3 Mayıs 1944, Atsız'ın yargılandığı bir tarihtir.
Yargılanma sebebi, dönemin milli eğitim bakanı Hasan Ali Yücel tarafından, "Atsız'a dava açma konusunda" ikna edildiği söylenen Sabahattin Ali'nin hakaret davasıdır.
Atsız, Hasan Ali Yücel'i milli eğitim bakanlığı kadrosunu komünistlerle doldurmakla suçlamıştır.
Hasan Ali Yücel'i komünist olmakla itham eden tek kişi Atsız değildir.
Kurtuluş Savaşının başarılı komutanlarından, ülkede Atatürk'ten sonra mareşal ünvanına sahip olan, Türkiye'nin ilk genel kurmay başkanı Fevzi Çakmak da, Hasan Ali Yücel'i, komünistlere kol kanat germekle suçlamış, fakat Atsız, Hasan Ali Yücel ile ilgili uyarılarını herkesten daha erken, daha önce gerçekleştirmiştir.
3 Mayıs 1944 tarihinde, Atsız ile Sabahattin Ali arasındaki hakaret davasında, mahkeme salonu Türkçülerle dolup taşmış ve adliye önünde binlerce Türkçü bir araya gelmiştir.
Sabahattin Ali, can korkusu ile, sık sık iftira ettiği Türkçülerden kaçmak için pencereden atlayarak tüymüştür.
Adliye önünde, komünizm aleyhinde sloganlar atan, ülkelerine bağlı Türkçü gençler ise, daha önceden planlandığı anlaşılır bir şekilde polisin sert müdahalesine maruz kalmış, yaşanan arbedelerden sonra 6 Mayıs'ta, hükümet tarafından Türkçülere yönelik, sözde hükümete darbe yapma iddialarıyla tutuklamalar başlamıştır.
İçeri alınan Türkçüler bu tutuklamalar sonrası günlerce işkencelere maruz kalmış, Türkçüler aleyhinde açılan davalar zaman içerisinde sonuçlanmış, neticede Türkçüler bu davalardan alınlarının akıyla çıkmıştır.
O dönemki hükümetin ve komünistlerin Türkçülere yönelik komplolarının boşa çıkması, Türk düşmanlarını durdurmamış, Atsız ilerleyen yıllarda da Türkçülük yaptığı için mahkemelere verilmiş, hasta haliyle cezaevlerinde yatırılmış, mesleği olan öğretmenlikten kütüphane memurluğuna mahkum edilmiş, buna rağmen Türkçülüğünden bir an olsun taviz vermemiştir.
3 Mayıs'ta Türkçüler, komünistlerin de içerisinde bulunduğu bir komplo ile mahkum edilmek istenmiştir.
Komplo boşa çıkmıştır.
Bu komplonun kurulmasının bir sebebi de, İnönü hükümetinin komünist aleyhtarı olan Türkçülere operasyon yapıp, Türkiye'den toprak isteyen Sovyetler Birliğine şirin gözükme çabasıdır.
İnönü hükümetinin, komünist aleyhtarı Türkçülere operasyon yapmış olmasına rağmen, Moskova'daki komünistler, yani Sovyetler Birliği, Türkiye'den toprak taleplerini sürdürmüş, hal böyle olunca da İnönü hükümeti, Türkçülere yönelik yeni bir komplo kurmaya gerek görmemiştir.
3 Mayıs'ta başlayan saldırılar, Türkçülerin komünizmle mücadele etmesi sebebiyle kurgulanmıştır.
Türkçüler bu komploda, hükümete darbe tertip etmekle, ülkeyi parçalamakla, Türkçüler ile yan yana getirilmesi mümkün olmayan saçma sapan ithamlarla suçlanmış, Türkçülere yöneltilen tüm bu suçlar, daha sonraki yıllarda komünistler tarafından gerçekleştirilmiştir.
Hatta, komünistlerin gerçekleştirdiği saldırılar, Türkçülere yöneltilen hayali suçlamaları bile katlamış, komünistler, silahlı terör eylemleri, bombalama olayları, ülkeyi parçalama girişimleri, banka soymalar, anarşi eylemleri, hükümeti devirme girişimleri, üniversite işgalleri, askere, polise, kamu kurumlarına yapılan saldırılar, silahlı terör örgütü kurarak rejimi değiştirme girişiminde bulunmak gibi, daha uzayıp gidecek türlü saldırılarla Türkiye'ye zarar vermişlerdir.
Neticede Türkçüler hem tarih tarafından, hem de yargılama neticesinde aklanmış, Türkçülük ve Turancılığın bir suç olamayacağı, bir ihtiyaç, bir gereklilik olduğu tescil edilmiştir...















