Hmm çok güzelmiş...
Bir tablo, bakmasını bilmeyen tüm insanlara aynı şeyi düşündürür: Evindeki mobilyalarla uyumlu olup olmayacağını.
Peki bakmayı bilen biri için nedir bu tablolar güzel renklerinden başka? Resmedildiği döneme dair neler anlatabilirler mesela? Resmedilenin veya resmedenin maddi durumunu söyleyebilir mi bize yüzyıllar sonra? İnançlarındaki değişimin; ülkelerindeki geçmiş karışıklıkların izlerini taşıyabilirler mi renkleriyle yalnızca? Döneminin ticaret hayatı hakkında bilgi verebilir mi bir resim? Fotoğrafların yakalayamadığı gerçekleri gösterebilir mi bir ressam?
Haberlerden bihaber gazeteler olduğu gibi, gerilmiş bir bez üstüne dökülmüş boyalardan ibaret tablolar da var. Fakat bunlar, iki cümleden fazlasını yazmaya değmeyecek konular. Bugünkü yazı, bundan sonra bir tabloya baktığınızda gördüklerinizden bir takım çıkarımlar yapabilmenizi sağlayacak detaylar hakkında olacak.
Kıyafetler, renkler, objeler ve hayvanlar…
Sıklıkla resmedilen bazı objeleri tanımamız kolaydır: Bir dirgenin (çatalı andıran tarım aracı) şeytana ait olduğunu veya zeytin dalının barışı temsil ettiğini biliriz. Tahmin yürüterek anlamını çıkaracaklarımız da vardır: Narın -çarşıdan aldım bir ta…- bereketi; köpeğin sadakati; tırtılın yeniden doğuşu; elmanın günahı temsil ettiğini. Bir de, o kaynak kültürün içerisinde yetişmediğimiz veya günümüzde pek kullanılmadığı için haberimizin olamadığı sembolik ögeler var ki bu simgeleri tanımadığımız için onları fark etmemiz de zorlaşır: Güzel bir çiçeğin tabloyu doldurmak için iliştirildiğini ya da koyunların resme köy havası vermesi için resmedildiğini düşünebiliriz. Fakat bir sineğin çürümeyi ve israfı temsil ettiğini öğrendikten sonra üzerinde sinek uçan soylu adam tablosu gördüğümüzde, o adamın yozlaşmışlığının anlatıldığını söyleyebilir hale geliriz. O zaman kısa bir listeyle, özellikle Rönesans döneminde adeta ortak bir dil haline gelmiş sembolleri sıralayalım: Balık (ichthys), İncil’deki hikayelerde sıklıkla yer alan ve birinci yüzyılda Romalılar tarafından zulmedilen Hristiyanlar tarafından, gizli buluşma yerlerini işaretlemek için kullanılan bir semboldü. Bu yüzden, sanat tarihi açısından “Antik Yunan ve Antik Roma’ya dönüş” dönemi olarak kabul edilen Rönesans’da balık, İsa’yı temsil etmek için kullanılır. Balığın, ekmeğin ve şarabın bir arada resmedilmesi “Son Yemek”e; bir balıkçı teknesi de İsa’nın krallığına gönderme yapar. Balıklardan başlamışken… Sardalyalar şükranı, yunuslar merhameti, köpekbalıkları da -eh bu kolay olacak: Ölümü, temsil ederler. Karaya çıkalım: Meşe ağacı gücü; ısırılmış şeftali, “onur”unu yitirmiş kadını; incir tutkuyu, yoldan çıkmışlığı ve doğurganlığı; kirazlar ve çilekler cenneti, devekuşu yumurtaları ve kadınların boynuna asılı çanlar bekareti; palmiye yaprakları Hristiyanlar için azizleri, Müslümanlar için ise barışı; Kurtlar, ki sıklıkla azizlerle beraber resmedilirler, şefkat ve anlayışı; kuzu sürüsü, -Ayasofya’nın da girişinde görülen kuzular gibi- İsa’nın havarilerini; akbabalar açgözlülüğü, kediler “cadıca” işleri, kakımlar (sansargillerden) aristokrasiyi ve saltanatı anlatırlar. Saltanat ve aristokrasi güç ve paradan ayrı düşünülemez tabii… Bunları da sembolize edecek, resmedilenin gücünü gösterecek ögeler gerek: Altın, kırmızı ve mavi renkler zenginlik demektir. Diğerlerinin aksine bunlar, yalnızca zenginliği simgelemek için kullanılan birer renk değil, üretilmesi de bir hayli pahalı renklerdir. 1600′lü yıllardan önce Avrupa kırmızı rengi Osmanlı’dan ithal ederdi. Aylarca süren bir süreç sonucu tezek, zeytinyağı ve “kökboyagiller” familyasından bir bitkiyle elde edilen bu Türk kırmızısı oldukça popülerdi. Daha sonra İspanya’nın koşnillerden (kabuklu bit) tüm evlerin duvarlarını boyamaya yetecek kadar çok kırmızı ürettiklerini keşfeden krallar 1500lü yılların ortalarında böcek ticaretini başlattılar (yılda 22 bin kilodan fazla). Benzer şekilde mavi rengini oluşturacak pigmentler de ancak Afrika’dan ithal edilebiliyordu: Bu da mavi kullanılan her tablo için yüksek paralar ödenmesi demekti.
Fakat zenginliği ve ihtişamı anlatmanın tek yolu renkler değildir. Takılar, ve hatta takılardan daha pahalıya mal olan kıyafetler de resimler için büyük önem taşır: Kişiyi olduğundan iki kat daha şişman gösteren kabarık omuzlar, yürürken sallandıkça koku yayması için baharatlı karışımlarda bekletilen kolyeler, bugün baktığımızda içimizden gülmek gelen fakat ait olduğu günde her işini at sırtında yapan; dans eden; maskülen ve soylu erkeğin bacaklarının ne kadar güzel olduğunu vurgulamak için giydirilen külotlu çoraplar, kıyafetlerinin modası geçer de tablosunu duvardan indirirler endişesiyle zırhları içinde poz veren genç prensler… Hepsi bize resmin tarihi, resmedilen kişi ve tüm o yukarıda sayılanlar hakkında sayfaları dolduracak kadar çok bilgi verirler. -Dahası başka ayrıntılarla beraber yazılmak üzere, bir başka güne…











