an'layamadım...
PUT YOUR BEARD IN MY MOUTH
Aqua Utopia|海の底で記憶を紡ぐ

祝日 / Permanent Vacation
i don't do bad sauce passes
Xuebing Du
Jules of Nature
cherry valley forever

Love Begins

Janaina Medeiros
tumblr dot com
Misplaced Lens Cap

JVL
art blog(derogatory)
noise dept.

izzy's playlists!
d e v o n
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year
Game of Thrones Daily

Kiana Khansmith

seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from Malaysia

seen from Singapore

seen from United States
seen from United States
seen from Spain

seen from Germany

seen from Italy
seen from Malaysia
seen from Australia
seen from Malaysia

seen from United States
seen from United States

seen from Malaysia
seen from Lebanon

seen from United States

seen from Argentina
seen from United States
@evrimyanki
an'layamadım...

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
ne tuhaf... yıllardır ötekine yazdığın satırlarda kendimi aradım hep... sonradan ama çok sonradan anladım aslında hiç olmadığımı... ama karamsar da olsa bir umut (hannah arendt'e göz kırpıyorum) o hiç olamayışıma yer aradım... belki dipnottadır öteben, belki kaynakça...
dün ya!
dünyayı heceledim geç kalmış bir şaşkınlıkla
Bir zamandan beri, her yıl, sadece onlar bilir, sadece onlara söylerim... Tek tek her yaprağını koparsanız da emin olun papatyalar sır tutarlar...
adından başka duam kalmadı...

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Evrenin nazar boncuğu gibi duran, göz alıcı bir misket gibi yahut; dünya denen bu gezegende 12. yılın, 12 yaşın kutlu olsun güzel yüreklim. Ne macera ama! Değil mi?
Gelmeden önce nereye, ne zaman, kimlerin arasına ve hangi cinsiyet, hangi biçim, hangi koşullarda geleceğin tamamen belirsiz! Milyonlarca, milyarlarca olasılıktan bazıları bir araya geliyor; iyisiyle kötüsüyle, acısıyla tatlısıyla senin hayatın oluyor. İşte böylesi benzersiz olan hayatın seni yoğurup biçimlendiriyor; neşesiyle kederiyle, umuduyla çaresizliğiyle, korkusu ve cesaretiyle, güzelliği ve çirkinliği ile seni benzersiz bir sen yapıyor. Yani demem o ki iyiliklerin kadar kötülüklerin de, doğruların kadar yanlışların da, sakinliğin kadar öfkelerin de, sevinçlerin kadar üzüntülerin de sensin... Hepsi seni sen yapan parçaların... Bir yanını görüp bir yanını inkar edenlerden olma e mi? Çünkü vicdanımızı büyüten, insanlığımızı çoğaltan daha çok olumsuz, kötücül yanımızla verdiğimiz samimi ve dürüst kavgalardır.
Bizler, annen, baban, sevdiklerin ve çevreni kuşatanlar bir bebeğe yürümeyi, konuşmayı, sevmeyi, gülmeyi, ağlamayı öğretip, bir çocuğa düşünmeyi, hayal kurmayı, çalışmayı, kavga etmeyi, küsmeyi, barışmayı, uzaklara dalmayı, gözyaşartan kahkahaları, içini acıtan zamanları velhasıl tanıtabildiğimiz kadar hayatı tanıtmaya çalıştık.
Bazen ailemizin, bazen öğretmenlerin, bazen toplumun elinde hep onların dediği gibi hareket eden kuklalara benzesen de büyüdükçe hayatının ipleri daha çok senin eline geçiyor. Bundan sonrası yavaş yavaş kendi kendini yoğurmak, kendinden yeni bir kendin yaratmak olacak hayatın...
"Bütün insanları dostun bil, kardeşin bil kızım
Sevincin ürünüdür insan, nefretin değil kızım
Zulmün önünde dimdik tut onurunu
Sevginin önünde eğil kızım" Ataol Behramoğlu
Sonu güzel biten romanlara benzesin istiyorsan sevginin ve iyiliğin yanında ol kızım. Çiçeğin kokusu, bebeklerin kahkahaları, sabahın serinliği, huzurlu uykular ve umut dolu uyanışlar iyilerin ödülleridir. Ve unutma iyiler mutlaka kazanırlar...
Nice yıllara, nice yaşlara ömürceğim...
"feci
diyebilirim ki kırk yıl sürdü içim
kırk yıl sürdü içimi titreten zaman
bu muamma
başımı en feci yastığa koyup
yüzündeki tek tanrılı dinleri denedim
yüzündeki en unutkan yerleri
diyebilirim ki bilinmeyen dualar buldum
başka bitkiler
ıhlamur
susmak ve yutkunmak
geldiğimde tek tanrılı dinlerde yer yoktu
suratımı astım
kırk vakt’e bakıp sana inandım
her duası feciyle biten bir ibadet çeşidi buldum
kırk yıl günde beş öğün yutkunmak
sefadan uzadı saç
cefadan uzadı tırnak
diyebilirim ki her duası feciyle biten bir ibadetti yaşamak"
Seyyidhan Kömürcü
Bu Dünyadan Bir "Çomman Hakkı" Geçti, Dedemdi!
Odada yatıyorum... Pencerelerden biri bahçeye bakıyor... Portakal ağaçları... Şu görünen ikisi, bol çekirdekli şeker portakalları... Yanındaki ise turunç.. Büyük bir zeytin ağacı vardı turuncun yanında... Gövdeden üç ana dala ayrılırdı. Dedem tahta bir merdiven vermişti o üç dalın ortasına kendime kuş yuvasına benzeyen bir yer yapmam için. Çamların budanan dallarını yığdıydım o üç ana dalın arasına... çevresine de bir tahta çakmıştı dedem... monte kristo kontu, pal sokağı çocukları, tom sawyer, define adası, jane eyre, huckellberry finn'in maceraları ve adı şimdi bir anda aklıma gelmeyen nice kitap orada okundu...
Diğer pencere yola bakıyor... Arada bahçe duvarı var... Duvarın iç tarafında bir limon ağacı... Üst kat yapılmadan önce, şimdi yukarıya çıkan merdivenlerin olduğu yerde damdan meyveleri yenen şekerpare (kayısı) ağacı artık yok. Meyvesi tatlı ama çekirdekleri acı bir kayısı türü, evin arkasındakinin tam tersi... Duvarın yol tarafında ise beş tane çam ağacı vardı. Yayılmayan, ince uzun çamlardan... Bunlardan ikisi birbirine biraz uzak olduğundan bir zamanlar toprak olan yoldaki biz çocuklar için harika bir kale oluyorlar, akşam ezanına kadar bizi oyalıyorlardı... Dedemse gerek bahçeye kaçan toptan, gerek kırdığı dallardan, gerekse de duvara çarpıp duran topların gürültüsü yüzünden bu durumdan hiç hazzetmezdi... Bir gün bir elinde bir kova bok, diğer elinde bir çubukla çamların gövdesini bokla sıvarken gördük onu... En çok birkaç hafta işe yarayan bir önlem... Yol beton ve çamların hiçbiri yok artık...
Odada uzanıyorum... Köpek sesleri aynı ama... Horozları duymadım daha... Çocukluğumda keşfettiğim şeylerden biri de bu... Horozlar sadece sabah olurken değil, tüm gece boyunca iki-üç saat aralıklarla öterdi... Saati kestirebilirdin, öyle bir düzenleri vardı... Onları duymadım hala... düzenlerini de unuttum zaten...
Arada bahçelerin içinden çıkıp gelen bebek ağlaması sesleri duyulur bu saatlerde ve genellikle fazla uzun sürmezdi... Uzun sürse de kimse aldırış etmezdi buna... Her evdeki tartışmayı komşular bilirdi... Yüksek sesli bir hayat olduğunu hatırlıyorum... Bağırışlar öyle olağandı ki... Sabah ezanı ile abdest alan dedemin burnundan, genzinden çıkardığı seslerin sıradışı bir tarafı yoktu... Nasıl olsa üç dakika önce, beş dakika sonra Nuru emmi, Kerim dayı veya Kör Mustafa'da aynı seslerle doldururlardı sabahı...
Balkonlara yaptıkları çamurdan evleri ile kırlangıçlar... Jilet gibi keskin ve ani uçan o kuşlara dair de çok şey var anlatacak... Asma yaprakları, dış zarını soyup nar ekşine banarak yenen böğürtlen filizleri, çam fıstıkları, güneşe bırakılan içi gül dolu büyük cam kavanozların günbegün değişen, koyulaşan rengi ile insanın sabrını zorlayan gülsuyu, hasır seleye serilen incirin kuruması(belben), çırpılan narlar, ekmek yapılacak günlerin sabaha karşı yoğrulan mayalanmış hamurları ve daha nice şey...
Çocukluğumda dedemin yanında yatardım... Yatmadan önce hep aynı iki hikayeyi anlatırdı... Zavallı bir tavşanı durmaksızın kandıran adi bir kurt ve dedemin şoförlüğünü yaptığı otobüs ile yaptığımız bir adana yolculuğunun öyküleştirilmiş hali... Büyük, uzun, üzerindeki çiçek resmi kabarmış ve kimi yerlerinden yırtılmış beyaz bir plastik bardakta bir gün süt, ertesi gün portakal suyu içerek geçen kışlar... Hiç değişmezdi sırası...
23 yıl önce yine böyle bir yagmurlu günde kaybetti eşini... yalnız ikimiz vardık evde... Lise sondaydım... Evliliğinde eziyetleri olmuş olsa da sevmiş babaannemi... Hatçe gelinle yaşayabilmek için benim ortaokul ve lise yıllarımın da geçtiği evi kendisi yapmış... Gavur dağlarına gitmişler at arabasıyla... Evin ana iskeleti için gereken ağaçları oradan kesmişler... Duvar dediğin zaten içi çalı dolu üstü samanla karışık bir çamurdan sıva... Kiremit para ediyormuş ama onu da bulup buluşturmuş...
Anıları kurtarma telaşı sardı içimi... Dedem benim tarihimdi... Gidişiyle harcım dağıldı sanki... Son dönemdeki aşırı unutkanlığına bile bozulmuştum... İhanet ediyordu unutarak... Sormaya bile korkmuştum hatırlıyor mu diye... Bir sürü zaman parçası var elimde; bir türlü bir araya gelmiyorlar... Hayatımın her evresinde hep olan, gördükleriyle, duyduklarıyla kendim dışındaki tek tanığım... Ömrümün harcıydı dedem... 4 yıl olmuş... hiç gitmemiş gibi...
Zaman düşer ellerimden yere Oradan tahta boşa Saatler çalışır izinsiz hep bir sonraya Resimler sarı güneşsizlikten Duygular değişir Dostlar dağılır dört bir yana, kendi yollarına Ve sen, ben değirmenlere karşı Bile bile birer yitik savaşçı
AKLINI YİTİREN BİR TOPLUM
Çocuk ihmal, istismar ve cinayetlerine karşı yine en çok küfredenin en ahlaklı, en vahşi cezayı önerenin en vicdanlı olduğu sanılan günleri yaşıyoruz. Sanığı kazığa oturtmalar mı dersiniz, aynısını ona da yapmalar mı, parça parça etmeler mi dersiniz, bir yerlerini kesmeler mi... idam çığlıkları arasında bir toplumun sadist eğilimlerinin ahlak ve vicdan kisvesi altında nasıl büyüdüğünü, büyütüldüğünü görüyoruz. Bu ilk de değil; her yıl en az üç beş kez yaşıyoruz bunu...
Gariptir ki en temel soru giderek daha az sorulur giderek daha az duyulur oldu: "Bir toplum neden bu kadar çok ve sık sapık üretir?"
Bunun yanıtını aramak yerine hergün bir yenisi karşımıza çıkan sapığı idam etmeyi, onun üzerinden içimizdeki şiddeti, vahşeti besleyen ve çoğaltan bir dili tercih ediyoruz. Belki de bu kendi içimizdeki potansiyel sapıkla başetme, bastırma yollarından biridir ancak bu, sorunumuzu çözmek yerine gelecek günlerde, yıllarda benzer vakaları görmeye devam edeceğimize işaret ediyor. Çünkü asıl sorumuzun cevaplarından korkuyoruz belki de...
"Bir toplum neden bu kadar çok ve sık sapık üretir?"
İdam... Bir öğretmen ve baba olarak her ne kadar duygusal dünyam buna onay verse de bu geri dönülmez cezaya bir akıl varlığı olarak karşı çıkıyorum. Onlarca doğru hükme karşılık bir yanlış kararın bile bir masumun hayatına mal olacağını biliyorum. O zaman bu yanlışı düzeltmek mümkün olmayacak. Kaldı ki idamın olduğu ülkelerde bu suçun azaldığını yada yok olduğunu da görmüyorum. İdam cezalarında Çin başı çekiyor, Ortadoğu ve Asya ülkelerinde de hayli yaygın. Ancak bu ülkelerdeki tecavüz oranları da yüksek. Dünyada kadınların statüsü üzerine çalışmalarıyla bilinen Woman Stats Project’in 2011 rakamlarına göre, dünyada tecavüzün en yaygın olduğu ülkelerin başında, yani birinci grupta, ortalama her 100 bin kadından 60’ının tecavüze uğradığı Afganistan, Hindistan, Pakistan, Suudi Arabistan, Yemen, Irak, Suriye, Ürdün, İran, Sudan ve diğer Afrika ülkeleri var. O halde ısrarla bakmaktan kaçındığımız soruya geri dönelim:
"Bir toplum neden bu kadar çok ve sık sapık üretir?"
Cevaplar aramak yerine intikam çığlıkları attığımız bu yerde korkarım ki daha çok çocuğun ve kadının canının yandığına tanık olacağız. Sinekleri öldürüp bataklığı besleyen bir ahlâk ve pazarcı çığırtkanlığı ile sergilenen vicdanla nereye kadar?... Şimdi bir kez daha soruyorum:
"Bir toplum neden bu kadar çok ve sık sapık üretir?"

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Bugüne papatyalar bıraktım...
haziran doğumları, haziran ölümleri... bir yanımız bahar bahçe, yaprak döker bir yanımız...
Kendi gitmiş ama kokuları kalmıştı Cevriye Hanım'ın; lavanta, gülsuyu, lokum, kolonya, ilaç… Akif efendi usulca oturdu sandalyeye. Yıllarca sokağın başından gelişininin izlendiği pencereden karısının yokluğuna baktı vedalaşır gibi… Baktığı yerden hatıralar belirmeye başladılar birer birer…Giderek silikleşen sokağın görüntüsü yırtılıyor, onu ilk kez gördüğü son ada vapurunun bacasından çıkan dumanlar kaplıyordu her yanı…
Sen bir de zihnimi görsen Gülsüm Bir yanı uçurum bir yanı dağ Uçurumun günahı dağın boynuna Bir yanı yaz bir yanı kış Soğuktan erir güneşten titrersin Yazamadıklarım senin de benim de, varlığımıza diken oluyor... Dikenlerini ayıklayıp öyle veriyorum kelimeleri Parmakuçlarım kızıl kan Kalemin günahı sözün boynuna Çarptıkça anlıyorsun Göremediğimiz şeyler var Bir kafes kuşunun dışarı çıkmak isterken cama çarpması diyelim biz buna Camı tanıyıp, her çapışında umudu parçalanıp un ufak oldukça artık kanatlarından vazgeçip ormanı aklında kurması da diyebiliriz hangisini beğenirsen onu de gülsüm.. Bir türkü "ben kendimi gülün dibinde buldum" der.. Bana gelince ben söyledikçe susarım Seni diyorum gülsüm... seni susuyorum nefessiz kalana dek...
dikenim gülümden ayrı duruyor...

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
unutmak insana verilmemiş...