İnsan sevdiğini arıyor. Hep arıyor... Yollarda, sokaklarda, evlerde; kısacası her yerde.
Daha önce hiç adım atmadığın bir sokakta, geçmediğin bir caddede, binmediğin bir otobüste, tanımadığın insanlarla dolu bir evde bile seni arıyorum. Seninle karşılaşmayı umut ediyorum.
Oysa biliyorum... Seni o sokakta bulmam imkânsız. O caddeden benimle aynı anda geçiyor olman imkânsız. Tanımadığın insanlarla dolu o eve gelmen de imkânsız.
Bu kadar çok imkânsızlığın içinde neden hâlâ içimde küçücük de olsa bir umut var?
Neden kendimi, seni bulamayacağımı bile bile seninle karşılaşmayı hayal ettiğim o yerlerde dolaşırken buluyorum? Ve neden her seferinde, sen orada olmadığında, sanki ilk kez kaybediyormuşum gibi hayal kırıklığına uğruyorum?
Belki de aptallık budur.
Sana duyduğum aşk değil... Seni her imkânsızlığın içinde hâlâ mümkün sanacak kadar umuduma tutunuyor olmamdır asıl aptallık.









