Bir salyangoz varmış evini arayan, en sonunda denizi bulmuş “evim burası olabilir mi acaba?” Diye düşünmüş önce. Denizin kıyısına varmış hiç dalga yokmuş, girmek istemiş “evim burası,hissediyorum.” Demiş kendi kendine. Girmiş. Suyun içinde kıyıda olan bir taşa tutunmuş, kurmuş evini olacaklardan habersiz; bir gün denizin dalga çıkaracağını bilemeden. Deniz tabii durur mu, önce hafif dalgalar sunmuş salyangoza. Ama salyangoz çoktan ait hissetmiş yeni evine. “Bu da geçer”demiş yine kendi kendine. Dalgadan tutunamayıp taşın yanına süzülmüş “düşmedim demek ki hala doğru hissediyorum.” Diye avutmuş kendini. Delice bir hisle inat eden salyangoza, deniz daha güçlü dalgalarını savurmuş. Salyangoz denizin bu gücüne karşı koyamayıp dalgalarla dışarıya vurulmuş. Canı yanmış. Çok yanmış…
Deniz tekrar durulmuş ancak salyangoz bu anı asla unutmamış. Vazgeçmiş evinden, kendi kabuğunu da kaybetmiş denizin dalgalarında. Denizi farklı bir tür canlının içine girmesi düşüncesi korkutmuş ve salyangozun da balıkları gibi gitmeyeceğini düşündüğü için onunla oyun oynamak istemiş. Fakat salyangoz bu tür oyunlar için fazla yorgun ve kırılganmış.
Ve denizin zaten bir sürü balığı varmış, salyangozunsa sadece oraya aitmiş gibi hissettiren kırık dökük bir evi. Onu da dalgalar almış götürmüş zaten.










