Nihad, birçok şeyler söylemek isteğiyle Muazzez'in yüzüne baktı, sustu. Ona anlatmak istiyordu ki: “Evet.. Muazzez.. ben sana hak veririm.. doğru söylüyorsun, onlar ne kadar olsa senin akrabandır, ne kadar olsa onlara alışmışsın. Sen de nihayet bir kadınsın, tabii sevklerine mahkûmsun. Bütün monden kadınları aldatan şey, seni de cezbediyor; yeşil gözlerinin elektriğe kamaşmağa ihtiyacı var, dilinde hâlâ içtiğin şampanyaların ta'mı kalmış, derinin her zerresi ipek yastıkların verdiği yumuşaklığı arıyor; güzel koku, güzel ses, güzel ışık, güzel tad ve güzel temas… Bunlara âşıksın, bana değil. Senin aşkın şiddetli bir "sansüalite"den başka nedir? Madem ki ilk gençlik terbiyeni onlardan aldın, onları arayacaksın, onları göreceğin gelecek. Bu işte yine ben yandım.