Kendini yaratan kehanet | Olasılıklar, eylemler ve yaşadıklarımız üzerine...
Sigaramı yaktığım bazı zamanlar, içime çektiğim o ilk dumanın ciğerlerime yapıştığını hissedebiliyorum. Sonra kendime ''acaba kaç yaşında kanser teşhisi konulan bir hasta olacağım'' diye soruyorum. Hayat gerçekten çok uzun yaşamayı arzulayacak kadar güzel mi? Şayet eğer öyleyse, kendimi yavaş yavaş zehirlemiş olmamın aptallıktan başka bir açıklaması olamazdı. 'a göre hayat, en az acıyla tamamlanması gereken bir yolculuktan ibaret. Ancak daha da iyisi hiç doğmamış olmak.
Anne karnına ilk düştüğümüzde milyonlarca sperm arasında birinci gelmiş olmamız, sanırım var olmayı kendi isteğimizle kabul ettiğimiz anlamına geliyor. Bu durumda herkes aslında kendi kendini yaratmış oluyor. Peki ya kendimizi var etmiş olduğumuz bu dünyada, geleceğimizi kim planlıyor? Hayat gerçekten de bir yığın tesadüflere dayalı, anlaşılması zor olan bir şey mi? Yoksa tesadüf diye bir şey yok mu?
Eğer tesadüfleri yok sayarsak bu bizi kaderci yapar. Peki kader dediğinizi kim yapar? Bir Tanrı yazgısı mı, yoksa kul yazgısı mı? Belki de %50 oranda aynı olan bir şeyden söz ediyoruz. Eğer Tanrı yazgısıysa yaşadığımız her güzel şey için O'na şükrederken, başımıza gelen tüm felaketlerin sorumlusu olarak da Tanrı'yı suçlamamız gerekmez miydi? Peki özgür irade denilen şey, kader dediğimiz şeyin bir tetikleyicisi olamaz mı?
Diğer bir deyişle kendini yaratan kehanet gerçekten olamaz mı?
Farkında olmadan bilinç altımıza yerleşen, orada gizliden gizliye büyüyen ve yer yer kendini belli eden endişelerimiz, korkularımız ve duygularımız, sonrasında başımıza gelen talihsiz olayların birer mimarı olamaz mı?
Mesela birlikte olduğunuz kişinin sürekli sizi aldatmasından korkuyorsunuz.
Bunu hiçbir zaman dile getirmeyip belli etmiyorsunuz ama düşünceleriniz hep ''aldatılır mıyım'' yönünde ilerliyor. Belki etrafınızda insanları kıskandıracak türden eğlenceli ve bir o kadar mükemmel diyebileceğiniz güzel bir ilişkiniz var. Bunun yanı sıra ''acaba fırsatını bulsa beni aldatır mı'' diye içinizde bir şüpheyle yaşıyorsunuz.
Daha sonra bu düşünce kendi kendine büyümeye ve tıpkı bir fidan gibi boy vermeye başlıyor. Tüm bunlar olurken farkında olmadan davranışlarınızı da buna göre yönlendirmeye başlıyorsunuz. Ve bir gün gerçekten de aldatılıyorsunuz. Çünkü yaşadığınız korkular ve endişeler, korktuğunuz şeylerin gerçekleşmesi için bilinç altında birer zemin oluşturuyor.
Ya da sabah uyandığınızda negatif bir enerjiyle gününüzün berbat geçeceğinizi düşünüyorsunuz. Nitekim karşınıza çıkan olaylar da gerçekten kötü gitmeye başlıyor. Evden çıkıyorsunuz ve binmeniz gereken otobüsü kaçırıyorsunuz. İş yerinize vardığınızda agresif tavırlar içinde bir şeyler yapmaya çalışıyorsunuz. Çünkü ta günün en başından berbat olacağına kendinizi inandırdınız. Böylece kehanetiniz kendi kendini yaratmış oldu.
Kendini Yaratan Kehanet Terimi
Şu anda belki de tüm bunların birer saçmalık olduğunu düşünebilirsiniz. Samimi olmak gerekirse ben de ilk başlarda öyle düşünüyordum. Ancak bu konuyla ilgili çeşitli araştırmalar yaptım ve birbirinden farklı makaleler okudum. Hepsi aynı şeye odaklanmış bir biçimde kendini yaratan kehanet diye bir şeyin var olduğunu savunuyordu.
Okumuş olduğum yazıların birinde Kendini gerçekleştiren kehanet teriminin, ilk olarak 20. Yüzyıl sosyologlarından Amerikalı tarafından ortaya atıldığını öğrendim.
Hatta bir bölümde tam olarak şöyle diyordu:
Belki de Polyannacılık iyi bir şeydir
Yani halk arasında ''Polyannacılık'' dediğimiz şeyin, aslında tam olarak kendini gerçekleştiren kehanetler için oldukça büyük bir önem arz ettiğine inanmaya başladım. Evet bu bir teori ve teorilerin bir ucu hep açık ve belirsizdir. Ancak bir noktada hepimiz kendi yaşam tarzımızı ve hayata bakış açımızı belirlemek üzere kendi doğrularımızı yaratmıyor muyuz? Hayatınızdaki olasılıkları, eylemlerinizi ve sonucunda yaşadıklarınızı düşünün. Yaşadıklarımız karşısında ''neden her seferinde bu tür şeyler benim başıma geliyor'' gibi bir söz de bakış açısıdır. ''Bu sorunun da üstesinden geleceğim'' demekte. Mesele olan biten şeylerde, yaşadığımız olaylarda değil, bizim onları nasıl görüp, yorumladığımızda gizli.
Kısaca, iyi düşünün iyi olsun...
Read the full article