ pazar gününe tekabül ediyordu ilk kavgamız. Defalarca sormuştum sana yüzündeki o ifadeyi görünce “Ne oldu?” diye. Apartman kapısına gelene kadar tek kelime etmemiştin. İlk basamakta salmıştın içindeki zehri; önce kulaklarıma, sonra tüm vücuduma. Seni ikna etmeye çalışmıştım, ilk kez karşında hıçkıra hıçkıra ağlamıştım da sen oralı bile olmamıştın. 1,5 saat boyunca yanındaki varlığımı yok saymıştın. Sonunda dayanamamış, sarılıp öpmüştün, dilinde “Ben seni zaten ilk yarım saatte affetmiştim.” cümlesiyle.. Çok kızmıştım sana.
Her gün tebessümle uyanmıştık, sonra sen bana sarılmıştın hiç gitmeyecekmiş gibi. Her gece uyumadan önce bi’ doz “seni seviyorum”, bi’ doz “sana çok aşığım” cümlesi fısıldamıştın kulağıma antidepresan niteliğinde. İnanmaya hazırdım, inanmıştım. Sen zeki değildin, ben sana karşı fazla aptaldım..
Diğer sabahlardan farklı olarak Salı gününe mutsuz uyanmıştık; Pazartesi gecesi valizini topladıktan sonra uyuduğumuz huzursuz uyku gibi. Seni çok özleyeceğimi söylemiştim yol boyunca, bi’ elimde valizin, bi’ elimde elin.. Karşılığını vermiştin de hakkını verememiştin..
İlk gidişini hatırlıyorum demeyeceğim çünkü aynı zamanda son gidişindi. Çünkü bi’ daha hiç, çünkü bi’ daha hâlâ dönmedin.. Yola çıkışınla gözden çıkarılışım aynı saniyeye tekabül etmişti, hissetmiştim. Hissetmiştim de konduramamıştım. İnanmak istememiştim. İnsan söylenilen her şeye inanınca bi’ noktadan sonra inanacak yeri kalmıyor. Benim de kalmamıştı. Ta ki soğukluğun karşısında kaskatı kesilinceye kadar..
İlk kez bu kadar yalnız, ilk kez bu kadar kalabalıktım. Yoktun,yalnızdım. Yoktun, kafamdaki sorularla bırak bi’ ilçeyi, bi’ ülkeye sığamayacak kadar kalabalıktım.. Her yerde delil niteliğinde anılarımız, her eşyada yokluğuna inat varlığının parmak izleri vardı. Gitmiştin ama yitememiştin. Gitmiştin ama kalmıştın.. Gitmiştin, çoğunlukla beraber ben de kaybetmiştim.