Hayatımda 15 seneyi geçirdiğim evdeyim. Son 7 senesi dışında bu evde yaşadığım hislerin pek de farkında değilmişim. Biraz zorlayayım zihnimi ve size hatırladıklarımdan bahsedeyim. Bu eve ilk taşındığımız 2000 senesinde 9 yaşında bir kız çocuğuydum. Eski, köy evinden hallice olan evimizden buraya taşındığımızda ayrılışın verdiği burukluk yerini gözüme çok lüks ve büyük gelen, parke taşları parlayan odamın ihtişamıyla heyecana bırakmıştı. İçimde adeta bir gurur vardı bunu hatırlıyorum. Ergenliğe kadar aradaki yıllarım kayıp. Farkındalık oluşturacak yaşa erişmemişim. Sonrası zihnime kaya gibi oturan anılar. Ağır ergenlik. Arkasından ilk aşk, ilk sevgili, ilk kavgalar, ilk ayrılıklar. Ve o kız büyüdü. Farkında olmaya, hatırlamaya, unutmamaya başladı. Bu evdeki son 4 senemin gecesinin 3.80 senesi kabus. Geri kalan geceleri de evde geçirmemişimdir. Şimdi bile hala bu eve her gelişim, eve ilk giren 9 yaşındaki o kızın heyecanına sahipken geçirdiğim diğer geceler kabus. Bu ev kötü anıları saklıyor sanki duvarlarında. Üzerime kusuyor. Hislerimi tetikliyor. Ama hala annem en iyi ilacım. 30 yaşındayım ve ağlayarak koynuna sokuyorum. Ağlamamı babam görürse açıklayamam. Zaten bundan hep içimin duvarları incecik kaldı. Bastırdıkça eridi duvarlar, inceldi içimdeki o katman. Çünkü dışarıya sızmaması için tıkanmıştı tüm delikler. O esnek zara lanet olsun ki içimi genişletti. Şimdi işte bitmiyor, arınmıyor içim. İçim öyle kalabalık ki aradığınız kişiye şu an değil hiçbir zaman ulaşılamıyor.
23.08.2020 / 02.12 - İzmir













