Prensesin günlüğünden:
Artık hiç kimse kalmadı galiba yanımda ama bir tek sen varsın. Kalbimi heyecanla attıran, gözlerimden sevinç aktıran, bana hayalimi yaşatan sen. Benim canım sevgilim. Hayatımın aşkı. Beyaz ışığım, güzel haberim. Dikenli yollarımız vardı, dokunduğunu öldürecek dikenler vardı. Elimi tuttun ve o dikenlerin hepsi birer papatya oldu. Seviyor, sevmiyor, seviyor. Elbette seviyor, hep seviyor, çok seviyor. Sevmek aslında seni sevmekmiş. Başımı eğmem dediğim bu krallıkta uğruna yerlerde sürünmekmiş. Tacımı attım da geldim. Ne ben prensesim ne sen benim askerim. Sen benim sevgilim, canım. Sen beni korurdun her şeyden, bir aşkından koruyamadın.
…
Asıl marifet taç takmak, güzel elbiseler giymek ve bunları yapınca bir prenses gibi hissetmek değilmiş. Asıl marifet ben olmakmış. Geç anladım ve senden sakladım. Aşk beni pervane ederken ben senin çemberinde yandım. Döndüm durdum, mutluluktan uçtum. Dans değildi amacım ama aşkınla dans eder oldum.
Ruhumu alma asker, seni seven yüreğimle bende kalsın. Aşk teslimiyet değil. Üstümde sana geç kalmış olmanın mahcubiyeti var. Güllerimi kokladım her biri seninle güzel anılarımı canlandırdı zihnimde. Arka bahçemdeki salıncakta sallandım, hayaller hep peşimde. Sen ve ben. Şimdi hepsi gerçek ha? Rüya değil ve gercek olamayacak kadar güzel.
Bırak kraliyet yerinde dursun sevgilim; bir gün dokunursan atmayan kalbime, yeşeririm ellerinde.









