Meze, sadece ana yemek öncesi gölgeye sığınan sıradan bir atıştırmalık ya da geçici bir iştah davetçisi değildir; o, Akdeniz’in ve Ortadoğu’nun ruhunu taşıyan, özellikle de Türk sofra kültürünün tam kalbinde atan o asil hazdır. Dostluğun, eksilmeyen paylaşmanın ve en çok da ruhu besleyen o tatlı muhabbetin tabakta somutlaşmış halidir meze. Acelesi olmayan, nehir gibi yavaş ve dingin akan, sözü ve dostu başrole koyan o uzun, büyülü masaların vazgeçilmez eşlikçisidir. Benim sofra kültürümde roller değişir; nar gibi kızarmış ızgara köfteler, tavuklar sadece birer yancı, başköşenin asıl ve yegane sahibi ise mezedir. Bugüne dek size nice tarifler fısıldadım; çünkü meze, sınırsız bir özgürlüktür. İster toprağın bağrından kopan bir sebzeyi çiğden bırakın tabağa, ister hafifçe soteleyip ateşin nefesiyle buluşturun; dileyin yoğurdun ipeksi beyazlığına sarın, dileyin bol ekşili soslarla hemhal edip ona bambaşka bir ruh üfleyin. Bugün size sınırları çizilmiş reçeteler sunmuyorum, zaten bıraktığım gif kısalığında ki videoda her damla lezzet tüm berraklığıyla sırrını fısıldıyor size. Benim çağrım çok daha derin; bu akşam kendi içinizdeki sebze sevdasına kulak verip, kendi ruhunuzdan bir meze yapmaya ne dersiniz?










