YERYÜZÜNDE KAPLADIĞIMIZ BOŞLUK
Aramızda bazı kelimeler dolaşıyor sonbahardan kalma ama kışa hazırlıksız yeni doğmuş olanlar da var içlerinde yaşlanmış olanlar ve anlaşılmayanlar acıyla oyunlar oynayıp ardından gülümsüyorlar gülümseme veda anlamına geliyor bazı şehirlerde
başka kime anlatayım bilemedim tek sen kaldın; sonsuzluğa adını fısıldadığım
hüznü anıt gibi dikmişler insanlığın ortasına gidip gelip ona çarpıyoruz boynu kırılıyor çiçeklerin kısa kısa cümleler kuruyorum o çiçeklerden cam kubbeye çarpıp yere dökülüyorlar
bir baktım; kendi kendime konuşuyormuşum oysa uzun uzun dinlerdin eskiden beni şimdiyse kendine ait düşüşlerin var
varoluş sancısı değil bu, ölümsüz bilinç göğsümü bir mengene gibi sıkıştırması yeryüzünde kapladığımız boşluğun
bütün mutlu gemiler geçip gidiyor o ünlü ıssız adadayım; sesimin duyulmadığı
ve yarım asır önce hazırlıksız çıktığım için yanıma alamadığım en değerli üç şey
ah, veda etmeliyim veda etmeliyim artık zihinsel ve duygusal derinliğe
çünkü ülkem; bir ceset kadar yalnız suskunluğun kolyesi övüneceği bir madalya gibi takılmış boynuna
kapatılmış, hassas kalplerdeki park yerleri. bombalar konulmuş buluşma yerlerine aşırı sevenler buluşmasın diye
bak bu da zihnimize musallat olan çöl hatırladın mı? hatırladın mı? şu da çocukluğumuzdan kalma kumların karanlığından kurtulan yaralı bir taş belki de taş değildir o; yaşama sevincini öldürmeye gelenlerin önünü kesen düşüncenin hayaletidir bilemedim başka kime anlatayım bunu.













