Albüm, unutulmaya yüz tutmuş Mezopotamyanın en eski kâdim dillerinden biri olan Zazaca dilinde yazılmış bestelerden oluşuyor. Şiirleri Dogan Munzuroğlu tarafından yazılan albümün müzikleri ise Cemîl Qoçgîrî, Mikail Aslan, Doğan Munzuroğlu ve Eser Bakî’ ye ait.
Zalâl, yok olma tehlikesi altında olan bir dil ile gelecek kuşaklar arasında bir farkındalık bağı oluşturma çabasıdır. Unesco tarafından ''Tehlike Altında Olan Diller" arasında yer alan #Zazaca, tarih boyunca bir coğrafyanın, kuşların, ağaçların, ırmakların tam tekmil doğanın dili olmaktan çıkıp, bir sonraki kuşağın suskunluğu olma gerçekliğiyle yüzyüze.
Bu dilin kaybolması demek, o dildeki kuşların cıvıltılarının, ırmakların çağlamasının ve aslında o dildeki bir kültürün yok olması demektir.
“bir toplumun dili, müziği, sanatı ve kültürü yok olup unuturulursa,
halklar arası iletişim de kaybolup gider”
işin aslı şu ki;
ucundan, kıyısından köşesinden ufacık da olsa bu projeye, ezgisel olmasa da, sözle, harfle yahut salt dinleyici olarak dokunabilmiş olmak evrendeki varlığımı kendi adıma daha anlamlı kılıyor, içimde çoktan liğme liğme olmuş bir inanca yeniden ışık tutuyor. bana göre her bir eser öylesine güzel bir derinlik ile dokunmuş, söz ile güfte arası öylesine umut dolu bir bağ kurulmuş ki, yitip gitmekte olan bir dil’e bir kültüre ağıttan, feryattan ziyade gelecek kuşaklara umudu direnişi ve inancı işlemiş her bir tınısı.
tüm kirli siyasetlerden, kavgalardan, öfke ve nefretten uzak, direnişin en güzel, en hakiki en temiz hali sanatken bana göre, sükût içinde yitmekte olan bir kültürün sesine, nefesine, kendini ifade biçimine, diline ve dolayısı ile toplumun kendisine bir ayna, bir ışık bu proje; tek bırakır, çoğaltmaz isek asla tek başına yeterli olmayacağını bilsem de...
bir de şöyle bir şey eklemek istedim.
bu yılın başlarında roma gezim sırasında vatikanın uzun koridorlarında yürürken mırıldanmaya başlamış, dilime dolanan şarkı yürüdükçe söz’e bürünmüş, söz’e kavuşunca şekil almışken, aslında söylemeyi başaramadığım fakat çok sevdiğim zazaca bir türküyü söylemeye başlamıştım, ardından yanımdaki arkadaşıma dönüp:
- “düşünsene, vatikanda karadenizli bir kız zazaca şarkı söyledi bugün” dedim
- “evet ama tarihin bundan hiç bir zaman haberi olmayacak ki, ne kadar acı Eda”
demişti.
demem o ki,
özümüze ayna niteliği taşıyan insanları ve onların mücadelelerini, kavgalarını sanata taşıyışlarını ve koskoca evrene resim ile olsun, şiir ile olsun, söz ile veya müzik ile olsun baş kaldırışlarını, dokunuşlarını o kadar büyük bir hayranlık ile izliyorum ki, keşke elimden gelse ve her birinin fırça ucundaki boya, kalemindeki güfte, ezgisinde bir nota olabilsem... tarih bunu hiç yazmasa fakat ben yine de her daim evrenin en içten, en derin zerrelerini dolduran o ufacık ayrıntı olsam.
December 2016 | Eda Tanses