EMEKLİNİN HÂL-İ PÜR-MELÂL´İ (2)
Emeklilerin durumu son yıllarda hiç iyiye gitmiyor.
Çalışan, emekli olmuştu. Oh be dünya varmış. Yaşamak ne güzelmiş dedi. Yatakdan erken kalkmak yok. İşyeri servis arabasını kaçırdım yok. Toplu taşıma aracını kaçırdım yok,İşe geç kaldın derdi yok. Müdürün karşısında çeket düğmesi ilikleme yok,patronun karşısında hep haklısın patron deme yok, çok bilmiş ustanın zırvalıklarını dinlemek yok. İşte hayat bu, istediğin şekilde yaşa,karışanın yok,buruşanım yok dedi.
Emeklinin ilk ayı güzel geçmişti. İkinci ay çocuklar üzerinde otoritesinin kalmadığını farketti. Üçüncü aydan sonra, üçüncü istemesinden sonra istekleri karşılanıyordu, hanımının kendisi ile ilgilenmediğini düşündü.Hanımından su istediğinde sen daha yakınsın alda iç diyordu. Çay istediğinde çaydanlık ocakta kaynıyor, git al, bir bardakta bana getir demeye başlamıştı. Sık sık temizlik bahanesi ile oturduğu yerden kaldırıyor başka yere oturmak mecburiyetinde kalıyordu.Emeklinin hanımı en sonunda “ya ne evde pinekleyip duruyorsun, kadınlar gibi evi bekliyorsun , çık git evden dedi.
Hanımının dedikleri emeklinin zoruna gitmişti, incinmişti ama belli etmedi kalktı,giyindi dışarı çıktı. Hanımı çıktığını farketmedi bile.Kendini, kendi evinde fazlalık gibi hissetmeye başlamıştı. Kapının önünde bir müddet şaşkın, ne yapacağını , nereye gideceğini bilemez halde dikildi kaldı.İçinde ne fırtınalar koptu.Tükürünü bile yutamadı, boğazında kör düğüm oldu, Yutkundu,yutkundu,yutkundu.Sessizce konuşmaya başladı. Çalışırken düzenli bir hayatım vardı. Sabahları hanımım hazırlanmama yardımcı oluyordu, işe uğurluyordu,akşam kapıda karşılıyordu, hoş geldin bey diyordu, arada bir Allah seni başımızdan eksik etmesin diye dua ediyordu.
Şimdi öylemi ya azarlar gibi konuşuyor benimle , çalışırken komşularım nazarında saygın bir adamdım. İş yeri arkadaşlarım vardı, sever sayarlardı beni.Şimdi hiç birisi yok dedi. Aklındaki bu tür hülyalar ile ayakları isteksizce adımlamaya başladı. Öylece bir müddet yürüdü, nereye gittiğinin farkında değildi. Hülyalarından ayıldığında bir parkın ortasındaydı. Etrafına boş gözlerle bakındı.Bir bank gördü geçti banka oturdu.Karamsar düşüncelerden beynini kurtarnak için İlerde kaydıraraklarda kayarak oynuyan çocukları seyetti. Parkta elele dolaşan sevgilileri seyretti. Gelen geçen, yürüyüş yapan insanları seyretti.Parkta etrafı incelemey öyle dalmıştı ki vaktin nasıl geçtiğini bilemedi.saatine baktı, zaman çalışırken mesaiden eve döndü zaman olmuş diye içinden geçirdi.Hemen kalktı eve doğru yola koyuldu. Artık kendisine evin kapısını açan yoktu. Anahtar taşı, kendi anahtarınla kapıyı aç denilmişti. Anahtarı cebinden çıkardı kapıyı açarken içinden yarında o parka giderim,artık gidecek bir yerim var dedi. Aslında emekli yeni yaşam düzenine adapte olamamıştı.
Emekli işe gidiyor gibi hergün park gidiyor, özgürce istediği banka oturuyor.Parka gelen yaşlılar, kendisi gibi aynı kaderi paylaştığı emekliler, gençler, çocuklarla tanışıyor, yeni arkadaşlar ediniyor, yeni dostluklar kuruyor. Bir iş yapmasa da hayatımı bir düzene koydum diye düşünüyor, parklarda vakit geçirmeyi benim gibi keşfedemiyen de var, Allaha şükür ben keşfettim, diyordu. Kendini şanslı kabul ediyordu. Emekli Parkı sahiplenmişti. Artık bu park benim parkım diyordu.
Zaman durmuyor ilerliyordu. Zamanla birlikte emeklinin yaşı da ilerliyordu. Emekli maaşı artık temel ihtiyaçlarını karşılamıyordu..Pahalılık almış gitmişti, nerdeyse her gün fiyatlara değişiyor. İğneden ipliğe zam geliyor, herşey zamlanıyor.Herkes pahalılık enflasyondan oluyor diyordu ama Emeklinin bildiği tek şey emekli maaşı hayatını idame ettirmeye yetmiyordu.Eskiden 10 liraya 7 ekmek alırken şimdi bir ekmek alabiliyordu. Emekli Maaşı kirasını bile karşılamıyordu. Haydi giysileri eskirse yenisini almaz, eskilerine yama yaparak giyeriz ama yemeden nasıl yaşayacağız diye düşünüyordu.Her gün nasıl geçineceğiz düşüncesi ile yaşıyordu.
Belediyenin parkı emeklinin yaşamının bir parçası haline gelmişti.Morali bozulduğunda parka gidiyor, Park havası alıyor rahatlıyordu. Strese girerse parka gidiyor park arkadaşları ile oturuyor, sohbet ediyor rahatlıyor. Park emeklinin sorunlarından kaçış yeri, kurtulma yeri olmuştu.
Emekli bir sabah parkına geldiğinde bir takım işçilerin çalıştığını gördü..Merak etti, ne yaptıklarını gidip işiçilere sormak istedi.Sonra ya parkımı benden alırlarsa düşüncesi aklına geldi,irkildi,korktu. Sormaktan vazgeçti. Hergün gelip aynı banka oturdu, çalışan işçileri seyretti. İşçiler çalışmaları bitirdiğinde büfe benzeri bir yapı ortaya çıktı. Yapının içine ve etrafına sandalya ve masalar kondu,Kapısına bir tabela asıldı."Çayhanemiz Hizmet Vermeye Başlamıştır".
Bunu gören emekli,parka gelen, parkın banklarında oturan benim gibi emeklilerin ceplerin deki son liralarına da göz dikmişler, parka gelen emekliler yaşlı insanlar, hasta, çoğu prostat hastası, sık sık idrar yapması gerekir,bu insanların sık sık tuvalet ihtiyacı oluyor, sağ olsun belediyelerin başkanları bizim bu durumumuzu düşünüp bu parklara hela yapıyorlar ama paralı, emekli tuvalete her girişinde 15 TL. Ödemek mecburiyetinde. Çay iç 10 TL. Öde, tuvalete gir içtiğin çayı boşalt 15 TL. Öde, geri gel çay iç tekrar tuvalete git. Valla iyi yere kepenk açmışlar. Buralara koydukları partili yandaş eliyle bizleri soyuyorlar. dedi.
Emekli, belediye başkanının seçilmesi için ona oy vermişti, ona çok kızdı. “benim seçtiğim belediye başkanı parkımı elimden alıp partili yandaşına verdi, helalardan para alması yetmedi şimdide yandaşına çay parası ödemem için beni zorluyor .Yandaş büfesinin masalarında, sandalyalarında oturup çay içmeme zorlamak için bankları kaldırırsa ne yaparım. Belki de kaldırmak için seçimlerden sonrayı bekliyordur”dedi.
Emekli,döndü baktı, banklar yerinde duruyordu, Allah’a şükür banklar yerinde, daha kaldırılmamışlar dedi.
Sizce, emeklinin idrarindan bile rant devşiren belediye başkanları seçimden sonra parklardaki bankları kaldırır mı?
Memur ve Emekli Sendikaları Konfederasyonu