Evren hakkında en anlaşılamaz şey, Evrenin anlaşılabilir olduğudur.
Albert Einstein

seen from France
seen from Argentina

seen from Puerto Rico
seen from China
seen from Puerto Rico

seen from Netherlands
seen from United States

seen from Netherlands
seen from China

seen from United States
seen from Russia

seen from United States

seen from United Kingdom

seen from Hong Kong SAR China

seen from Maldives

seen from United Kingdom

seen from United States
seen from Russia

seen from Portugal

seen from Egypt
Evren hakkında en anlaşılamaz şey, Evrenin anlaşılabilir olduğudur.
Albert Einstein

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Paralel Evrenler
Stephen Hawking, "Sonsuz sayıda eşiz evrenler var" diyor. 59 yaşındaki astrofizikçi, evrenin var oluşunu açıklamak amacıyla yıllardır üstünde çalışılan "Her Şeyin Teorisi"sinin (Theory of Everything) formülünü oluşturmayı başardı ve buna "M-teorisi" adını verdi. Buradaki "M" (magic, mysterios, mother) büyülü, esrarengiz ya da her şeyin (bütün teorilerin) anası olarak değerlendirilebilir.
Teori, uzayı, içlerinde bizim eşizlerimizin bulunduğu başka evrenlerden oluşan çok boyutlu bir labirent olarak görüyor. Hawking, bu "kobold evrenler"in yaşayanlarını "gölge insanlar" olarak nitelendiriyor. Yani, bizim evren olarak tanımladığımız belki de, gerçekte iç içe geçmiş, birbirini şekillendiren ve hatta belki birbiriyle iletişim halinde olan, birbirine paralel çok sayıda evrenlerin bulunduğu sonsuz bir uzayın minik bir kesiti.
Birçoğumuz, yaşadığımız olaylara hep daha fazla anlam yükleme eğilimindeyiz. "Yaşamımda, ne olduğunu bilmediğim bir değişiklik olacağını hissediyorum" dediğimiz anları hepimiz yaşamışızdır. Korkular, hayaller, özlemler, fikirler... Ortada neden yokken, birden bire nasıl çıkıyorlar, nereden geliyorlar?
Stephen Hawking'in geliştirdiği evren teorisi, hesaplamalara dayalı yepyeni bir açıklama getiriyor. Hawking, mantıksal olarak, beynimizde hiçbir şeyin bir bütünden bağımsız gerçekleşmediğini ileri sürüyor. Yani, Görülebilir evrenimizin dışında, iç içe geçmiş ve eşizlerimizin bulunduğu, görülemeyen daha çok sayıda evren var.
Eğer Hawking haklıysa, daha pek çok olgu paralel evren teorisiyle açıklanabilecek. Hiçbir neden ya da bulgu olmadığı halde neden bazen korkuya kapılıyoruz? Eşizlerimiz o anda bu korkuları yaşadıkları için mi? Neden bazı insanlarla ilk kez tanıştığımız halde, sanki onu uzun süredir tanıyormuşuz duygusuna kapılıyoruz? Başka bir dünyada onu uzun süredir tanıdığımız için mi?
Bilim adamı, böyle bir evren teorisine nasıl ulaştığını, "Ceviz Kabuğundaki Evren" adını verdiği son kitabında açıklamış.
Yaklaşık 10 yıl önce geliştirilen, ancak daha sonra hesapları çıkmaza sokan "sicim teorisi", atomaltı parçacıkları nokta şeklinde değil, iplik (sicim) şeklinde tanımlıyordu. Sicimler, bir kemanın telleri gibi salınan, 10 (üzeri -33) santimetre uzunluğunda, minicik iplikçiklerdi. Sicimler şimdiye kadar gözlenemedi; ancak, büyüklüğü matematiksel olarak hesaplanabiliyor: Bir sicimin bir atomun büyüklüğüne olan oranı, bir atomun bütün Güneş Sistemi'ne olan oranına eşit. Ayrıca, belirli bazı sicimlerin, kütle çekimine sahip olduğu ve sicimlerin, aynı zamanda kuvantlar oldukları da bilinenler arasında. Hawking, buradan yola çıkarak "kütle çekiminin kuvantum teorisi"ni geliştirdi.
Stephen Hawking, sicimlerle ilgili çok sayıda hesaplama yaptıktan sonra şu sonuca ulaştı: Evreni üç veya dört boyutlu kabul ettiğimiz sürece, geliştirilen "Kütle Çekiminin Kuvantum Teorisi" bizi tek bir evren formülüne götürmüyor. Dolayısıyla çözümü, çok boyutlu alanlarda aradı. Bu nedenle de sicimde takılıp kalmadı ve hesaplar yaparak, sicimlerden çok boyutlu kuvantlar elde etti. Bunlara "membran" adını verdi ve daha da kısaltarak "bran" olarak kullandı. Bu bran'lar, birden fazla boyutta varlık gösteriyorlardı. Hesaplamalarına devam ederek bir sınıra ulaştı: Evrende on bir boyut vardı.
Peki bütün o boyutları neden algılayamıyoruz? Hawking nedenini şöyle açıklıyor: Büyük Patlama'nın ardından, zaman boyutu ile üç tane uzaysal (uzunluk, genişlik, yükseklik) boyut açılarak kozmik büyüklüğe dönüştü. Kalan yedi boyut, konumlarını değiştirmeden, yani sicim kadar bir alanı kaplayacak büyüklükte, bir gonca gibi sarılı olarak kaldılar. Bilim adamına göre, böyle yedi boyutlu bir yumak, evrenin her noktasında mevcut.
MTeorisi'ne göre, evren iki boyutlu bran'larla kaplı. Bu branlar için üçüncü boyut, bran'ların frizbi plakları gibi, içinde oradan oraya uçtukları ve hiç birbirlerine çarpmayacakları büyüklükte bir "hiper uzay". "Üç boyutlu kütlecikler" hiç fark edilmeden dört boyutlu bir uzaya, "dört boyutlu kütlecikler" beş boyutlu bir uzaya vb. giriyorlar. Hawking, bu noktada kendi kendine şu soruyu sormuş: "Üstünde yaşadığımız Dünya nasıl yorumlanmalı?" Yanıtını ise şöyle vermiş: "Bizim gözlemleyebildiğimiz evren, belki de hiper uzayda süzülen üç boyutlu bir bran'dan öte bir şey değil. Ve evrenimiz bu uzayın içinde yalnız değil. Çünkü, sürekli yeni evrenler, yeni bran'lar doğuyor.
Fizikçiler, bu olaylara "kuvantum fluktuasyonu" adı veriyorlar. Hawking, böyle bir kuvant oluşumunu, kaynayan sudaki hava kabarcığı oluşumuna benzetiyor. Bu kabarcıklardan bazıları patlıyor, bazıları da içinde bulunduğumuz evren gibi esneyerek genişliyor.
Bilim adamı bu varsayımı biraz daha somutlaştırabilmek için, hologram örneğini veriyor: Hologramlarda, doğru açıdan bakıldığında, iki boyutlu bir yüzeyde, üç boyutlu bir nesnenin görüntüsü fark ediliyor. Başka bir deyişle, daha yüksek boyuttaki bilgiler, daha düşük boyuttaki bir oluşumun içine kodlanıyor. Öyleyse, üç boyutlu dünyamızda gerçekleşen her şey, aslında daha yüksek boyutlu bir dünya tarafından üretilmiş olabilir mi? Ya da bir paralel dünyanın sadece yansıması olabilir miyiz?
Hawking'e göre bu soruların yanıtı evet!
Bir hologramda, üç boyutlu bilgiler, iki boyutlu yüzeyin her noktasında kodlanmış olarak bulunuyor. Hologram levhasını kırdığınız ve parçalardan birini ışık altında incelediğiniz zaman, içinde kodlanmış olan üç boyutlu nesnenin yine tamamını görürsünüz. Çünkü, nesneye ait üç boyutlu bilgilerin tamamı, yüzeyin her noktasında ayrı ayrı kodlanmış bulunuyor.
Dünyamız eğer bir hologram ise, bütün bilgiler, yine Dünya'nın her yerinde ayrı ayrı bulunuyor olmalı.
Boyut ;
sayı olarak 11 boyuta katılmasam da sonsuz sayıda boyut olduğunu düşünmekteyim. (bir ara 99 bin rakamı telaffuz etmiştim bundan bile fazla olabilir) Boyutu aslında tek bir mekanda birden fazla katman olarak nitelendirebiliriz. Ancak insan gözünün ışık spekturumundaki dar görme kabiliyeti ile gözdeki perdeler (tasavvuf anlamında açıklanan) bizim diğer boyutları görmemize engeldir.
Diğer boyutlarda yaşam varmıdır ?
Evet diğer boyutlarda her biri kendi boyutuna özgü yaşam varlıklar ve ırklar vardır. Örneğin ilk 4 boyut bizim kapasamımızda olmasına rağmen 5 inci boyutun salihler , şehitler hızırlara ait olduğu dile getirilmektedir.( belki daha fazlası vardır ) dinsel açıdan bakıldığında Kuranı kerimde ve diğer dinlerde de kabul edilen cinlerinde kendilerine ait boyutları vardır. Diğer boyutlarla ve oralardaki varlık ve yaşamla ilgli çok kısıtlı bilgilere sahibiz. Ancak bu hiç öğrenemeyeceğimiz anlamına gelmiyor.
➰
“Başka dünyalar” var mı?
Çoklu Evrenler veya Paralel Evrenler
Her şey Büyük Patlama ile mi başladı?
Günümüz fiziği yaradılışçı iddiaları desteklemekten çok uzaktadır. Büyük Patlama
her şeyin başlangıç noktası değil, tam tersine bir ara dönemdir, bir faz geçişidir bir anlamda. Üstelik Büyük Patlama kuramı büyük olasılıkla başka evrenlerin varlığını da zorunlu kılmaktadır. Yazılı tarihte şu sorulara sürekli rastlıyoruz: Buraya nasıl geldik?Evren neden bu kadar büyük? Her şey nasıl başladı ve her şey nasıl bitecek?
Henüz “her şeyi” bildiğimizi iddia etmekten çok uzağız, ama birkaç yüzyıl öncesine kıyasla çok şey biliyoruz. Örneğin gözlemlediğimiz evrenin 13,7 milyar yıl
yaşında olduğunu ve Büyük Patlamayla başladığını biliyoruz. Ancak bu “her şeyin” Büyük Patlamayla başladığı anlamına gelmemekte. Gözlemleyemediğimiz evrenler
olabilir, evrenimiz döngüsel olabilir (Büyük Patlama ve Büyük Çöküşler arasında
gidip gelen bir evren gibi) ya da hiper uzay içinde sonsuz evrenlerden birisi olabiliriz. Mutlak kesinlikle bildiğimiz tek şey var: Gözlemlediğimiz Evren sürekli genişliyor, dolayısıyla çok uzun bir zaman önce (tam olarak 13.7 milyar yıl önce) çok küçük bir noktadaydı (bir atomdan daha küçüktü). günümüz fiziği “başlangıcı” ispatlayamıyor. Çok sayıda kuram var elbette. Büyük Patlama kuramı, evrenin milyarlarca yıl önce durup dururken ortaya çıkıp kendi kendine genişlemeye başlaması savı, birçok fizikçiyi tedirgin etmekte. İnsanlar doğal olarak Büyük Patlamadan önce neler olduğunu öğrenmek istiyor. Paralel Evrenler hipotezi bunlara da bir yanıt sunuyor.
Ayrıca başka bir probleme, kuantum fiziğindeki “ölçüm problemi”ne de yanıt
sunuyor.Kuantum fiziği,birelektronun iki delikten aynı anda geçmesi (diğer bir deyişle Schrödinger’in kedisi)paradoksu. Hangi delikten geçtiğine baktığınızda, elektronlar ekranda girişim deseni oluşturmaz, belli bir duruma ‘çökerler’ Ancak kuantum fiziğinin tek yorumu bu değildir. 1957 yılında Everett’le başlayıp, DeWitt’le devam eden ve en son Deutsch’un toparladığı bir diğer yoruma göre, elektronun nerede olduğuna baktığınızda, dalga fonksiyonu çökmez ama gözlemci de dahil tüm evren bölünür. Üst üste binme durumları aslında ‘Çoklu Evrenler’dir. Bu kuramın bir çok çeşitlemesi var. ‘Çoklu Evrenler’de özel bir evren olmadığı gibi, tek bir Çoklu Evren modeli de yok. Belki de her bir karadelik başka bir evrene olan bağlantıdır. Şüphesiz bütün bunlar şimdilik spekülasyon düzeyindedir, ama bunlar bilimsel
spekülasyonlardır.
Şimdi, bu kurantum fiziğinin Çoklu Evrenler yorumuna göre örneğin elektronun çift
yarık deneyinde deliklerin birinden ya da diğerinden geçmesi durumunda, her iki
sonuç da gerçekçidir ve eşit olasılığa sahiptir. Dalga fonksiyonu çökmez, ama tüm
Evren, gözlemci de dahil, bölünür. Gerçekliğin birinde, elektronu gören bir gözlemci vardır. Gerçekliğin diğerinde ise ilk gözlemciye bu anlamda benzer olan ve bir
elektron görmeyen bir gözlemci vardır.
asıl bölünenin Evren veya gözlemci olmadığı, ama ortalama dalga
fonksiyonunun, üst üste binme durumlarının ölçüm veya gözlem yapıldığı an kendi
içinde bir dallanma oluşturduğudur. Çoklu evrenlere zemin sağlayan diğer bir konu da kuantum dalgalanmalarıdır: kuantum fiziğine göre odanız boyutunda veya tüm bir galaksi boyutunda veya herhangi başka bir boyutta dalgalanmalar olur. Bunun sonucu, sonsuz bir ÇokluEvren’de sizin, benim, Dünya’nın ve tüm gözlemlenebilir Evren dahil olmak üzere her şeyin kopyalarının olması gerekliliğidir. Gözlemlediğimiz Evren 13,7 milyar yıl yaşındadır ve gördüğümüz en uzak nesneler, onları 13,7 milyar yıldan biraz daha az bir süre önce terk etmiş ışık sayesinde görülür.
Çok boyutlar ve Paralel Evrenler:
Evren’de gördüğümüz dört temel kuvvetin (kütle çekim, elektromanyetizma, zayıf
ve yeğin kuvvetler) çok yüksek enerjilerde işleyen tek bir süper kuvvetten ayrılmış
olduğu konusunda tüm fizikçiler hemfikirdirler. 1970’lerde kuantum elektrodinamiği
(QED) olarak bilinen, elektromanyetizmanın kuantum versiyonu, tatmin edici bir
şekilde tek bir matematiksel pakette zayıf kuvvet ile birleştirilip elektrozayıf kuvvet
haline geldiken sonra yeğin kuvvetin
“elektrozayıf” kuvvetle birleştirilmesi üzerine çalışılmakta.
Evrenler arası iletişim:
Eğer sonsuz sayıda Çoklu Evrenler varsa, bunlardan bazılarında bizim yaşadığımız
dünyanın bir benzeri olma olasılığı çok yüksektir. Ancak bu erişemeyeceğimiz kadar
uzakta veya başka bir boyuttaki bir evrende var olmaktadır. Bu benzer dünyada
varolan “biz” aslında biz değiliz, bizim benzerimizdir. Olası başka bir dünyadan
söz ediyoruz. Bir varlık olarak biz değiliz orda olan, ama bize benzeyen bir başka
varlıktır diğer evrende varolan “biz”.Diğer evrenlerde bize benzeyen insanların tercihleri ve hayatları tamamen farklı olabilir. dün sabah vapur iskelesinden
çıktığımızda sola döndüğümüzü varsayalım. Başka bir evrende bizim benzerimiz sağa dönmüş olabilir ve böylece farklı bir “yaşam dallanması” meydana gelmiş olabilir. Bütün Çoklu Evrenler modellerinde sonsuz sayıda (ya da sonsuza çok yakın sayıda) evren öngörülür. Dolayısıyla sonsuz sayıda evren vardır desek yanlış olmaz. Zaten bu nedenle başka bir evrende bize benzeyen bir dünya olma olasılığı vardır. Sonsuz o kadar büyük bir sayıdır ki, sonsuz olasılıklardan birisi de bize benzeyen bir evrendir.Eğer Çoklu Evrenler varsa bunun anlamı sonsuz sayıda dünya, sonsuz sayıda varyasyonlara ve esasen sonsuz sayıda eşdeğer kopyalar demektir. Bu bağlamda sonsuz bir Evren’de, bize eşdeğer insanların hayatlarını tıpkı bizim gibi sürdürdüğü sonsuz sayıda Evren dahil olmak üzere her şey mümkündür. Ama bu benzer Evrenlerin herhangi birinin “bizim” kabarcığımızı işgal etme şansı yok denilecek kadar azdır. Çoklu Evrenlerin bir değil bir çok versiyonu var. Bazı kuramlara göre Çoklu Evrenler çok çok uzaktalar, bazı kuramlara göreyse başka boyuttalar. Ama sonuçta bunların birbirleriyle etkileşme şansı hemen hemen sıfırdır.
Birçok Dünya yorumunun asıl dilinde, bir evren kuantum olasılıklarından bir seçimle karşılaştığında “bölünen” bir şeydir ve bu da çok dallı bir ağaç resminin oluşmasına ve bu dalların çıktığı “ana gövde”nin olabileceği imasına yol açar. Bu aynı zamanda, Dünya’da bir çift yarık deneyinde belli bir delikten veya diğerinden geçen elektronun ikiye bölünerek nasıl, tüm uzak kuasarlar dahil tüm Evren’den sorumlu olabilecek?Ama Deutsch’un tercih ettiği resim Bir evrende, elektron A deliğine doğru, diğer evrende ise B deliğine doğru gider; ondan sonra tarihler farklıdır, ama hiçbir şey bölünmez. Bu tıpkı hepsinin birinci sayfadan başladığı kitapların kopyalarıyla dolu sonsuz kütüphanenin olması gibidir; ama her kitaptaki hikâye, okuduğunuz kitapta ilerledikçe diğer kitaplardakinden giderek daha fazla şekilde sapar. Daha ileri bir ayırımda, Deutsch Birçok Dünya yorumunun evrenlerin geri
birleşmesine olanak sağladığına işaret eder; tekrar özdeşe dönecek olursak,
Deutsch’un tercih ettiği dil kullanıldığında, sanki kütüphanedeki kitapların ikisi farklı yollardan giderek aynı mutlu sonla bitiyor gibidir. Tüm bunlar, kuantum girişimi sürecinde ne olduğunu farklı bir şekilde ele almaktan kaynaklanmaktadır.
➰