DÜNYANIN AĞZINDAKİ GÜRÜLTÜYÜ BOŞLUĞA DÖKMEK
Her yere saçılmış post-model edebiyat yürürken neredeyse üstlerine basıyordum biri onları rastgele ortalığa atmamış gayet düzenli bir dağınıklık bu, kaos gibi bolca sözcük var ama anlamları çağrılmamış yalnızlıktan bahsediliyor ama hiç yalnız yok insanın sırtında dalgalanan şu kalabalığa bak!
hiç bulaşmıyorum post-model edebiyata çünkü derinlik psikolojisi hiç susmuyor bende bu, kapalı zihin salonunda keder jimnastiğidir usulca sokuluyor yanıma donuk yüzlerin belirsizliği sessiz insan potansiyel avdır diye düşünüyor ellerini ovuşturarak hayallerime dokunup hızla kaçıyor
uyumaya çalışıyorum potansiyel av olarak nasıl da tatlı uykunun hiçliği çağın bu saatinde bilgi kulağıma fısıldıyor: “uyku uçurumdur” biliyorum ama ben onun unutturma etkisinin peşindeyim bütün bunlar kedere dayanıklılık testi
haklılık duygusu yaşayabileceği bedeni arıyor burası dolu diyorum, göğsümü elimdeki bıçakla göstererek bir sürü haklılık bedel ödemeden barınıyor bedenimde söylediklerimi duymuyor, iyice yanaşıyor yüzüme “müziğin sesi çok yüksek duyamıyorum seni” diyor yüzüm cevap veriyor ona: müziğin sesi çok yüksek değil ezilenin sesi kısık
“hani şair sevgi ustasıydı” diyor yanına bütün incinmiş iklimleri de alarak bu söz çok klişe sayın haklılık duygusu şair asla yalnızca bir sevgi ustası değildir. genellikle; dünyanın ağzındaki gürültüyü boşluğa dökendir o boşluk bulantıya yakalanmış şairlerin kulübüdür
hiç bulaşmıyorum post-model edebiyata derinlikten bahsediliyor ama içine girince herkesin en sevdiği oyuncak sığ sularda yüzmek “onun tek bir yüzü yok, bütün yüzler onundur” sözüyle başlıyor aldanışlar kitabı maske fabrikası kurulmuş kitabın tam ortasına büyülü yanlışlıklar taşıyor işçi servisleri sorulmayan tek sorudur kağıtlar ülkesinde: halk ne zaman gelecek?

















