Peygamberimizin kaç müezzini vardı? İsimlerini yazınız.
Cevap: Dört müezzini vardır. İsimleri:
Bilal-i Habeşi, İbni Ümmü Mektûm, Ebu Mahzûre ve Sa'dü'l-Kurâzi'dir. Radiyallahu Anh.
seen from United Kingdom
seen from Türkiye
seen from China
seen from Ukraine

seen from Canada
seen from United States

seen from Malaysia
seen from Italy
seen from United Kingdom
seen from Malaysia
seen from United States

seen from United States

seen from Romania

seen from Malaysia
seen from Germany
seen from T1
seen from Malaysia
seen from China

seen from France
seen from Canada
Peygamberimizin kaç müezzini vardı? İsimlerini yazınız.
Cevap: Dört müezzini vardır. İsimleri:
Bilal-i Habeşi, İbni Ümmü Mektûm, Ebu Mahzûre ve Sa'dü'l-Kurâzi'dir. Radiyallahu Anh.

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Müslümanın Uykusu Nasıl Olmalıdır? Bir Müslüman'ın uykusu az ibadeti çok olmalıdır. Resul-i Ekrem Efendimiz (sav)'in uykusunun azlığı övülür. Resul-i...
Yıllardan Beri Süre Gelen Dini Tartışma “Mezhep”
Bütün dinlerde olduğu gibi islamiyette de şüphesiz dinle ilgili otorite tartışması yaşanmıştır. Bununla ilgili bu yazımda sizlere mezhebin ne olduğuna ilişkin kısa ve öz bilgilerle çeşitli açıklamalar yapacağım. Bu konuyla ilgili islam tarihi okumama rağmen kişisel merakımla edindiğim ve faydalı gördüğüm bilgileri paylaşacağım.
Bir müctehidin ictihad ederek edille-i şeriyyeden elde ettiği bilgilerin hepsine, o müctehidin mezhebi denir. Sahabenin hepsi derin âlim, birer müctehid idiler. Din bilgilerinde, siyaset, idarecilik ve zamanlarının fen bilgilerinde ve tasavvuf marifetlerinde birer derya idiler. Bu bilgilerinin hepsini, Resulullah efendimizin kalblere işleyen, ruhları çeken sözlerini işitmekle, az zamanda edindiler. Her birinin mezhebi vardı. Mezhepleri az veya çok farklı idi.
Tâbiinin ve Tebe-i tâbiinin arasında da müctehidler vardı. Bu müctehidlerin mezheplerinden yalnız dördü kitaplara geçip, dünyanın her yerine yayıldı. Diğerlerinin mezhepleri unutuldu. Bu dört mezhebin imanları Eshab-ı kiramın ortak olan imanıdır. Bunun için dördüne de Ehl-i sünnet denir. İmanları arasında esasta ayrılık yoktur. Birbirlerini din kardeşi bilirler. Birbirlerini severler. Birbirlerine uymayan işlerinde, zaruret olunca, birbirlerini taklit ederek yaparlar. Allahü teâlâ, mezheplerin böyle ayrı olmalarını istemiştir. Bu ayrılığın, Müslümanlara Allahü teâlânın rahmeti olduğunu, Peygamberimiz haber vermiştir. Çünkü dört mezhep arasındaki ufak tefek başkalıklar, Müslümanların işlerini kolaylaştırmaktadır. Her Müslüman, vücut yapısına, yaşadığı iklim şartlarına ve iş hayatına göre, kendisine daha kolay gelen mezhebi seçer. İbadetlerini ve her işini, bu mezhebin bildirdiğine göre yapar.
Allahü teâlâ dileseydi, Kur’an-ı kerimde her şeyi açıkça bildirirdi. Böylece, mezhepler ortaya çıkmazdı. Kıyamete kadar, dünyanın her yerinde, her iklim ve şartta, her Müslüman için tek bir nizam olurdu. Müslümanların halleri, yaşamaları güç olurdu.
Böylesine kudretli bir ilahın aslında her şeyiyle bizi sınava tuttuğu ne kadar aşıkardır. Oysa insan oğlu hep faydacılığın peşinde ve her fırsatı kendi nefsi ve karı için kullanmaya çalışmakta. Bunun için biz Müslümanların dikkat etmesi gereken en önemli konu başta insan olmak daha sonra Müslümanlığı layıkıyla yaşamaktır.
Yıllardan Beri Süre Gelen Dini Tartışma “Mezhep”
Bütün dinlerde olduğu gibi islamiyette de şüphesiz dinle ilgili otorite tartışması yaşanmıştır. Bununla ilgili bu yazımda sizlere mezhebin ne olduğuna ilişkin kısa ve öz bilgilerle çeşitli açıklamalar yapacağım. Bu konuyla ilgili islam tarihi okumama rağmen kişisel merakımla edindiğim ve faydalı gördüğüm bilgileri paylaşacağım.
Bir müctehidin ictihad ederek edille-i şeriyyeden elde ettiği bilgilerin hepsine, o müctehidin mezhebi denir. Sahabenin hepsi derin âlim, birer müctehid idiler. Din bilgilerinde, siyaset, idarecilik ve zamanlarının fen bilgilerinde ve tasavvuf marifetlerinde birer derya idiler. Bu bilgilerinin hepsini, Resulullah efendimizin kalblere işleyen, ruhları çeken sözlerini işitmekle, az zamanda edindiler. Her birinin mezhebi vardı. Mezhepleri az veya çok farklı idi.
Tâbiinin ve Tebe-i tâbiinin arasında da müctehidler vardı. Bu müctehidlerin mezheplerinden yalnız dördü kitaplara geçip, dünyanın her yerine yayıldı. Diğerlerinin mezhepleri unutuldu. Bu dört mezhebin imanları Eshab-ı kiramın ortak olan imanıdır. Bunun için dördüne de Ehl-i sünnet denir. İmanları arasında esasta ayrılık yoktur. Birbirlerini din kardeşi bilirler. Birbirlerini severler. Birbirlerine uymayan işlerinde, zaruret olunca, birbirlerini taklit ederek yaparlar. Allahü teâlâ, mezheplerin böyle ayrı olmalarını istemiştir. Bu ayrılığın, Müslümanlara Allahü teâlânın rahmeti olduğunu, Peygamberimiz haber vermiştir. Çünkü dört mezhep arasındaki ufak tefek başkalıklar, Müslümanların işlerini kolaylaştırmaktadır. Her Müslüman, vücut yapısına, yaşadığı iklim şartlarına ve iş hayatına göre, kendisine daha kolay gelen mezhebi seçer. İbadetlerini ve her işini, bu mezhebin bildirdiğine göre yapar.
Allahü teâlâ dileseydi, Kur’an-ı kerimde her şeyi açıkça bildirirdi. Böylece, mezhepler ortaya çıkmazdı. Kıyamete kadar, dünyanın her yerinde, her iklim ve şartta, her Müslüman için tek bir nizam olurdu. Müslümanların halleri, yaşamaları güç olurdu.
Böylesine kudretli bir ilahın aslında her şeyiyle bizi sınava tuttuğu ne kadar aşıkardır. Oysa insan oğlu hep faydacılığın peşinde ve her fırsatı kendi nefsi ve karı için kullanmaya çalışmakta. Bunun için biz Müslümanların dikkat etmesi gereken en önemli konu başta insan olmak daha sonra Müslümanlığı layıkıyla yaşamaktır.
Tarihin Sahnesinde Altınlık Makamında Mütevazi Bir Zat
Tarihin Sahnesinde Altınlık Makamında Mütevazi Bir Zat
Bu yazımda sizlere büyük üstad Necip Fazıl’ın kısaca hayatını anlatacağım. Çeşitli kaynaklardan derlediğim bu yazımı umarım beğenirsiniz. Sadece bir edebiyatçı olarak kalmayan ünlü sanatçı, dini bilgilerle günümüzde özlü sözleri gerek sosyal medyada gerekse çeşitli eğitim kurumlarında kendisine atıfta bulunulmaktadır. İstanbul,Sultanahmet’te doğdu. Çeşitli okullarda, bu arada Amerikan Koleji’nde okumuş ve orta öğrenimini Bahriye Mektebi’nde yapmıştır (1922). Bu askeri okulda, din derslerini, Aksekili Ahmed Hamdi, tarih derslerini Yahya Kemal’den görmüştür. İbrahim Aşkî, verdiği kitaplarla onun “deri üstü deri bir plânda da olsa” tasavvufla ilk temasını sağlamıştır. Kısakürek, Bahriye Mektebi’nin “namzet ve harp sınıflarını bitirdikten sonra” Darülfünun Felsefe Bölümü’ne girmiş ve oradan mezun olmuştur (1921-1924). Felsefedeki en yakın arkadaşlarından biri Hasan Ali Yücel’dir. Milli Eğitim Bakanlığı bursu ile bir yıl da Paris’te öğrenim yapmıştır (1924-1925). Yurda döndükten sonra Hollanda, Osmanlı ve İş Bankalarında memurluk ve müfettişlik gibi görevlerde bulunmuş (1926-1939), Ankara’da Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi, Devlet Konservatuarı ile İstanbul’da Güzel Sanatlar Akademisi’nde ders vermiştir (1939-1942).
Daha gençlik yıllarında basınla ilgilenen Kısakürek, bu tarihten sonra memurlukla ilişkisini kesmiş, yaşamını yazarlık ve dergicilikten kazanmaya başlamıştır. Necip Fazıl Sabır Taşı adlı oyunuyla 1947 yılında C.H.P. Piyes Yarışmacı Birincilik Ödülü’nü almıştır. Kısakürek’e doğumunun 75. yıldönümü dolayısıyla Kültür Bakanlığı’nca “Büyük Kültür Armağanı” (25 Mayıs 1980) ve Türk Edebiyatı Vakfı’nca “Türkçe’nin Yaşayan En Büyük Şairi” unvanını vermiştir.
Necip Fazıl’ın yayımlanan ilk şiir Örümcek Ağı adlı kitabına “Bir Mezar Taşı” başlığıyla alacağı “Kitabe” şiiridir ve 1 Temmuz 1923 tarihli Yeni Mecmua’da çıkmıştır. “benim de yerim bu el oldu yâhu,Gençlik bahçesinde sel oldu yâhu” dizeleriyle başlayan bu şiir dolayısıyla Ahmet Haşim’in “Çocuk Bu Sesi nerden buldun sen?” dediğini yazmaktadır anılarında. Kısakürek, bu tarihten itibaren 1939 yılına kadar Yeni Mecmua, Anadolu, Hayat, Varlık gibi dergilerle Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan şiir ve yazılarıyla ününü genişletmiştir.
Necip Fazıl 1925 yılında Paris’ten yurda döndükten sonra, aralıklı şekilde ama uzun sürelerle Ankara’da kalmış, üçüncü gelişinde, bazı bankaların da desteğini sağlayarak 14 Mart 1936 tarihinde Ağaç adlı bir dergi çıkarmıştır. Yazarları arasında Ahmet Hamdi Tanpınar, Ahmet Kutsi Tecer, Mustafa Şekip Tunç’un da bulunduğu Ağaç, yeni kapanmış olan Yakup Kadri’nin sahipliğindeki kadro dergisinin Burhan Belge, Vedat Nedim Tör, Şevket Süreyya Aydemir ve İsmail Husrev Tökin gibi yazarlarının savunduğu ve dönemin etellektüellerini hayli etkilemiş bulunan materyalist ve marksizan düşüncelerine karşı spiritüalist ve idealist bir çizgi izlemeyi öngörmüştür. Ankara’da altı sayı çıkan Ağaç dergisini Kısakürek daha sonra İstanbul’a nakletmiş, ancak fazla okur bulamayan dergi 17’nci sayıda kapanmıştır.
Necip Fazıl, 1943 yılında bu kez, dinsel ve siyasal kimliği de olan Büyük Doğu adlı dergiyi çıkarmış, 1978 yılına kadar aralıklarla haftalık, günlük ve aylık olarak çıkardığı Büyük Doğu’da iktidarlara cephe almış, yazı ve yayınları yüzünden mahkemelere düşmüş, dergi birçok kez kapatılmıştır. Özellikle laikliğe karşı çıkan, Sultan Abbdülhamit’i savunan Necip Fazıl giderek İslamcı kesimin önderlerinden biri olmuştur. Ağaç’ta olduğu gibi Büyük Doğu’nun ilk sayılarında da yazar kadrosu hayli kozmopolittir. Bedri Rahmi’nin Sait Faik’e yeni edebiyatın bir çok imzası dergi sayfalarında görülmektedir.
Ancak, Necip Fazıl, Büyük Doğu’yu özellikle dinsel bir kavga organı duruma getirdikçe bu yazarlar bir bir çekilmiştir sayfalardan. Necip Fazıl 1947 yılında Büyük Doğu’nun toplatılması üzerine Kasım-Aralık ayları arasında üç sayı çıkarabildiği Borazan diye bir siyasal mizah dergisi de çıkarmıştır.

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming