seen from France

seen from United States

seen from United States
seen from Moldova

seen from Argentina
seen from Russia
seen from Moldova
seen from United States

seen from Moldova
seen from Switzerland

seen from United States
seen from Moldova

seen from Malaysia
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from Japan

seen from Spain
seen from Japan

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Artam - Software and App Landing Theme PSD Template (Technology)
Artam – Software and App Landing Theme PSD Template (Technology)
Artam is a modern PSD for App, Saas Products, Software, Startups and related products/services. based on latest technology. This template is the right choice for a website with clean layout, style and colors. There are lots of basic and advanced features available in this template. You can easily customize the template. Also, fontawesome icons and google web font are used.
Design Features
40…
View On WordPress
ARTAM/ EYLÜL 2018
Kendi döneminizin sanatına yaptığınız özgün katkıyı nasıl tanımlarsınız
Öyle bir dönem düşünün ki, herkes “auteur”, her şey “spectacle”. İnsanlar var olmak için sürekli kendilerini güncelliyorlar; hiçbir duyguda, hiçbir düşüncede Warhol’un biçtiği 15 dakika, Instagram’ın biçtiği 15 saniye kalacak kadar vakit yok. Tarıyoruz, taranıyoruz. Çok, çok hızlı. Oysa Çatalhöyük’te kazının bir basamağı 15 yıl sürüyor. İnsanlar var olmak için sürekli kendilerini anlatıyorlar, “ben de”, konumlandırıyorlar, “ben de”. Şimdi burada söylediklerimle kendi mitimi olumlandıracağım: Nesnelerin, öznelerin, mekânların, seslerin, duyguların, düşüncelerin, olguların soylarıyla, soyutlarıyla, soyuklarıyla, soygunlarıyla ilgileniyorum. Yani söz ve yankıyla, imgeyle ve eylemle, arasındaki boşlukla, yapı ve alanla ilgileniyorum. Zihnim; dış dünyayla, tarihle, felsefeyle, psikolojiyle kesiştiği derecede; anlık jestlerle ve çağrışımsal bir zincirde, gündelik estetikte hal oluşta ilerliyorum. Kavramlarla, temalarla, bağlamlarla, metaforlarla, referanslarla, temsiliyetle ağım git gide ufalanıyor. Yine de “anlaşılır olmak” için böyle bağlara kurulmak, çarka dâhil, entegre olmak için bir anlatı oluşturuyorum. Bu da bir sürtüşme alanı... Bu alanı açsam da git gide sadece ve sadece yapıyla ilgileniyorum. Bir yapı olarak coğrafya, bir yapı olarak dil, bir yapı olarak sergi, bir yapı olarak yapıt...
Bugünün perspektifiyle, şimdiye kadarki üretiminizi, sergileriniz ve eşzamanlı kitaplarınızla birlikte düşündüğünüzde nasıl yorumluyorsunuz?
Kendilik üzerine bir izlek görüyorum. Alt katmanları, yüzeyleri, sarmalayıcı hayaletleri, toplumsal belleğe referansları, ilişkisel okumaları, vücutları ve isimleri olan bir dolu nesne ve bu nesnelerin açtığı düşünceleri izleyen kurgusal alanlar, zaman zaman anlatılar var.
Bir sanatçı olarak üretmenin yanı sıra sanatsal üretimin bizzat kendisine özdüşünümsel felsefi bir yaklaşıma da sahipsiniz. Bu ikisini birden birleştirmeyi nasıl tarif edersiniz?
Oluşla ilgili sanırım. Her şey oluşa dair bir izleği ve belleği beraberinde taşıyor. Bunu görünür kılmak, aktarmaya çalıştığım yapıyı görünür kılan bir eyleme dönüşüyor ve dediğim gibi yıllar içerisinde git gide sanat eserinin ardında gizli bir ajanda olarak beliren bu yaklaşımın kendisiyle daha çok ilgilendiğimi fark ettim. Öyleyse neden bu ikili delilik? Arada oluşan gerginlik hoşuma gidiyor. Gerginlik, oluşu belirleyen şey. Yapıyı sadece ağ, matematik, sistem üzerinden çalışabileceğimi sanmıyorum. Aradalık bu sebeple de değerli, duygu alanlarını belirliyor. Duygular ve hisler, duyular... Bunlar mutlak olmayan, geçici yüzeyler. Yüzey sürekli değişiyor. Masa’da süt kaynıyor, Sızı’da leğenin tabanı sızlıyor, Lavabo’daki su kirleniyor. Nazar’a baktığınızda sakızın formundaki kıvrımları her bakışta farklı gözlemliyorsunuz. Uzay Mavi (Şellale) dahi sabit, statik bir tetris, matriks, sistem değil mi? Oysa dokusu var ve akan bir suyun bir an için donma yanılsamasıyla buluşulabiliyor matrikste... Yine de nesneden uzaklaştığım bir döneme girdiğimi de belirtmeliyim. Daha uçucu oluşlarla yapılar oluşturmak var gündemimde. Seslerle, sembollerle... Nesne üretince bir sanatçı olarak üretmiş oluyorsunuz ve nesne nesneliğini koruyor ve günün sonunda bu bir eğlence. Fakat bir nesnenin sadece ve sadece olası işlevleriyle ilgilenmek nesnenin izdüşümünü almak gibi ışığın patladığı bir alanı işaret edebilir. Nesne yapı gibi görünse de ışık yapıdır. Örneğin; Loyelow’un bir parçası olan Ku’yu düşünelim. Sini üzerinde kupa çekilir şekilde kapanmış, pişmiş pilav ve çay bardağı... Burada yapı deyince akla ilk olarak anlam geldiğii için biraz deşifre ederek gideceğim- pilav, sini ve çay bardağının sign/signifier olarak çağrışımlarına, kupa çekme eylemine -yani mazisi oldukça güçlü bir ritüele-, ismin simgelediği “coup d’etat” -yani devletin “kupa”landığı Türkçe karşılığı “darbe” olan sözcüğün yakın tarihteki çağrışımlarına gidilebilir. Burada çeşitli anlam zeminlerinde işleyen bir çark var; şimdi işin içine formu, çapı, yerden yüksekliği, sini üzerindeki dağılımı, çay bardaklarının gövdelerinde ısınıp soğumanın verdiği etkiyle gerçekleşmiş ve onca detay arasında kimsenin ilgisini çekmeyen apseleri ekleyin. Tüm bardakların ısınıp soğuma süresini, pilavın pişirilmesi için gereken simyayı ekleyin. Tüm bunlar “Ku” adlı çalışmayı meydana getiriyor. Aslında ben bir nedensellik arz ediyorum, çay bardağının, pilavın, sininin temsiliyet düzleminde açtığı kapılardan yola çıkıp oluşmakta olan başka bir yapının merakını taşıyorum. O da küf. Bir yapı olarak küfle ilgileniyorum.
Sanata bütüncül yaklaşımınız edebiyat, görsel sanatlar ve müzik arasında varsayılan disiplin sınırlarını bulanıklaştırarak ifadenin farklı formlarının bir aradalığına imkân tanıyor. Bunun sanat yapıtına ilişkin biçimsel bir eleştiri olduğu düşünülebilir mi?
Evet düşünülebilir. Fakat bunu eleştiri olarak konumlandırmak referans noktası olan bir yaklaşımı gerektirir. Ben bu anlamda bir eleştiri olarak yapmıyorum bunu. Daha evvel kendi referans matrisini oluşturmasından bahsetmiştim bu bütüncüllüğün; yani dışsal referanslarla yahut kesişimlerle bir yere kadar ilgileniyorum. Esas ilgilendiğim, metnin, müziğin ve nesnenin nasıl katmanlı formlar oluşturabildiği. Boyutlar gibi... Kaçıncı boyuttan izlemek istiyorsanız, oradan izleyin ya da dinleyin ya da okuyun... Ya da hepsini birden...
Kavramsal sanat sizin kendinizi ifade etme aracınız iken bir başkası için anlaşılmaz olabiliyor. Muhatabınız, eserinizle bu yönde bir tepkimeye girdiğinde ifade yönteminizin paradoksal olarak sizi suskunlaştırdığını düşünüyor musunuz?
Bu ilginç bir yaklaşım. Eser, karşılaşma anında zaten bir şey söylemeyebiliyor, yani suskun olabiliyor. Eser kendiliğiyle ilgileniyor çünkü, benim ifademle değil. Bu izleyiciye de bu şekilde yansıyor elbette. Ayrıca anlam konusuna değinmişken, anlamın başa bela olduğunu düşünenlerdenim. Anlam, yine yapı içerisinde gelişen bir talep. Dolayısıyla sanata eşlik eden onca metin, onca kavramsal çerçeve, onca paket, onca söz ve sanat anlama -talebe- yenik. İnsanların hem anlam talep ettiği, hem de sergi metinlerini, iş açıklamalarını okuduktan sonra burun kıvırdığı bir 15 saniye... Anlam buzdağının görünmeyen kısmında anlam olmaktan çıkıyor. Bir dağla karşılaşınca ne anlıyorsunuz? Ağrı Dağı’nı düşünelim... “Bir Çiğdem Tarlasında Zikrini Sürerken Devam Ediyorduk Aşkımıza Öylecek” adlı bir video çalışmam var. Bir metin akıyor burada ve Ağrı Dağı şöyle yerleşiyor metne; “Kendini iki kere bileyeceksin, sen orada ben burada olacağız. Sen beni ben seni götürmeyeceğiz birlikte ama tutacağım seni, boynun içimdeki taş hep seni işeyeceğim. Arada nefes alırken parmak uçlarıma delikler açacağım. İçim kamaşacak, kaşımayacaksın. Dillerimi yemeyeceğim, mor üzümden içmeyeceğime, yan yollar çizeceğim, sana, ağrıma doğudan bakacağım. Sireli diyecekler bize Ormenya Hududi Kürkler, Çocuklarımız Kürk’türler. Kurt baldırın, Cehat kalk! Petrol kuruyacak, borlar öt, duvarlar taşacak, izler raş. Sen beyaz zarından çıkıp donunu çözeceksin. Kardaştın, beni sırtımdan vurdun diyeceksin. Hibe kapın çalınacak. Kürkün varsa kaç git!” Tam olarak anlamlandırılamayan bir metin değil mi bu, sürekli bir anlam kayması gerçekleşiyor. Oysa çok çığırtkan, hiç susmayan, yankısı dağdan göle çarpan bir metin. Kendi kendine konuşuyor, kendi dilinde konuşuyor. Beni konuşmuyor. Bir yandan ağrıyı, bir yandan Ağrı Dağı’nı konuşuyor. Yine sign/ signifier /signified (anlam) ilişkisine ve yapıya dönebiliriz burada. Ağrı’ya doğudan bakmanın nasıl bir anlamı var? Ağrı’ya yan yollar çizmenin nasıl bir anlamı var? Dağı nereden çıkartıyorum, sözcük olarak bile geçmiyor cümlede..! İzleyicilerin bir sanat eseriyle karşılaştıklarında anlama zoraki yönlendirilmeleri sizce de oldukça ironik değil mi? Şeyleri yapı olarak gözlemlemek, ağ olarak gözlemlemek, kişinin subjektif tarihinden yola çıkan tüm anlamlarıyla birlikte gözlemlemek, kişinin bir sanat eseri karşısında oluşturduğu bağlara bakmak oldukça özgürleştirici. Sanatseverleri ve sevmezleri buraya davet ediyorum. Anlam beraberinde sevmeyi getiriyor çünkü, oysa sanatla anlamsız bir ilişki kurmak da mümkün.
röportaj: Büşra Hasboyacı
#六弄 #throw🔙 『六弄人生: 人生,像走在一條小巷中,每一弄都可能是另一個出口。也可能是一條死胡同。生在一個與一般人不同的家庭中,是我人生的第一弄;愛上了你,是我人生的第二弄;注定般的三百六十公里,是我人生的第三弄;失去了你,是我人生的第四弄;母親的逝去,是我人生的第五弄;在這五弄裡,我看不見所謂的出口,出現在我面前的,儘是死胡同。該是結束的時候了,該是說再見的時候了,再見,世界,是我人生的第六弄。』 和電影不同的『每日一弄,不弄不行』 真正的六弄讓人感到鼻酸、黑暗、甚至害怕 很少有這麼悲劇的結尾 明明還有蕭柏智在的 但我想就是因為有他在吧 因為有他 所以關閔綠把自己託付給他 雖說自殺一直都是一種非常自私的行為 他知道他的好哥們會體諒的 乾 想到蕭柏智我就好想哭 難怪他一直假裝成咖啡店老闆 假裝成關先生 他不想他不見 就跟電影裡老的蕭柏智獨自一人在海邊做著那搞笑欠扁低俗的pose 唯有如此 關閔綠才會一直存在 #六弄咖啡館 #atcafe6 #brushlettering #artam #osama #王樣水彩

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
How do you get your culture? #rollwithus #yoga #gallery #artAM #unleashyourwellness @exhalespa @Erarta_NY (at Erarta New York)