hayat falan gider gelir.
hep bir kriz mi bekliyoruz büyümek için? ben öyleyim galiba. kırılma noktaları bekliyorum. sakince büyümek tahayyül etmekte zorlandığım bişey. mucizeler beklemek, bulamamak, yine de beklemek. sonra beklemekte kaybolmak. hep beklediğini fark etmek. bir yandan da duramamak.
duramamak. duramamak.
kendine oturamamak gibi geliyor. neden kendimi dayanılmaz buluyorum? ne arıyorum ki? ne eyleyecek gönlümü. her şey eskisi gibi olacak diye korkuyorum. beklemeden var olmak. büyük sır bu sanki. kendinden geçerli saymak, kendini. varlığını tanımaya doymak? anlatmaya kıyamadıklarım ve utandıklarım. hep typolu yazılarım. utancı yeni yeni görüyorum içimde. kazıdıkça tepkilerin altını duygular çıkıyor. duyguların altını kazınca da bambaşka duygular, sürpriz duygular. utanç benim için böyle bişey, sürpriz. kendime en yakıştıramadığım duygu sanırım. utanmaktan kesinlikle utanıyorum. durmaktan utanıyorum. yalnızlığımdan utanıyorum. tutunamadığım bu sistemden utanıyorum. inandıklarımdan utanıyorum. aşırılıklarımdan, vahşetimden utanıyorum. içimdeki dehşetten utanıyorum. hayvanlığımdan utanıyorum. araba kullanamamaktan utanıyorum. sadece sarhoşken cesur olmaktan utanıyorum. sevgisizliğimden utanıyorum. merhametsizliğimden utanıyorum. karşınızda duruyorum. olduğum gibi oluyorum. eskisi gibi olmak istemiyorum.
istediğimi zannettiğim her şeyden vazgeçiyorum. kendim dediğim şeyden vazgeçiyorum. bu bir manifesto. bu bir ifşa. bir hayalet dolanıyordu, hayaleti yakaladım. hayatı içinden görmeye geldim. seyretmeye değil deneyimlemeye geldim. öyle ya. Iç sesimi kısmayı bırakmaya niyet ettim. en çok ben duyucam kendimi. yazmanın hızını artırmak bu yüzden iyi geldi. ama hala utanıyorum. kimsenin işaret edemediğini adlandırıyorum. kendim. ve herkesin kendisi. tam içi. tam olarak, dünyanın merkezi. şimdi böyle yazıyorum, aklıma hala kim okuycak ne düşüncek sabotörleri uğruyor. onları kibarca kovuyorum. yazmak hep elimdeydi, görmeye dayanamazdım ama içimdeki sesin ciddiyetini. ciddi olmak, en utandığım şeylerden biri.
ya biri görürse ciddiyetimi. ya dans etmek istemezsem bir partide. gözlerinde gördüğüm şeyleri seslendirirsem korkarsın. bana düşman dersin. seni göstermek tatsız olur. kendini bilmek istemezsin. böylesi daha rahat. mış gibilere sarınmak, mış gibilere inanmak, normal varmış gibi onu oynamak bu evcilik oyununda. kendimi kaybetmeye meraklıyım. çünkü zaten hep kayıbım ve ayıkken kayıp değilmiş gibi yapmak içimde yarıklar açıyor. o yarıklardan bişey kaçıyor içimden. hayat enerjisi gibi, an gibi bişiy. durunca bu yarıklara bakıyorum. işin kötüsü yarıklar da bana bakıyor yarıklarım kanıyor. orman yangınının ortasında çay içiyor gibiyim günlük hayatta. içimdeki dehşetin üstünü örtüyorum ve gülümsüyorum. hayat saçma düşüncesine sarılıyorum. kimse yokken o vardı çünkü. hayat saçma. değil. hayat ciddi bir iş ama yarım yamalak da yapılabiliyor. o zaman saçma oluyor. herkesin yalanları can simidi yapıp atladığı denize ben üryan daldım. bu yüzden utancım. bendekileri yabancı sanıyorsunuz. içinizdeyim oysa. bu yüzden sizi sizden iyi tanıyorum. bu yüzden size anlatmıyorum. gerçeklerden korkarsınız bilirim. bu ağrıyı kabul ettim. yarıklarımı kabul ettim. kendimi kabul edişteyim. uzun bir yol. buralara gelmek kolay değil. buralardan dünyaya dönmek de zor. iki dünya arasında, arafta, arafın yüzüne bakmak zor. sen de varsın diye içini saymak, bir ki üç. ne güzel şeyler çıkıyor yazınca. içimdeki yası kabul ettim. kendimi editlemeyi azaltıyorum. olduğu gibi. olduğum gibi. ben gibi, başka hiçbişi gibi değil. ağlamaktan korkmuyorum, ama ağlayamıyorum. içimdeki nefretten utanmıyorum. nefret daha gerçek geliyor, çünkü ayıp. nefret sevginin öbür tarafı ama bakılmaz yüzüne çünkü ona hesap vermek gerekir. sevgi gibi değil, başkasına doğru değil, içine doğru bişey. üşüyorum çok. yatıcam sanırım. keşke ilacı olsa. lütfen geri dönmese. eskisi gibi olmasa bir daha. dursa burda ben durdukça. ama duramıyorum. geçiştiriyorum. halının altına süpürüyorum. gölgeliyorum kendimi. gölgelere inanıyorum ve mağaraya oturuyorum.
parmağım kırık. ya da şiş. işte öyle bişey. bişeyleri şartsız şurtsuz yapma özgürlüğünü kendime veremiyorum. en çok bunu öğrenmek istiyorum. özgürlüğü oralarda bir yerde duyuyorum. dokunmak istiyorum. onun da bana dokunmasını ve bana hoş geldin demesini istiyorum. bugün büyük bir korkumla yüzleştim: ciddiyet. hep yalan gibi gelirdi. korktuğum şeylere yalan demeye programlamış olabilirim kendimi. iki saniye şaka yapmadan, buzları kırmadan girmek anlara. etliye sütlüye karışaraktan. kara şamanın gözünün içi gibi bi güneş. akrep güneş. simsiyah ve delici bi ışık. bu ciddiyetle yüzleşmek zor gelmişti. şimdiyse içinde yüzüyorum. yalanarın delinmesine hazırım. herkesle iç içe olmaktı hayalim. bu hayali rafa kaldırdım bugün. kendimle iç içe olsam kafi. gerisi rüya zaten. hepimiz birbirimizin rüyasıyız ne deli bir bürokrasi. içimde uçuyor bazı kelimeler, esiyor gidiyor tutamıyorum. ifade edemiyorum bu yüzden. daha doğmamış kelimeler o kelimeler. o kelimeleri ciddiye alıyorum. o kelimeler benim ana dilim.













