Kullanıldığını hissetmekten daha kötü bir durum var ise eğer oda kullanıldığından emin olmaktır. Hele ki sevdiğin insan tarafından. Sen onu tüm çıkarlarından üst tutarsın, o seni bir çıkarına uymadığın için alt üst eder.
$LAYYYTER

Kiana Khansmith

"I'm Dorothy Gale from Kansas"
almost home
YOU ARE THE REASON

★
he wasn't even looking at me and he found me
tumblr dot com

izzy's playlists!
Sade Olutola
DEAR READER

Andulka

blake kathryn

Product Placement
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year
art blog(derogatory)
trying on a metaphor
Cosmic Funnies

seen from Türkiye

seen from United States
seen from Mexico

seen from United States
seen from France
seen from Saudi Arabia

seen from Malaysia

seen from Türkiye
seen from United Kingdom

seen from Singapore

seen from Brazil
seen from India

seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from Lithuania
seen from Türkiye

seen from Russia
seen from United States

seen from Malaysia
@feyzyogi
Kullanıldığını hissetmekten daha kötü bir durum var ise eğer oda kullanıldığından emin olmaktır. Hele ki sevdiğin insan tarafından. Sen onu tüm çıkarlarından üst tutarsın, o seni bir çıkarına uymadığın için alt üst eder.

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
İnceden
Sessiz sakin ilerleyen hayatın içindeki küçük fisiltilarda kaybolmak, işte en güzeli, en icteni ve de en harikası bu fisiltilarda o büyük coşkuyu en uç noktada yasaya bilmek.. Aslında bir hikaye var bilenlerin, bilmek istemeyenlerin.. ilerlemek mi önüne arkana bakmak mı? Yoksa başını yastığa koyduğunda rahat nefes alabiliyorsan gerisi koca bir boşluktan ibaret olduğunu dusunmek mi? Her anda anlaşılmayan nefes alislarda saklı gizli duygular.. Ve hayat çabuk geçiyor.. arkası puslu ayna misali gozukmeden belli etmeden görmek istediğini göstererek.. Delik deşik rüyalar, hayaller dolu kafamız olmasını beklediğimiz, olmasını umut ettiğimiz. Ama her geçen gün o kaybolan umuttlarda kaybolup yok olmak… Biliyorum aslında bilmek istemezken biliyorum nefes aldigimi yasadigimi yoruldugumu. Acı çekerken zevk almaya calistigimi yoklugun içinde var olmayı bile bile bilmezcesine!.. yaşamayı hepsini biliyorum da BİLEMİYORUM..
Kendime talimat vermek en büyük hobilerimden biridir.(...)
İnsanlardan ne bekliyorsan önce sen onlara yap. Yine de ne bekleyeceksen kendinden beklemek önceliğin olsun.
İnsanlara değer vermekten çekinme, biri canını yakmış olabilir, diğeri de aynısını yapacak diye bir kural yok. Hem sen hiç can yakmadın mı?
Empati hayat kurtarır, sakın durma devam.
Senin için değerli olan insanların analizini iyi yap. Özellikle senin için çok şey feda edenlerin. Onlara hata yapma.
Yapılan kötülükleri bir hatırlıyorsan, iyilikleri iki hatırla.
Herhangi sinir/stress tetikleyici bir olay esnasında dinginliğini koruyabilen insanların kriz anında daha geniş bir perspektife sahip olduğunu, sonuç olarak daha doğru kararlar alabildiğini gördüm. Yani insan öncelikle dingin olmalı. Öfke nöbetlerinden mümkün olduğunca kaçın. Böylece bir çok karakteristik gelişmeyi kazanabilirsin.
Maneviyata bugün olduğundan daha az önem verme. Fazlasını verebilirsin sorun yok. Bu prensip ile sürekli artacaktır.
Hayallerini gerçekleştir vazgeçme, ancak hayallerini sakın tüketme. Simyacı hac hikayesini hatırla.
Aşk tehlikelidir ancak ondan kıymetlisi yoktur sen yinede onun ile kumar oynama ve ona sakın blöf yapma.. Elin güzel ise gir, değil ise çekilmesini bil. Aksi halde büyük kaybedersin.
Kumar demişken; hayatta oynaman gereken kumarlar da vardır. Sadece kaybetmeyi göze alabildiklerinle oyna.
Sevdiğine sahip çık. Ona sürprizler yap, başını okşa, en önemlisi güvende hissettir. Henüz geç kalmamışken elinden geleni ardına koyma. Gerekirse al eline neşteri aç göğsünü iki yana, görsün oradaki kendini.
Doğru bildiklerin yanlış olabilir, bu gayet normal.
Duygusal ve Mantıklı seçimler arasında bir tercih yapılması gerektiğinde çok zorlanıyorsan ve hangisini seçersen seç üzüleceğini düşünüyorsan. Belki de yazı tura atmalısın.
Çalışmak senin en büyük ibadetindir. Yılmadan, yorulmadan hiç ölmeyecekmiş gibi devam.
Bir amaç için başladığın bir işi bitirmek zorunda değilsin ama o amaca ulaşmak zorundasın unutma başka bir yolu olabilir.
Tam bir ego düşmanı olabilirsin ancak kendi egoistliklerini göz ardı etme. Zamanını alsa da kabullen. Bu yüzden sürekli kendinle çatışmayı bırak.
Çok konuşanın değil de çok dinleyenin kazandığını düşünüyorsun. Çok doğru; sonuçta anlatarak bir şey öğrenemezsin, öğrenmek istiyorsan dinlemelisin. Ancak herkesi dinlemeye çalışmak çok yorucu ve saçma. Yapma. Yavaş yavaş dinliyormuş gibi görünmeyi beceriyorsun devam.
Herkes gibi sende biraz gamsızlık ve cehaletin mutluluk getirdiğine inanabilirsin. Ama mutluluk her şey demek değildir. Gam ve bilgelik gücü getirir unutma.
Vicdanını tanımla, onu hatırla, gerekirse her gün bir kez daha, yeter ki günün sonunda yoksunluğunu çekme.
izlemek / incelemek, konuşmak ve uygulamak bu sırayı sakın bozma. İlla birini aradan çıkaracaksan konuşmayı çıkar; İncele ve uygula
Bayat bisküvi güzeldir. Unutma sadece bayat iken güzel olduğunu hatırlarsan...
Melodilerin ve kokuların gücünü hafife alma. Kelimelerin asla...
Unutmaya odaklı yaşama, Unutulması gereken anılar yaşamamaya odaklan. Bilirsin neye odaklanırsan gerisi flu gözükür.
Alkol güzeldir, hafiften sallanmak herkese iyi gelir. Ama alkol kaçış biletin değildir, seni iyice silkeler ama yine aynı yere bırakır unutma.
Sıradan birinin iç dünyası.
Küçükken kendime ait küçük bir dünyam vardı. İçerisinde bir avuç insan olan ve sevgiye boğulduğum küçücük bir dünya. Sanki bütün oyuncaklar benim için yaratılmış gibi hissederdim, sanki bütün parklar ben gideyim diye var. Diğer tanımadığım insanlar ise birer figüran sanki ben yokken puf kayboluyorlar. Tabi bir zaman sonra dünyanın tahmin ettiğimden çok daha büyük olduğunu kabullenme süreci başladı. Bu süreçte bu dünyayı başka insanlarla paylaşmanız gerektiğini anlıyorsunuz. Aynı sizin gibi milyarlarca insan. Sizin hissettiğiniz gibi duyguları, istekleri ve beklentileri var. Onlarında annesi, babası ve kardeşleri var. Onlarda canı yanınca ağlıyor mutlu olunca ise gülüyor... Yetişme sürecinde ise aile ve etraftakiler tarafından sık sık iyi insan olmanız yönünde öğütlere maruz kalırsınız. İyi insan olacaksınız, iyi niyetli olacak, yalan söylemeyecek, insanları kandırmayacaksınız. Kendi çıkarlarınız için başkalarını üzmeyeceksiniz. İnsan ilişkilerine değer vereceksiniz. En önemlisi sözünüzün eri olacaksınız ve her zaman karşınızdaki insanın yerine kendinizi koyarak hareket edeceksiniz yani empati yapacaksınız. Bu öğütlerden sonra birde Allah korkusunu sararlar içinize eyvah. Eyvah diyorum ama aslında herkes böyle olabilse eyvah falan kalmaz ortada neyse... Tabi bende bu öğütlere bol bol kulak verdim çocukluğumda, annem ve babam saatlerce iyi insan olmak ile ilgili çeşitli dini hikayeler anlatırdı, kendi hayatlarından enstanteneler sunardı kendileri de çok iyi insanlardır muhteremler. Asi dönemlerim oldu elbet belki çok yanlışlarım oldu ancak kulağıma küpeydi hepsi, her söylenen hemde harfi harfine... Çoğunu uygulayamadım malesef yinede bu yaşıma kadar sevmeyenim çok olmasına rağmen düşman kazandığımı düşünmüyorum aksine çok güzel dostluklar biriktirdim çok şükür.
Gel zaman git zaman hamuruma işlenmiş olan iyi insan olma amacını gerek kişisel gelişim kitapları ile gerekse idol aldığım insanların yaşamı ile mümkün mertebe besledim hep. Bunu yaparken de çoğu zaman kendimden feragat ettim sonuç olarak insanın kimliğinde yazılı doğduğu karakteristik özelliklerden arınması gerçekten çok zor. Her neyse... Sonra dış dünyaya iyice karışıyorsunuz ve onun öğütlenen gibi pespembe olmadığını görüyorsunuz, ufak ufak şoklar alıyorsunuz bünyeye. Demek ki aldığı öğütleri uygulamamak için ısrar eden insanlar var. Baktığında hiçte öyle dünyayı seninle paylaşıyor gibi görünmüyorlar. Gayet bencil ve tamahkarlar. Empati? ondan hele kimse bahsetmiyor.
Mecburen bireysel düşünmek zorunda kalıyorsun. Yalnız hissediyorsun kendini ve bakıyorsun herkes kalabalık içinde yalnızlık çekiyor. Herkesin kafasının içinde tam bir kaos var. İşlerin yolunda gitmesinin sırrı sanırım gamsız ve bencil olmakta gizli; Ancak sadece bunları yazıyor olmam bile gam telimin ne kadar kalın olduğunu gözler önüne seriyor. Birde yapılması gerekeni bilip vicdani duygulardan dolayı yapamamak gibi bir kusurum var Allah affetsin. Aslında kafana eseni yapacaksın ve önce kendini mutlu edeceksin sonra baktın birinin canını sıktı ve işler sarpa sarıyor en kral özürü sen dileyeceksin olay kapanacak. Kimseye kendini anlatmaya çalışmayacak, kafana göre yaşayacaksın. En kolay yol gibi gözüküyor değil mi? Benim ise zor olanı daha da zorlamak fıtratımda var...
Çok eskiden okuduğum bir kitaptan kafama kazınmış bir kaç satır var öncelikle onu paylaşayım. “Başarılı olmak için hatasız olmaya gerek yok. Hatta en büyük hataları başarılı insanlar yapar. Hemde hayatın içindeki bütün konularda. Onlar sadece iyi özür dilemeyi bilen hokkabazlardır. Hata yaparlar, hatası anlaşıldığında yine mükemmel bir af dileme operasyonu ile fenomen olurlar. Böylece hata yapmaktan korkmaz, her istediklerini yaparlar ve çoğu zaman da başarılı olurlar” şimdi bu paragraftan çıkarımlarımı yazayım. Benzer olaylara şahit oldum çünkü; maaşını alman gereken zamandan 1 hafta sonra alırsın, daha sonra patronun önüne bir bahane ve özür ile gelir, üstüne seni ayın elemanı seçip iltifatlarla arşa yükseltir, birazda para sıkıştırır cebine sana ne kadar önemli olduğunu hissettirmek için, bir bakmışsın o şirret patron gözünde fenomen olmuş. Maaşının 1 hafta gecikmesini görmez olmuşsun. Bunu bir diğer ay başka çalışanına yapar halbuki gerçekte tüm çalışanlarının maaşı ile 1 hafta boyunca repo, faiz artık ne yapıyorsa bilinmez ama sonuç olarak iki taraf da mutludur.. Başka bir örnek vermek gerekirse; Bir tarafta düzgün, dürüst, sadık, eşinin ağzının içine bakan, hata yapmamak için çırpınan bir adam ile diğer tarafta züppe, hovarda yani bilumum piçlikleri bünyesinde bulunduran diğer bir adamı ele alalım. Evet defalarca, hatası az olduğundan özrü de az olan ilk söylediğim türde bir adamın kaybeden olduğunu gördü bu gözler... Eşinden ne saygı gördü ne ilgi nede sevgi... Kaybetme korkusunu hiç tattırmadığından, gözü başkasına kaymadığından, dürüst olduğundan sürekli aşağılandı avuçta bilindi... İkinci söylediğim türde bir adam ise doğuştan fenomen zaten Cool yani adam heleki birde özür dileme konusunda ustaysa keyfine diyecek yok. Korkacak hiç bir şey yok. Evet bu kulaklar bunları da duydu aldatılan bir bayan tarafından “Ya biliyorum beni aldattı, yalan söyledi ama çok pişman, bi araba özür çiçeği getirdi, karşımda hüngür hüngür ağladı kıyamam ki ben ona...” Yahu daha ne yapsın bu adam yuh? Elbette bu anlattıklarımın bayan versiyonu da mevcuttur tek cinse indirgemek istemem. Sözüm meclisten tabiki dışarı. Eminim elindekinin kıymetini bilen milyonlarca insan mutlu mesut yaşıyordur. Allah onları kutsasın ağızlarının tadını eksiltmesin... Uzun lafın kısası hep söylendiği gibi etme-bulma dünyası değil sanki yaşananlar. Belkide “etme” kısmı dünyada “bulma” kısmı ahirettedir...
-spoiler: Özür dilemek ahirette işe yaramayacakmış.
Gelelim korktuğum kısıma; Ömrü boyunca kendini tartan bir adam oldum. İyi veya kötü yönlerimi görmeye çalışıp düzeltilmesi gerekenler için efor sarfettim. Kimi başarılı oldum, kimi olamadım ama hiç bir zaman sorgulamaktan korkmadım. Yazmayı, okumayı, araştırmayı açıkçası bilmeyi çok sevdim. En önce kendimi bildim yani kendimi tanıdım. İyiydim de bir zamanlar kimseye zararım olmazdı Hatta iyi niyetimden dolayı çoğu zaman dalga bile geçildim. Merhametli oluşumdan defalarca faydalanıldı yinede merhametimi atamadım içimden... Ancak benim tanıdığım “kendim” şuan vücudunu taşıdığım adamda değil sanki. Zaman geçtikçe evriliyorum yaşadığım ortama, “ben böyle değildim” en sık kullandığım cümle oldu. İyi niyetimi kaybetmek üzereyim. Sadece böyle alkollü olduğum zamanlarda vuruyor yüzüme biraz tebessüm. Onun dışında agresif ve huysuzum. Tahammülüm kalmadı haksızlıklara, bencilliklere ve memnuniyetsizliklere en sonunda herkesten beter olacağım korkuyorum. Bilirsiniz masum bir köpeği özen ve anlayış ile büyüttüğünüzde en sadık dostunuz olur, ancak aynı köpeği karanlıkta ve çiğ et ile beslerseniz vahşi bir canavara dönüşür. Ortam karanlık anlatabiliyor muyum?
İşin en kötü tarafı ben özür dilemeyi de beceremiyorum..

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Yağan ilk yağmurda dışarı çıkıp sırılsıklam olmayı hedefliyorum...
Oturup konuşamadığımız şeyler, yatıp uyuyamadığımız gecelere sebeptir.
(via dilekcigarettes)
Keşfe açık
ne güzel bi fiil bak tüm sıfatlara yakışıyor.

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Değil
Biraz değiştim,
Her şey kadar, herkes kadar, sen kadar…
~
Değiştim…
Unutamadığım sözlerinin arasında sıkışıyorum,
Bir yanım kendimi kolluyor, bir yanım seni
Ben benimle savaşıyorum,
Seninle değil…
~
Sonucu kılıcı kuşananından belli olan bir savaşın,
ne kazanabileni ne de kaybedeniyim…
Sorun değil…
~
Elbet Alışırım…
Biraz alıştım.
Her şey kadar, herkes kadar, sen kadar…
~
Alıştım!
Varlığını istemediğim tüm eksik yanları
Ve çokluğunu da, yokluğunu da istemediğim iki arada bir derede duyguya alışıyorum…
Bir yanım bırak diyor bir yanıma
Kesin değil! Henüz tanıştık…
Her şey kadar, herkes kadar, sen kadar…
~
Tanıdığımı sandığım bana daha yakınım artık
Duvarlara anlatırken öğrendiklerim kendi hakkımda
Ve aynalarda ağlarken gördüklerim kendi tarafımda
Bir yanım memnun oldum diyor,
Bir yanım tanıyamadım daha
Samimi değil…
Bir hayli kırıldım…
Her şey kadar, herkes kadar, sen kadar…
~
Canıma batan her halin felç gibi indi bedenime
Gözlerimden tut da ciğerlerime kadar kırgınım…
Aslında ne sana, ne olanlara…
Kendime kırgınım!..
Maziye hiç değil, âna kırgınım
Anlatamadığım, anlayamadığım masalların bana yaptıklarına,
Dinlediğim şarkılarda bana seni anımsatan şarkıcılara,
Beni anladığın kelimelerin bana her şeyi anlatıyor gibi geliyor oluşuna
Bir hayli kırgınım…
Beni ben kırdım oysa…
İyi değilim.
Galiba yoruldum…
Her şey kadar, herkes kadar, sen kadar…
~
Kalbime, kalbimi kanıtlamaktan
Ve kanıtladığıma kendimi inandırmaktan
Ve dahası kocaman bir sahada tek başına koşmaktan yoruldum.
Aslında ne pişmanım ne de pes ediyorum!..
Sadece beni kaybettikçe seni kaybediyorum.
Şu kalp denen, beni bana sorgulatıyor artık
Ki seni sorgulamamasını nasıl beklerim?!..
~
Toprağa bakan yanım senden zaten ayrı
Sana bakan yanımsa toprakla aynı
Hıh! Ne yaparsan yap, gördüğünün seni görmesini bekleyemezsin!
~
Gözlerim yorgun…
Dudaklarım, dudaklarım hissiz…
Dokunulmadan geçen yıllar bana ağır…
Sarılmadan geçip giden uğurlamaların, kavuşmaları hep beklentisiz
Söyleyemediklerini söylesen de şimdi
Sesine aşina yanım, onca sessizlikten sonra artık sağır!
İsteyerek değil…
Çok çalıştım...
~
Paylaştığımız hayatımızda bıraktığın onca üstü kapalı git izine
Beni yerle bir eden kendince açık olan her tepkiye
Ve bence bana tanımadığım birini göstermene rağmen
Daha önce de gitmiştim…
Çok çalıştım…
~
Daha öncede gitmiştim…
Kendi isteğimle…
Anladım ki daha önce sevmemiştim!
~
Çok çalıştım inan
Değişen yanımın aslında hep aynı olduğunu göstermeye
Her defasında daha da tozlanan canımı kırmadan korumaya
Ve alışmaya kendime…
Bu göz gözü görmez dumanlı halime
Çok alışmaya çalıştım hem de…
~
Tanıştım seninle doğan yanımla da, ölen yanımla da
Birini yaşattım! Yaşatıyorum da hala
Ama diğerinin ölmesine engel olamıyorum da
~
Yorulmak, dinlenmekten geçmiyor
An be an çöküyor, insanın içindeki güç
Işığı sönüyor…
Beyaza dönüyor rengi git gide
Hissizleşiyor…
~
Ne yormak istedim seni,
Ne de yormak kendimi
Çok çalıştım
Gitmeye de kalmaya da…
İkisi de aynı acı.
Kolay değil!
...Keşke her gün, bir dakika sessiz oturup, bu üç cümleyi içimizden geçirsek: Evrende tozdan küçük bir kürede dönüyorum. Hiç bir şeye sahip olmadan buradan gideceğim. Herkesin canı benimki kadar acır, herkesin annesi benimki kadar üzülür. Belki bir gün dünya, daha güzel bir yer olur.
Kitapları cımbızlamak -4
"Sen de benim kadar iyi biliyorsun, tüm bunlar O'nun iradesine bağlı değil, O'nun yeryüzünü emanet ettiği insanların iradesine bağlı. iyilik hayal edilebilecek kadar büyük değil, Zofia, çünkü, esasen kötülüğün tersine, iyilik görünmez. zarafetinden ve anlamından bir şey yitirmeden iyiliğin hesaplanması ya da anlatılması mümkün değil. iyilik, sonsuz sayıda ufak tefek özen ve ihtimamdan oluşur. bunlar, uç uca eklendiğinde sonunda belki de bir gün dünyayı değiştirecektir. Rastgele birilerine sor bakalım, insanlığın gidişatını iyiye döndürmüş beş kişi saysınlar sana. bilmiyorum, örneğin, ilk demokrat, antibiyotiği keşfeden ve ya barış sağlayan biri. ne kadar tuhaf gelse de, pek az insan onların adını söyleyebilir, ama hiç tereddütsüz beş diktatör adı sayabilirler. büyük hastalıkların adını hepimiz biliyoruz, bunları yenenlerin adlarını ise ender olarak. herkesin korktuğu kötülüğün doruk noktası, dünyanın sonundan başka bir şey değil, ama iyiliğin doruk noktasının çoktan yaşandığını kimse bilmez... yaratılış günü bu."
Unutulacaklar listesi
Ya diyorlar ki insan beyni bilmem ne kadar bitlik bilgi depolayabilir veya en süper bilgisayardan daha verimlidir düşünme yeteneğine sahiptir falan... Ulan en dandik 90′lı yıllardan kalan bilgisayarlarda bile bir veriyi shift+delete yaparsın silersin geçer bir daha asla karşına çıkmaz. Ama insan beyninde böyle bir lüksün yok, veri girdimi çıkışı yok ne kadar sinir bozucu... Ben İşte böyle bir şey istiyorum arkadaşım. Bunu bilmek istemiyorum veya hatırlamak istemiyorum dediğimde, bu yaşanılanı sil dediğimde bir daha karşıma çıkmasın istiyorum. Beynimi kemire kemire tüketmesin istiyorum... Bunun için artık bir ilaç mı geliştirirsiniz yoksa bir program bir makine mı orasını bilemem. Beynimde dolanan saçma sapan kuruntulardan, yaşanılan kötü anılardan, sıkıntılardan ve tüm bu sıkıntılarıma sebep olan insanlardan şıp diye kurtulmak istiyorum. Bunu bulun; dünyada başka hiç bir sıkıntı kalmaz. Kanser azalır, kalp rahatsızlıkları beyin kanamaları azalır insanların ömrü uzar dünyanın mutluluk seviyesi tavan yapar. Savaş olmaz kin, nefret, fesat, gıybet hiç bişey kalmaz ölürsek tek mutluluktan ölürüz valla bak.
Böyle bir şey bulursanız benim unutulacaklar listem bile hazır. Biraz uzuun ama hazır yani...
Kitapları Cımbızlamak -3
neyi anlatsam onu kaybediyorum. ne desem, hani olur ya günün birinde, deniz kıyısında kayalık bir yere gitmişsinizdir; elinizde bir şarap şişesi vardır; ayaklarınız çıplaktır; dalgaları seyretmişsinizdir. ya da böyle bir şeyi hayal etmişsinizdir. boş bulunup da -ki başka türlü bir şey anlatılmaz- birine anlatırsanız, en geç iki üç gün sonra "gel!" der, "sana bir sürprizim var". hâlâ alık alık bakarsınız, ve ayıptır söylemesi, bu yaşa gelmişsinizdir, hâlâ bir şey bekler, sürpriz bir şey olacak sanırsınız. (tüm sürprizlerin!... sizden çalınanlarla gerçekleştiğini ve yeni bir şey gibi sunulduğunu unutup.. -size müstahaktır ya neyse..). sizi, sizin kayalığınızdan daha alçak bir kayalığa götürür, elinize daha aşağılık bir şarap verir, ve "hadi" der, "hadi mutlu ol". #Kambur #ŞuleGürbüz

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Created by Tom Kapinos. With Tom Ellis, Lauren German, D.B. Woodside, Kevin Alejandro. Satan takes up residence in Los Angeles.
11 bölüm oldu artık biraz bahsedeyim istiyorum. Lucifer dizisi kısa süre içerisinde beni yakaladı diyebilirim. Öncelikle polisiye dizileri sevmediğimi ve izlemediğimi belirteyim en azından artık izlemiyorum. Her şeyin önceden kurgulanmış olduğu çok belli oluyor genelde ve karakterler inanılmaz bir şekilde bir bilgiden yola çıkarak (örneğin olay mahalinde bulunan bir nesnenin sadece Çin’de üretildiğini ve bu nesneyi Los Angels’a getiren uçağın pilotunun en yakın arkadaşına bu nesneyi hediye vermesinden bla bla bla. ) olayı çözüveriyorlar. Sonuç olarak bölüm boyunca bir kaç şüphelimiz oluyor, derken sonunda pat! hiç tahmin etmediğimiz birisi çıkıyor. kısacası polisiye diziler artık kendini tekrar eden ve yavan seyirlikteler bence. Lucifer'e gelince; öncelikle senaryo olarak polisiye kurgusu süper diyemem. Bu amaç için izlenecek bir dizi olduğunu sanmıyorum. Ancak Lucifer karakterinin ve etrafındakilerin karakter gelişimleri, birbiriyle olan ilişkileri izlemeye değer. Amerikan dizisi olmasına rağmen harika bir mizah anlayışı var ve duygusal olarak hepimizin yaşadıklarını ele alan olaylar konu alınıyor. Oyunculuk olarak Tom Ellis neredeyse tek başına diziyi götürüyor diyebilirim. Oynadığı lucifer karakterini çok başarılı buluyorum, Mimikleri ve özellikle sesinin rengi de çok iyi gitmiş. Onun dışında maze karakterini oynayan Lesley-ann Brandt'te iyi bir iş çıkarıyor diğer oyunculukları ortalama olarak değerlendirebilirim. Eğer dizi devam ederse daha bir çok karakterin kendilerine renk katabileceğini düşünüyorum. Supernatural dizisindeki Sam ve Dean’i ele alırsak ilk sezondaki oyunculuklarla son sezonlarını düşündüğümde aradaki farkın çok fazla olduğunu görüyorum. Bu dizi o kadar uzun sürer mi? şüpheli. Sonuç olarak eğlenerek izlediğim bir dizi. Kafamdaki Devil (şeytan) görselini bir hayli değiştirdiği için de özellikle hoşuma gittiğini itiraf edebilirim. Özgür iradeye inanan, bunu savunmak için otoriteye isyan eden bir karakter. bu dizi de bir bakıma iyi-kötü, otorite-isyan, bireysellik, özgürlükler, suç ve ceza, ebeveynler ve çocuklar üzerine düşündürtüyor. dizide lucifer'in asla yalan söylemediğini belirtmeliyim (eksik bilgi verebiliyor bazen :) ) melek olan amendiel'in “iyilik” adına birçok kötülüğe bulaştığını şimdiden görebiliyoruz.
Bonus
Şeytan Marka giyer :)
Kitapları Cımbızlamak -2
' Alkolle ayrılmamız böyle oldu. yeterince içmiştim. yeterince, hayatın gerçek sarhoşluğundan kaçmıştım. Artık sıra şişelerden kaçmaya gelmişti. Şimdiye kadar rakıyı suyla, viskiyi buzla karıştırır gibi hafifletmek için hayatı da içkiyle karıştırmıştım. Ama artık hayatı sek içmenin zamanı gelmişti. babamın 'artık büyüdün, kendine de bir rakı koy!' dediği aksam geldi aklıma. Biraz daha büyümüştüm. Hayatı ve dünyayı sek içecek kadar. ilk dakikalar biraz başım döndü ama sonra alıştım. Suratıma çakırkeyf bir tebessüm yerleşti. Aldığım her nefeste beynim uyuştu. Yürürken ses çıkaran aklımdaki düşünceler parmaklarımın üzerinde, balerinler gibi uçuşmaya başladılar. Başlamıştı hayat sarhoşluğu. Elbet bunun da koması vardır. ben ona da girerim. kalmam üç beş kadehte. Boş şişeleri duvara fırlattığım gibi dibini görmeden bırakmam hayati da!... ve nefesimi tuttum. En derine, en dibe inebilmek için. Bıraktım kendimi hayat okyanusuna. Beni dibe çeken zihnimin ağırlığıydı. ve dibe daha çok vardi.Ama gidiyordum. Yavaş yavaş. ayaklarına beton dökülmüş bir mafya kurbanı gibi... en derine. Dünya yuvarlak. hayat da öyle. en derini ayni zamanda en yükseğidir hayatın. nereden baktığına bağlı. Nerede doğduğuna. doğduğun yerden ne kadar uzaklaştığına bağlı. elindeki şişede ne kadar hayat kaldığına bağlı...'
#HakanGunday #KinyasVeKayra