#ervinggoffman #thepresentationofselfineverydaylife #interactionritual #stigma #asylums (at Córdoba, Argentina) https://www.instagram.com/p/CIzCU8xB4bs/?igshid=8o3tnvogf7z8
seen from Netherlands

seen from United States
seen from United States
seen from Norway
seen from United States
seen from China

seen from T1
seen from United States
seen from United States
seen from China

seen from United States

seen from Australia

seen from United States
seen from Sweden

seen from Türkiye
seen from United Kingdom

seen from Georgia
seen from United States

seen from Belarus
seen from China
#ervinggoffman #thepresentationofselfineverydaylife #interactionritual #stigma #asylums (at Córdoba, Argentina) https://www.instagram.com/p/CIzCU8xB4bs/?igshid=8o3tnvogf7z8

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Sosyal Medya Bir Sahnedir: Twitter’dan Görünümler
Bütün dünya bir sahnedir... Ve bütün erkekler ve kadınlar sadece birer oyuncu... Girerler ve çıkarlar. William Shakespeare Ünlü oyun yazarı Shakespeare asırlar önce böyle anlatmıştı sonelerinden birinde, oynadığımız oyunu ve oyunun sahnelendiği yeryüzünü. İnsan, gelgeç bir oyuncu ve yaşam koca bir trajediydi, bütün bunların şuurunda olan insan bu oyunu sürdürerek nereye varmaya çalışırdı bilinmez fakat oyun daima devam ederdi, asırlardır devam eden bu oyun kendine yeni biçimler, yeni sahneler katarak büyüdü, kendi tarihini yazdı ve yazmaya devam edecek. Eski bir değirmen gibi dönüp dururken öğüttüğü onlarca kültürel öğeyi bizler alıp kullanacağız ve zamanı geldiğinde değirmenin öğüttükleri arasında biz de yer alacağız. Elbette bu çıkarsamayı yapmak işlerin teorik ve pratik boyutundaki meselelere doğru yol almamızı gerektiriyor. Sahnede olmanın, bir performans sergilemenin veya sergilenenleri izlemenin yani gündelik hayat pratikleri içinde olan biten her şeyin anlamlandırılması çabasına böylelikle girişiyoruz. Kuramsal olarak bu çabaya girişen öncülerden biri Erving Goffman’dır. Chicago Okulu’nun teorik çizgisini benimseyen Goffman, “Gündelik Hayatta Benliğin Sunumu,” adlı çalışmasında Blumer, Burke ve Durkeim’dan etkilenerek etkileşim arenasını gerçekliğin, sosyalleşmenin ve toplumsal yenilenmenin mahalli haline getiren toplum içindeki bireye dair bir analiz ortaya koydu. Goffman, eserinde hem rollerden(benliğin doğası) hem de kurallardan(mikro-sosyal normlar) bahsetmektedir. Bu bağlamda Goffman rol yapmaya dair yaklaşımında “etkinliklerini başkalarıyla birlikte el birliğiyle tanzim etmeyi amaçlayarak” rol almak yerine “başkalarının kendilerine yönelik izlenimlerini kontrol etmek maksadıyla, bilinçli olarak ve manipüle edici bir tarzda” rol almaktan bahseder. Durkheim’dan esinlenilen temel nokta ise bu durumun gündelik hayatın etkileşime dayalı ritüelleriyle vuku bulan, ritüellerin bireyin benliğini kendi kurallarını ona dışarıdan empoze ederek şekillendirdiği ve böylelikle toplumun kendini düzenleme vasfını teminat altına aldığı saptamasıdır. Goffman bütün bu süreci “performanslar, takımlar, bölgeler ve bölgesel davranışlar, ayrıksı roller, karakter dışı iletişim, izlenim denetimi sanatı” biçiminde kategorize eder. Goffman’ın yaklaşımını merkeze alarak Twitter’ı bir ‘sahne’ olarak kurgulayacak, Twitter’da sergilenen ‘performanslar’ı ele almaya gayret edeceğim.
Ana Sayfamdaki Dünya
Goffman, günlük etkileşim ve ilişkileri açıklamak için bir rol kuramı geliştirmiştir. Tıpkı sahnedeki oyuncular gibi bizlerin de sürekli olarak karşısına çıktığımız çok çeşitli izleyicilere kendi imgemizi sunmakla meşgul olduğumuzu iddia eder. Goffman’ın yaklaşımı açısından zor olan, hem sahnede hem de sahne dışında oyun oynamak değil oyun oynamamaktır. Herkes her zaman oyun oynadığı için doğallığın ve sahiciliğin ne olduğunu sorgulamak çok anlamlı değildir. İnsanlar doğal ve kendiliğinden davrandıklarına inandıkları zaman bile sahne üzerinde oyun oynamaktadırlar. Goffman’ın iddiaları günümüzde biraz daha anlamlı hale gelmiştir. Byung-Chul Han’a göre: “Günümüz toplumu Foucault’nun bahsettiği hastaneler, tımarhaneler, hapishaneler, kışlalar ve fabrikalardan oluşan bir disiplin toplumu değil. Bunların yerini çoktan beridir fitnes salonları, bürolardan oluşan gökdelenler, bankalar, havaalanları, alışveriş merkezleri ve gen laboratuvarları aldı. 21. yüzyıl toplumu artık bir disiplin toplumu değil, performans toplumudur. Sakinleri de itaatkar özne değil, performans öznesidir. Bu özneler kendi kendilerinin müteşebbisleridir.” Sosyal medya da bu performansın sahnelerinden biri olarak kurgulanmaktadır. 2017 yılından beri kullandığım Twitter’da aktif olarak birtakım performansları gözlemlemekteyim. Esas olarak haber ve bilgi almak adına kullandığım mecrada, zamanla insanların benlik sunumlarına odaklanmaya başladım. Takip ettiğim kitle ağırlıklı olarak ‘entelektüel’ meşgaleleri olan insanlardan oluşuyor. Yazarların, çevirmenlerin, gazetecilerin, eleştirmenlerin ağırlıkta olduğu takip ettiğim kitlenin yoğun bir enformasyon ürettiğini söylemek mümkün. Haberler, kitaplardan alıntılar, film ve kitap tavsiyeleri sık paylaşılan içerikler olmak ile beraber bir süredir gözümden kaçmayan bir diğer yoğun paylaşım ise şahsi meseleler. Örneğin yurtdışında yapılacak bir doktoranın haberi, evde beslenilen çiçeklerin solması, annesinin hastalanması gibi daha özel konularda sakınmadan bilgi veren bir kitle söz konusu. İlk etapta mahrem bir alanın bu denli sakıncasız bir biçimde sunulmasının yarattığı bir şaşkınlık yaşasam dahi sergilediği performansı içselleştirmiş ve sergiledikleri performans ile birçok takipçi kazanmış bu insanların sahnelediklerinin bir maksadı olduğuna inanmaya daha meyilli hale geldim. Gerçek olduğuna içtenlikle inandıkları oyunlarında kimliklenmenin hem bir takipçi kitlesi kazandırması ve bu yolla sesini duyurabilmek, dinlenilir, görülür hale gelmek hem de bir menfaate yönelik işe yararlığı bilinçli olarak bu performansı sergilemelerine neden olmakta. Performansla ilgili temel bir kavram da vitrindir. Vitrin, “performans sırasında kişi tarafından kasten ya da kasıtsız olarak kullanılan standart ifade donanımı” olarak tanımlanabilmektedir. Benim temas ettiğim kitle özelinde tartışılan temalar; müşterek okumalar, memleket ahvali, bireysel aydınlanma, Türkiye’de yaşanan politik erozyon, kadın ve lgbt meseleleri şeklinde özetlenebilir. Kişilerin tutumları ekseriyle biraz daha tepeden bakan bir görünüm arz etmektedir. Goffman, “kişisel vitrin”i, oyuncuyla bağdaşan ve farklı zaman ve mekânlarda oyuncunun bir parçası olmayı sürdüren ifade araçları olarak değerlendirir. Yaş, cinsiyet, köken, boy, kilo, imaj, jestler, mimikler kişisel vitrini oluşturan parçalardır. Temel olarak kişisel vitrin, “görünüş” ve “tutum” olarak değerlendirilebilir. Görünüş, oyuncunun toplumsal statüsüyle ve durumuyla ilgili bilgi veren uyarıcılardır. Tutum ise oyuncunun mevcut durumda oynamayı beklediği rol hakkında bilgi veren uyarıcılardır. Takip ettiğim kişilerde bu bağlamda dikkat ettiğim hususlardan biri paylaştıkları fotoğraflarda bir kitaplık veya kitapların bulunmasına gösterilen ihtimamdı. ‘Kişisel vitrin’in bir diğer önemli parçası ise bilen özne olarak konumlanan bu zatların mimiklerinde ve jestlerinde yakaladığım benzerlikler oldu. Esasen Goffman’ın kavramlarını ve yaklaşımını ele alırken Pierre Bourdieu’nun “ekonomik sermaye, kültürel sermaye, sosyal sermaye ve simgesel sermaye” olarak çeşitlendirdiği sermaye biçimlerini de ele almak işimizi kolaylaştırır. Bütün bu sermayeler performansımızı, vitrinimizi vs. belirleyen asli öğelerdir. Bir diğer önemli nokta oyuncuların ‘izlenim yönetimi’ amacıyla gözlemcilere birkaç yönden idealize edilmiş bir izlenim sunmaya eğilimli oluşudur. Kişi kendini başkalarına sunduğunda performansı davranışlarından çok daha fazlasını, toplumun resmi olarak onaylanmış değerlerini temsil etmektedir. Benim takip ettiğim zümreyi ele alacak olursak toplumun resmi olarak onaylanmış değerlerini temsil etmekten daha ziyade daha dar kapsamlı bir çevrenin değerler bütününü temsil ettikleri söylenebilir. Kendi içlerinde sürekli performe ettikleri benlikleri bir ‘yankı odası’nın duvarlarına çarparak tekrar kendilerine gelmektedir. Dolayısıyla söylediklerini işittikleri kısır bir döngünün içinde sürekli olarak kendi performanslarını geliştirmekteler. Elbette bir kullanıcı olarak ben de bu durumdan muaf değilim. Goffman’dan referansla ana sayfamda olup bitenleri kısaca bu şekilde özetlemek mümkün.
Sonuç Yerine
Sosyolojide dramaturjik yaklaşımı geliştiren Erving Goffman, insan etkileşimlerini ve ilişkilerini bir oyun, tiyatro gibi ele alır. Onun Günlük Yaşamda Benliğin Sunumu adlı kitabı bir bireyin kendini ve yaptıklarını nasıl sunduğu, başkalarının kendisiyle ilgili izlenimleri nasıl yönlendirdiği ve denetlediği, başkalarının karşısında neler yapıp yapamadığıyla ilgili sosyolojik bir bakış açısının yansımasıdır. Günlük yaşamı bir tiyatro oyunuyla özdeşleştiren yazar, sahneyi yapmacık ama profesyonel performanslar sunan bir yer olarak tanımlarken günlük hayatın çoğu zaman daha gerçek ve genel olarak prova edilmeden sunulan performansları kapsadığını savunur. Goffman’ın kuramsal çerçevesinden kısaca kendi sosyal medya platformumda olanlara göz gezdirdim. Bu teorik yaklaşım ile derinleşecek bir araştırma birçok bulguya ve analize kapı aralayabilir. Daha derinlikli çalışmalar yapmak ve yapılması umuduyla… Read the full article
"La pena fi ale per chi rompe la regola è sura" #ervinggoffman Le regole di condotta: il compoetamento in pubblico tra impegno e partecipazione #ilcomportamentoinpubblico #recensione. #saggio #einaudi #articolo21 #sociologia #libridaleggere https://www.instagram.com/p/B_Uc-xAHfJa/?igshid=1drl72tggfnpu
Erving Goffman, damga tanimini basitçe kişinin bir özelliğinin daha fark edilir olmasından dolayı kimliğini oluşturan bir şeye dönüştüğünü soyleyerek yapiyor. Yani ben okuduğumu böyle toparladim. Biraz daha açarsak ya kişi fiziksel anlamda bir deformasyona sahip olacak(kapakta gördüğümüz abi bir örnektir, zira yara izinin oluşturduğu çirkinlik de bir damgadir), ya bireysel karakter bozukluklari olacak ya da etnolojik anlamda bir negatif işarete sahip olacak. Damgali insanların toplum içinde gösterdikleri reflekslerden bahsediyor bir de... Belki hikâyemde gormussunuzdur, bir uçuğum cikti ve yaraya dönüştü. Yüzüme bakinca direkt görünüyor. Bu da Goffman'in bahsettiği geçici damgaya giriyor. Yani fiziksel deformasyon olarak kabul ediyoruz ama geçici olanindan. Bu durumda benim bu damgayla mücadele edisim, yaranin geçme suresi boyunca onu normallestirmeye calismak oluyor. Sürekli bir işaret etme halindeyim zira. Ama bunun geçeceğini bilmek, damganin üzerimde kalici veya ciddi bir etki birakmasini engelliyor. Bir de uzun bir süre kalacagini düşünelim, bu durumda reflekslerim çok daha farklı olacak. Asil tum mevzu orada. Merak edeniniz olursa DM'den buyursun... Şimdi bu uçuk hikayesini aslında bir yerden örnek vereyim diye anlattim. Yoksa ehemmiyet verdigim bir konu degil takdir edersiniz ki... Kitabi okurken daha çok daha ciddi problemlerim üzerinde düşünüp yine kendimi tanimama yarayacak ayrintilar yakaladim. Vallahi bitmiyor, her gün kendimle ilgili bir sürü şey öğreniyorum. Sonra bu sıkıntilarin yayginlığını fark ediyorum, yine de insanin biricikligini unutmuyorum. Her birimiz farkliyiz ama ne kadar çok ortak sıkıntımız var. Ne kadar aynıymışız aslında, ne kadar birmisiz. Kendimi, kurgu olsun ya da olmasin, tüm kitaplarda buldukca sasiriyorum. Her kitapta yeni bir benle tanisiyorum. Neyse, bu yazinin bir mesajı yok. Zaten bir yere bağlayamadım da. Kafam allak bullak. Öyle işte... Buraya kadar geldin mi sahiden? #okuyorum #suanokuyorum #kitap #ervinggoffman #damga #vsco #vscocam
Öncelikle bu havada salep içtiğim için içim pek rahat değil, lakin kar yağmasini daha fazla bekleyemeyecektim. Sonra da Goffman'ın Benliğin Sunumu kitabına bir bakalım istiyorum. Kitabı okurken teorik bilgilerin günlük yaşamdaki örnekleriyle açıklanmasi okumayi hayli kolaylastiriyor. Goffman verdiği örnekleri bazen romanlardan seçiyor. İçinde Kafka'nın Dava'sindan bile bir parça var. Kitabi okurken günlük yaşamda bu kadar rol yaptigimizi ya da role maruz kaldigimizi fark edememisim. İkili ilişkilerde bu gözlemi yapmak biraz daha kolay fakat sayi arttıkça isin içine başka parametreler giriyor. Back stage dediğimiz izleyiciden saklanan ama oyuncuların başka kimlikleriyle de var olma şansi bulduklari yerin, bu zamana kadar bir işi, ortami benimsemem icin en çok ihtiyaç duyduğum yer olduğunu da bu kitapla fark ettim. Eğer sahne arkasina dair bir şey goremiyorsam orayi sahiplenemem. Sanirim güvenmek bu noktada da benim için önemli. Örneğin Sultanahmet ya da Cağaloğlu'nun arka sokaklarini, kestirme yollarini severim daha çok. Estetik değildir ama oraya dahil olduğumu, o semtin bana kendini gösterdiğini düşünürüm. Henüz kitap bitmedi fakat ismini koyamadigim, sebebini anlamadigim pek çok ayrintiyi bu kitapla kesfettigimi fark ediyorum. Bir yazarin günlük yaşam parametreleriyle haşir neşir olmak zorunda olduğunu düşünüyorum. Çünkü kahramanlarimiz hangi zamanda olursa olsun günün içinden geçerler. Bu yüzden bu kitap pek çok ayrintiyi daha net görmenize yarayacağından yazma niyeti olanların da okumalari gerektiğini düşünüyorum. Ama alintilara rağmen kolay bir okuma olacagini düşünmenizi istemem. #salep #okumahalleri #okuyorum #suanokuyorum #kitap #book #gunlukyasamdabenliginsunumu #ervinggoffman #metis

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
A Canadian-born sociologist and writer, Erving Goffman was considered to be the most influential American sociologist of the twentieth century. He was the 73rd President of the American Sociological Association, contributing his study of symbolic interaction and social theory to others. He studied the sociology of everyday life, social interaction, the social construction of self and social organization (framing) of experience.
Home
Sometimes when everything seems falling apart, we want to go home. But where is home? Is it where your parents are? Where you sisters and brothers sleep? Where you kids sleep? Where you spouse is? It depends because each of us has a different answer. For me home is where I can take of my mask. Where no one around and just enjoying myself. Enjoying my “me time”. Read some good books while enjoying my favorite musics. Or maybe just watching my favorite movie. Erving Goffman said it as “the back stage”. It is a place where no one around and you just being you.
Isn’t wonderful to just dancing around with your underwear in your own room. Shake the stress out of your nerves. Have you ever do that? I have. A lot of times. And it helps every single time. Afterwards I feel that everything will be ok. Maybe because the endorphins kicks in too.
You may have a lot of money to buy a big beautiful house but if you have it with the wrong person who take away your “back stage” time, it won’t be your home. So think meticulously with whom you will built your house.
Erving Goffman “The presentation of self in everyday life”