Utanma duygusuyla ya da herhangi başka bir “sebep”ten dolayı, kâfirler küfrü emrettiklerinde itaat edilmez.
Ve kim onlara bu hususta itaat ederse, o artık Allah’ı her şeyden çok sevmiyor demektir.
Allahu Teâlâ, şüphesiz ki insanlara, vahyettiğine kayıtsız ve şartsız uymalarını emretmiştir.
Allah Teâlâ şöyle buyurdu: “De ki: Hamd Allah’a mahsustur. Ve selâm, O’nun seçtiği kullarına olsun. Allah mı daha hayırlıdır, yoksa onların (O’na) ortak koştukları mı?” (Neml: 59)
Bu, O’nun birçok delilinden sadece biridir; insanlar bu delillere karşı hiçbir şeye sahip değillerdir. Allah’ın tek bir delilini bile çürütemezler, ama yine de sürekli bunu denemeye kalkışırlar. Sonunda ise, hak ettiklerini Allah’tan alırlar. Kim İslam üzere ölürse büyük mükâfatla ödüllendirilir, kim küfür üzere ölürse acı bir azaba uğratılır.
Çünkü Allah, onların O’na ortak koştuklarından katbekat daha hayırlıdır. Bu sebeple, Allah Teâlâ’ya şüphesiz itaat edilmelidir.
Bir kâfir, bir Müslümana herhangi bir küfür çeşidini veya genel olarak haram olan bir şeyi emrederse, Müslüman ona karşı gelmek zorundadır.
Bu, o kâfir (örneğin bir işveren) Müslümanın gerekçesini yanlış bulsa veya anlayamasa bile geçerlidir.
Zira Allah subhânahu ve teâlâ’ya daima itaat etmek gerekir. Başkaları anlamasa bile. Ve hatta – onların ifadesiyle – bunu “aptalca ve saçma” bulsalar bile. A’ûzu billah.
Burada sahte bir utanma duygusuna yer yoktur: Kim ki kendisine küfür emredildiğinde buna karşı gelmeye utanıyorsa... işte o, Allah’ı her şeyden fazla sevmekten utanıyor demektir. Bu da çok büyük bir körlüktür, korkunç ve aşağılık bir küfür türüdür.
Ayrıca, daha önce de denildiği gibi: Kâfirlere, küfrü emrettiklerinde, gerekçemizi anlamasalar bile itaat edilmez.
Ve Allahu Teâlâ şöyle buyurdu: “Dediler ki: Ey Şuayb! Senin söylediklerinin çoğunu anlamıyoruz.” (Hûd: 91)
Bir Müslüman, İslam’a uyduğunu sanki ‘açıklamak’ zorundaymış gibi davranmaz. Demokratlar, demokrasiyi çoğu zaman her şeyin ölçüsü olarak tanımlar. Ve Müslümanlar ya da “Müslümanlar” onların bu görüşünü yanlış bulsalar bile, onlar küfrü işlemeye devam ederler.
Ancak Allahu Teâlâ’nın hükümleri, gerçekten her şeyin ölçüsüdür. Dolayısıyla, demokratlara verilen cevaplardan biri şudur:
“Siz, ibadete layık olmayan birçok şeye ibadet ediyorsunuz. Ve tevhid ile bağdaşmayan birçok fiil işliyorsunuz. Biz sizinle aynı fikirde değiliz ve bunu yanlış buluyoruz. Ama siz bizi tevhidi terk etmeye çağırdığınızda -Allah’ın izniyle- size itaat etmeyeceğiz. Siz, neden karşı olduğumuzu anlamasanız da, bunu mantıksız bulsanız da. Siz kendi dünya görüşünüzü her şeyin ölçüsü sayıyorsunuz ve bu yüzden ona uymakta ısrar ediyorsunuz. Ancak siz batıl bir şeye dayanıyorsunuz; temeli olmayan bir şeye. Biz ise Rabbimizin hükümlerini sadece ‘ölçü’ olarak görmüyoruz, onlar gerçekten ölçüdür. Siz bizden tevhide aykırı davranmamızı istiyorsanız -Allah’ın izniyle- biz size itaat etmeyeceğiz. Biz hak olan bir şeye dayanıyoruz; Rabbimizin pek çok delille sabit kıldığı bir hakikate. Bu sebeple, dünya görüşüne körü körüne sarılanları eleştirme hakkı bizde, sizde değil.”














