Gemi ile Ege - Adriyatik Turu Gezi Rehberi
2020 yazının temmuz ayında arkadaşlarımla yaptığımız güzel İspanya gezimiz çok eğlenceli ve bir o kadar da yorucuydu.
Geçen yıl yaptığımız İtalya gezimiz sonrasında yaptığımız Sharm tatili bize çok dinlendirici gelmişti. Bu yıl da Gemi turunu hem komfor hem çok mekan gezme hemde bu ikisini dinlenerek yapabilme avantajları nedenleri ile seçtik. Baştan söyleyeyim çok iyi bir seçim yapmışız.
Cruise firmaları arasından akrabalarımızın daha önce denemiş olduğu MSC firmasını alternatif düşünmeden seçtik. Rota da uçak derdimiz olmasın, yorulmayalım diye İstanbul kalkışlı Ege-Adriyatik rotasıydı. Gemimiz 3000 yolcu 1000 personel taşıyan Magnifica isimli gemiydi.
1.Gün:İstanbul 16.30 kalkış
3.Gün:Dubrovnik Hırvatistan
6:Gün:Katakolon Yunanistan
8:Gün:İstanbul varış 10.00
Gezimize İstanbul boğazından basladık. Sabah 10′da gemiye ilk binenlerdendik. Gemiye binerken herkese bir akıllı kart düzenleniyor. Bu karta ister nakit ister kredi kartı vererek para yükleniyor. Seyahatiniz boyunca gemide kumarhane hariç hiçbir yerde nakit para geçerli olmuyor.
Gemi Karaköy’e demirlemişti. Çok beklemeden gemiye bindik. Eşyalarımızın ilerleyen saatlerde odamıza bırakılacağı söylendi. Odamız iç kabindi. Yani camı balkonu yoktu ama beklediğimizden geniş ve konforluydu. Saat 12deki öğle yemeğine katıldık.
Öğle yemeğini Alacart ve açık büfe olmak üzere 2 tip alabiliyorsunuz .Biz genelde hep açık büfe tercih ettik. İstanbul’da ilk öğle yemeğimizde tarihi yarımada ve boğaz köprüsü manzaralı harika bir yemek yedik. Size tavsiyem gemiye binişte İstanbul’dan uzaklaşana kadar en üst kattan eşsiz İstanbul manzaranızı izleyin :)
Gemimiz kalktıktan sonra saat 15te toplantımız vardı. Rehberlerimiz bize yemek başta olmak üzere gemiyi ve düzeni anlattılar. Akşam yemeklerini 2 grup olarak alıyorduk. Yemeğimizi L’Edera adındaki restoranda harika manzaralar eşliğinde yedik. Masamız cam kenarındaydı. İlk Akşam yemekten sonra tüm gece gemiyi, salonlarını ve güvertesini gezdik ama genel olarak akşamları düzen yemek-gece şovları-animasyon ekibinin gösterileri şeklinde geçiyor. Geminin çok güzel bir tiyatrosu var. Akşamları yapılan şovlar ise çok kaliteliydi.
2. güne 13.kattadaki Sahara salonunda açık büfe kahvaltısıyla başladık. Gün denizde seyir olduğu için planımız havuz başında güneşlenmek ve kitap okumaktı. Öylede yaptık .Eşimle tüm gün güneş ve geminin tadını çıkartırken özlediğimiz kitap keyfini yaptık. Akşam yemeğinde doktor çiftimizle biraz daha samimi olmaya başladık. Yemek sonrası Franco’nun şovunu izlemeye gittik. Barock isimli dans gösterisini izledik, çok keyifliydi. Dansçılar-şarkıcılar -komedyenler ve aerobikçilerin birlikte şovuydu. Oradan çıkıp animasyon ekibinin hazırladığı İdeal Çift eğlencesini izledik:) Gemi müşterileri arasından seçilen çiftlerle yapılan yarışmayı kahkaha dolu geçen 1 .5 saat boyunca izledik. Sonra şansımızı denemek için gazinoya gittik.
Dünyada cenneti arıyorsanız bu yer Dubrovnik’tir(Bernard Shaw)
Sabah kahvaltı saatlerinde Dubrovnik’e gelmiştik. Meşhur köprüsü karşımızda devasa gemimiz çok zor bir manevra ile limana yanaşmaya çalışıyordu. Zevkle bu yanaşma manevralarını izledim. Dubrovnik’e inince şehir merkezine götürecek servisler bizi bekliyordu. Bizi bekleyen sıcak tehlikesi kendisini daha göstermemişti:)Servisler bizi eski şehirde bıraktılar. Çok çok şirin ve çok küçük bir yerdi ama zevkle gezdik. Dünyanın en eski eczanesini gezdik. Pazarı vardı o gün pazarında dolaştık. Tabiki 3-4 saat hele hele o sıcakta gezmek Dubrovnik’i gezdim demek için yetersiz çünkü asıl güzelliği eşsiz koyları ama yine de Dubrovnik tadını aldık:)Gemiye döndüğümüzde sıcak yüzünden bayılmıştık.Gemimiz artık evimiz olmuştu:)Evimize gelmiş gibi hissediyorsunuz. Akşam yemeğinden sonra Franco şovu izlemek için tiyatroya gittik. Willer Nicolodi’un meşhur “one man show”u vardı. Kukla hayvanları midesinden gelen seslerle konuşturan eşsiz showu 1.5 saat izledik. Sonra klasik animasyon ekibi vardı. Bu kez uluslar arası karaoke vardı. Yine sıkılmadan izledik. Size anlatmam gereken detay var. Gece hiçbir şey yapmasanız bile o kadar çok aktivasyon odası var ki. Puro içenlere özel şık puro odası, Piyano başı sohbet için barlar vb. hiçbir şey yapmasanız ana koridorlarda duty free mağazalarını gezseniz bile zaman geçiyor. Gece geminin gidişi ile çıkardığı köpükler ve rüzgarını izlemek, hissetmek de ayrı bir zevk.
4.GÜN VENEDİK(kalbimin her sefer kaldığı şehir..)
Sabah kalktığımızda odada televizyondan geminin Venedik’e yanaştığını görür görmez hızlıca hazırlanıp kahvaltıya gittik. Kahvaltımızı gemimiz Venedik’e yanaşırken yedik. Murano Burano adaları,lido hepsinin geminin yüksekliği sayesinde detaylıca izleyerek yanaştık. Daha önceki gelişimiz gibi Venedik’e vaporettolarla gittik. Size ilk tavsiyemi şimdiden veriyim. Vaporettoların buluşma yeri tek. Akşam üzeri Venedik’ten dönerken erken gitmeyin çünkü hayatınızda göremeyeceğiniz güneşi orada görürsünüz. Ada olmasından ve hiçbir gölge olmamasından dolayı iki seferdir biz 15 dakika vaporetto bekleme azabını çektik. Daha önceki İtalya gezimizi yazdığım için Venedik’in detayına girmeyeceğim. Yine kanallarda gondol turu yaptık, yine san marco meydanındaki Eden cafe de tramisu yedik. Değişik olarak bu kez Rialto köprüsünden karşıya geçip kanal üzerindeki restoranlardan birinde yemek yedik. Daha bilerek ve tadını çıkararak gezdik,
ara sokaklarını dolaştık ve bir sonraki Venedik hafta sonu kaçamağımız için otelleri araştırdık.
Gemiye döndüğümüzde yine klasik Venedik yorgunluğu vardı üstümüzde yattık uyduk dinlendik. Akşam yemeğine zinde bir şekilde gittik. Bu gece Kaptan Francesco Ranieri’nin konuklarına hoş geldiniz yemeği vardı. Biz İstanbul’dan bindik ama aslında tur Venedik’ten başlıyor o yüzden Venedik gecesi hoş geldiniz gecesi oluyor.
Günlerden pazar olduğu için Bari’nin hemen hemen tüm dükkanları kapalı olduğundan dolayı Alberobello isimli yerel bir köye gittik. Çok ilginç bir hikayeye sahip köyümüz tek tip ve çok orijinal evlerden oluşuyor. İtalya’nın tarihinde bir savaşta kahramanlık yapan bir grup askere bu bölge bedelsiz olarak verilmiş.Kral sadece yılda bir kez vergi vermelerini emretmiş. Belli bir süre vergi veren köylüler bir süre sonra vergi vermek istememişler. Çözüm olarak bu özel dizayn evleri yapmışlar. Vergi memurunun her yıl geldiği zaman belli olduğundan kolaylıkla yıkılan ve yapılan bu evleri yapmışlar. Harç yada benzeri yapışkan olmadan yapılan bu taş evler, tepedeki kilit taşının çekilmesi ile yıkılıyormuş. Memur gelmeden evleri yıkıp köyde kimse yaşamıyormuş gibi senelerce yaşamışlar. Memur gidince hemen evleri yeniden yapıyorlarmış:)Bugun turizme açılan köy evleri güçlendirilmiş ve her biri hediyelik eşya satışında kullanılıyor. Harika ev yapımı şarap, zeytinyağı, kurabiyeler ve enfes likörler vardı. Bol bol aldık. Özellikle fındıklı, çikolatalı ve kavunlu likörler nefisti. Hepsinden aldık evimize gelen misafirlerimize ikram ediyoruz. İyi ki bu harika köye gitmişiz. Ertesi gün Yunanistan’ın küçük sahil kasabası Katakolon’a gidecektik.
Burası hayal edemeyeceğiniz kadar küçük bir yer. Geminin bu kadar küçük bir yerde durmasının sebebi tabi ki Apollo tapınağının orda olması. Biz ise deniz kenarında kardeş topraklarında oturup zaman geçirdik. Hediyelik eşya aldık ve gemimize döndük. Size bir not:Katakolon da çok güzel(fiyatlar açısından) freeshop var. Değerlendirmenizi tavsiye ederim. Bu akşamki animasyonda Miss Magnifica seçildi.
İzmir de ,ülkemizde olmanın verdiği rahatlıkla tabir-i caizse:) geniş geniş gezdik. Daha çok kordon da dolaştık. Oranın meşhur bir pastanesinde oturup tatlılarımızı yedik. Bize tüm bu İzmir gezimiz boyunca eşlik eden ve ekstralara katılmamıza gerek olmadığını söyleyen akşam yemeği arkadaşlarımıza çok teşekkür ederiz. :)
Msc magnifica ile bir haftalık ege-adriyatik gezimiz başladığı gibi İstanbul da bitti. Hem otel tatili hem gezme tatili hem de yurt dışı tatili bir arada bulundurduğu için özellikle çocuklu ve büyüklerimizle yapılacak en güzel tatil. Okuduğunuz için sonsuz teşekkürler. Umarım gitmek isteyenlere yardımcı olabilmişimdir.