kendimi uzun zamandir bir yere yetismeye calisiyormus gibi hissediyorum ama nereye gittigimi de bilmiyorum. bazen gecmisten kopamiyorum, bazen gelecegi dusunmekten bugunu yasayamiyorum. en cok da kendi zihnim yoruyor beni. ayni sorulari tekrar tekrar sormaktan, her seyin nedenini aramaktan ve insanlarin birkac dakikada unutup gittigi seyleri gunlerce tasimaktan yoruldum. galiba insanin en buyuk hapishanesi disarisi degil, kendi bilinci. cunku insan dunyadan kacabilir ama kendinden asla kacamiyor. insanlara yaklasmak istiyorum ama ayni anda uzak duruyorum. cunku birine yaklasmak yalnizca ona guvenmek degil, kendinden de bir parca vermektir. insan ise en cok eksildigi yerden korkuyor. belki de bu yuzden sessizlik bana daha tanidik geliyor. sessizlik benden aciklama istemiyor, guclu gorunmemi beklemiyor, yaralarimi saklamami gerektirmiyor. bazi insanlar konusarak iyilesiyor, ben ise sustukca kendime biraz daha yaklasiyorum. en cok da kendi kabugumla olan iliskim dusunduruyor beni. insanlar disaridan bakinca o kabugu guvenli saniyor ama ben onun icinde mutlu degilim. yalnizca oraya alistim. konfor ile mutlulugu uzun zamandir birbirine karistiriyorum. disariya cikmiyorum cunku burada huzurlu oldugumdan degil, buranin acisini ezbere bildigimden. insan bazen tanidigi karanligi, bilmedigi isiga tercih ediyor. kabugumu kirarsam ozgurlesecegime degil, kendimi ciplak ve savunmasiz hissedecegime inaniyorum. belki de degisimden degil, alistigim benligi kaybetmekten korkuyorum. eskiden buyumenin insani hafifletecegini sanirdim. oysa yas aldikca omuzlarimdaki yuk degismedi, yalnizca adi degisti. cocukken korku dedigim sey bugun kaygi oldu. kirginlik dedigim sey aliskanliga donustu. beklemek ise zamanla yasam bicimim haline geldi. insan, yillar gectikce bazi acilari unutmaz. yalnizca onlarla yasamayi ogrenir. bazen dusunuyorum da, belki de insanin en buyuk trajedisi olumlu olmasi degildir. asil trajedi, olumlu oldugunu bilerek yasamasidir. garip olan su ki olumden korkuyorum ama yok olma fikri beni derinden cezbediyor. korktugum sey olmekten cok, yarim kalmak. buna ragmen bir gun hic var olmamisim gibi sessizce evrene karisacak olma dusuncesinde tuhaf bir huzur da buluyorum. bunun bir celiski oldugunu biliyorum ama insan bazen en cok kendi celiskilerinden ibaret oluyor. boyle boyle en cok da kendime yabancilastigimi hissediyorum. aynaya baktigimda degisen yuzumu goruyorum ama degisen yalnizca yuzum degil. bir zamanlar kolayca heyecanlanan, insanlara inanan, gelecegi merak eden tarafim da yavas yavas geride kaldi. simdi ise cogu zaman yalnizca gozlemliyorum. insanlari, hayati, kendimi. sanki yasamin icinde degil de biraz disinda duruyormusum gibi hissediyorum. belki de var olmak, ait olamamayi da beraberinde getiriyor. yine de icimde tamamen sonmeyen bir sey var. adina umut demek dogru olur mu bilmiyorum. belki yalnizca vazgecmeyi beceremiyorum. bazen hic var olmamis olmayi dusunuyorum. bunu bir kacis olarak degil, butun agirligin ortadan kalktigi mutlak bir sessizlik gibi hayal ediyorum. sonra sabah oluyor, yine uyaniyorum ve hayat devam ediyor. demek ki icimde beni hayata baglayan, benim bile adini koyamadigim sessiz bir neden hala var. belki de insan butun omru boyunca o nedeni ariyor. bazen onu buluyor, bazen buldugunu saniyor, bazen de aramaktan baska elinde hicbir sey kalmiyor. ama yine de yurumeye devam ediyor. cunku belki de yasam, bir anlam bulmaktan cok, anlami aramayi birakmamaktir.