Dünya Senin Etrafında Dönmüyor!
Dünya da duymaktan en hoşlanmadığımız cümlelerden biridir belki de. Küçük bir çocukken büyüyünce her şeyi yapabileceğimi düşünürdüm. En büyük aşkları ben yaşayacaktım. En büyük acıları ben yaşayacaktım. Kısaca büyük işler yapacaktım. Pek olmadı isteklerim.
Üniversite de başlayan bir süreçle ben ne bok yiyeceğim sorusu belirmeye başladı. Ne olacaktım hayatta ne yapacaktım. Sürekli haldır huldur bir şeyler değişiyordu ve ben durduramıyorum. Kendime bir kaçma noktası buldum. Kendime kaçıyordum. Kafamda hikayeler yaratmaya başladım. Çocukken de yaptığım bir oyundu ne zararı olabilirdi. Tanımadığım insanlar bir hayat kurardım kafamda annem farklı, bazen baba farklı, bazen ölmüş olan bir koca yaratırdım kafamda. Yahut ölen bir kız çocuğu yaratırdım. Tek değişmeyen şey ben inanılmaz güçlü, yaratıcı, muhteşem şarkı söyleyen bir kadındım. Onun dışında herkesi çok seviyordum. Her kes de beni çok seviyordu. Birbirimizi çok özlüyorduk. Evim kocaman ve her renk her tür ağaç vardı. Olmayan çocuğa çok ağladım. Onun doğumunu izleyip çok güldüm. Ölen kocamla deliler gibi güldük. Bu düşünceler kafamdan ne zaman mı geçiyor muhtemelen birisi yanımda siyasetten bahsediyor yahut geçmişten ya da hastalıktan ve ben hiçbir şey demeden gülümsüyor ve kafa salıyorsam muhtemelen kafamda ki dünyamda yemek falan yapıyorumdur. Akıl hastası değilim normalde değilim kabul ediyorum.
Bazen hayatta nefes alamıyor muşum gibi oluyorum, o üniversite zamanında ki o soru gelip yapışıyor boğazıma ben ne bok yapacağım ne işe yarıyorum şu hayatta? İnsanlar ve ben bazen kendime diyorum rahat battı Gökçe galiba diye ama öyle değil. Evet, şükür her şeyim var. Sağlığım, ailem, Utku, Ece, sevdiğim bir kaç dost, sevdiğim arkadaşlarım, sevmediğim kişiler, iş arkadaşlarım, işim, evim, kedim, tiyatro… Şükür… Ama boğazıma yapışan bir leke var.. O da şu dünya benim etrafımda dönmüyor. Dönmeyecek de. Ölmekten çok korkuyorum. O yüzden de bir şey olmak gibi derdim var ama fark ediyorum ki olmasa da olur. Hepimiz bir yerde bir zamanda duracağız. Nazım Hikmet’in şiiri gibi;
“Ben senden önce ölmek isterim.
Gidenin arkasından gelen gideni bulacak mı zannediyorsun?
İyisi mi, beni yaktırırsın, odanda ocağın üstüne korsun
şeffaf, beyaz camdan olsun
ki içinde beni görebilesin...
Fedakârlığımı anlıyorsun :
vazgeçtim toprak olmaktan,
senin yanında kalabilmek için.
bizi ordan atana kadar...
Ama biz o zamana kadar o kadar karışacağız ki birbirimize,
atıldığımız çöplükte bile zerrelerimiz yan yana düşecek.
Toprağa beraber dalacağız.
Ve bir gün yabani bir çiçek
bu toprak parçasından nemlenip filizlenirse
Hepsi bu kadar. Kim neye inanır bilmem. Ama hayat devam edecek. Sen deliler gibi mutlu ol, mutsuz ol dünyanın umurunda değilsin. Ve bu hiç kötü bir şey değil her şey olması gerektiği gibi. Önemli olan sen ne istiyorsun hayattan. Tam cevabını hiç bilmesem de şunu iyi biliyorum. Birini gülümsete biliyorsam mutlu oluyorum. Birine sarılınca hayatta olduğumu hissediyorum. Sevmediğim insanlara kızınca büyüdüğümü hissediyorum. Not: Kızdığımı hiç anlamazlar ben hiç bağıramam. Bağırırsam üzülebilirler çünkü. Haksız da olsalar.
Diğer bir meselede iyilik meleği olmaya çalışmam. Bu yük çok ağır geliyor. Hayır, her zaman iyi değilim. Kötü şeyler de yapıyorum. Bir sürü malca yanlış ta yapıyorum. Çok fazla korkup hayatın keyfini de kaçırıyorum. Çok pişmanlık yaratıyorum kendime. Acıyorum.
Bunların toplamında ise insanım ve çok normal. Kendimi yargılamam, acımam, küçük görmem yahut çok övmem bir işe yaramıyor dünya bensiz de dönemeye devam ediyor.
Ağaç olduğu yerde duruyor. Denizin içinde de balıklar yüzüyor. Biri toprağa annesini veriyor. Bir kadın, sevdiği adamı düşünüyor. Bir adam karısını aldatıyor evde eşi ona en sevdiği yemeği yapmış. İş yerinde patronun senin burnundan getirmiş, evde kocası onu öpmüyor. Yaşlı bir teyze örgü örüyor, kızı ona en sevdiği çiçeği alıyor. Bir çocuk biriktirdiği parayla tam oyuncak alacakken kız kardeşine oyuncak bir bebek alıyor.
Sen mutlu ya da mutsuz ol ama iyi ol. Sana en kötü davranana bile. Vicdanını rahatlatmak ve iyi insan olmak için değil. Hayatı olduğu gibi sevdiğin için.
Biraz karışık oldu ama hayatı seçmek ve kaçmak arasında kaldığım zamanlar, hayat ve doğa bana hep güzel işaretler sunuyor. Bunun içi şükürler olsun.