Bir vefasız vedanın mektubudur bu sana…
Bir geç kalınmışlığın, döküntü kalıntıları.
Senden sonra içime batan ne varsa, yüreğime en ağırından hediye edildi. Hepsi bitmiş bir aşkın yarım kalmış, sivri tığları gibi… Her an biraz daha derine, canıma batıyor. İçimden hep "Canım..." demek geçiyor, yarım kalıyor.
Sonra "Vefasız ben değilim" diyerek kendimi teselli ediyor ve sadece şunu bilmek istiyorum: Bir zamanlar senin için kurulan hayallerin, "hiç kurulmamış" sayılması nasıl bir histir? Bunca zamandan, bunca sevilmişlikten sonra; bir insanın, kendi hayalinin bile zihinlerden silindiğini düşünmesi nasıl bir duygudur?
İnsan buna nasıl dayanır?
Çünkü insan en çok unutulduğunu değil; bir gün, hiç yaşanmamış gibi, hiç düşünülmemiş gibi davranılmasını taşıyamıyor.
Ben aylardır sokağından geçmiyorum. Adını anmıyorum. E harfiyle başlayan isimleri bile zihnimden siliyorum. Gözlerinin rengini, saçlarını, o sesini, yürüyüşünü… Bana seni hatırlatan ne varsa, her gün biraz daha eksiltiyorum içimden.
Hayalini kurmuyorum. Kuramıyorum.
Çünkü bazen insan unuttuğu için değil; hatırlamaya devam ederse yaşayamayacağını, nefessiz kalacağını bildiği için hayal kurmuyor.
Sanma ki bu sana verdiğim bir ceza… Asıl ağır ceza; bir zamanlar içimde kurduğum o büyük dünyayı, kendi ellerimle, taş taş söküp atmak zorunda kalmak. Ben kendimden çok seni değil, o eski, o saf, bir zamanlar sana kayıtsız şartsız inanan tarafımı susturuyorum.
Bir gün olur da merak edersen;
Sevgi bittiği için değil, yok sayılmanın ağırlığını kaldıramadığı için sustu bazı insanlar.









