Sevdiğim adami kardesim dediğimin koynuna kendi elimle koymuşum haberim yokmus
seen from T1

seen from T1
seen from France

seen from Germany
seen from Philippines

seen from T1

seen from T1

seen from France

seen from Austria

seen from United Kingdom

seen from Australia
seen from Austria
seen from Philippines

seen from El Salvador

seen from Germany
seen from United States
seen from Austria

seen from T1

seen from T1
seen from T1
Sevdiğim adami kardesim dediğimin koynuna kendi elimle koymuşum haberim yokmus

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
"Fikri iktidarda....." Kuyruğuna Giren Müyesser Hanıma Dair
Odatv'de -galiba- Ergenekon süreci içinde yazmaya başlayan, güçlü bir kalemdir Müyesser Yıldız.
Yazılarının içeriği doğru veya yalan farketmez, neyi anlatmak istiyorsa ciddiyeti elden bırakmadan ve kuvvetli bir mantık ile bunu yazıya geçirmekte oldukça mahirdir. Bu anlamda da takdir edilmesi gereken biri.
Ergenekon dosyasını didik didik ederek tenakuzlari gayet mantıklı ve inkâr edilemeyecek bir şekilde ortaya koyanlardan biri o.
Önlerine uzatılan evrak kadar ve o evrakın doğru veya yalan olduğunu bile kontrol etmeden yazan kalem silahşörleri (!) gibi değildi, emek veren ki kendisi de yargılanıyordu, mahkemeye sunulan iddianameyi hallaç pamuğu gibi atan yazılarını biliyoruz.
O dönem Furkan Dergisi/Haber sayfalarında benim de iddianamelerdeki tutarsızlıklar ve zorlamalar üzerine yazılarım yayınlanmıştı, bu tutarsızlıklar sebebiyle “aklayan savcılar” tabirini kullanıyordum. Ak Parti devrinde gündeme giren “torba yasa” gibi, iddianamelerin de “torba” olduğunu, ilgili ilgisiz kişilerin biraraya ilgili ilgisiz suç isnadı ile torba'lanmasınin bu davayı “aklayacağını” öne sürüyordum.
Yargıtay'in kararı bozması ve yeniden yargılanma kararının alınması, siyasetten ayrı bir şekilde aslında olması gereken bir durumdur. Bunu böylece önceden yazıp bir hakkı teslim edelim; ardından Müyesser hanımın bugünkü yazısı üzerinde durma hakkını kullanabiliriz şimdi.
&
Müyesser hanım Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 2015 yılının mart ayında Harp Akademileri'nde yaptığı konuşmadan iktibas yaparak İlker Başbuğ ve “çalışma arkadaşlarım olan kuvvet komutanlarının” tutuklanmasına dair kararlara itiraz ettiğini ama yargının işine karışmak için hamle yapmadığını söylediğini yazıyor.
[http://odatv.com/binali-yildirima-yaniti-akp-feto-ile-mucadele-ediyor-diyenler-versin-1708171200.html\]
“Bu, aldatildik itirafiydi”, diyor ve ardından da “tasfiye edilen komutan ve subayların yerine gelenler de 15 Temmuz'u yaptılar” diye ekliyor.
Müyesser hanım bu itiraftan memnun kalsa da, peşi sıra gelişen hadiselerden memnun olmadığını da hemen yazdığı cümleler ile ortaya koyuyor:
“- Buna rağmen kısa bir süre sonra Başbakan Binali Yıldırım, “Balyoz da Ergenekon da sapına kadar vardı, FETÖ sulandırdı” demeye başladı. Dün de Kocaeli'nde partisinin toplantısında, devr-i iktidarları döneminde tüm kapıların “FETÖ”ye nasıl açıldığına hiç değinmeyip, AKP'nin önüne çıkartılan “engelleri” bir bir sıralarken, şöyle konuştu:
"Bu yargı vesayetini de ortadan kaldıracağız dedik. Bunu da gerçekleştirdik, ancak bir baktık ki, başka bir tehlike söz konusu. Bu sefer 15 Temmuz'un FETÖ teröristleriyle karşılaştık, FETÖ'cüler bu sefer önümüze çıktı. Darbeciler, Balyozcular, Ergenekoncular sırasını savdı, bu sefer FETÖ'cülere görevi devretti. Ama yağma yok bu partinin adı AK Parti, Türkiye partisi, milletin partisi, pabuç bırakır mı? Bırakmaz. Biz de gereğini yaptık.”
Başbakan Yıldırım'ın sözlerinin anlamı açık: Bir kez daha, “Balyoz da Ergenekon da sapına kadar gerçekti” dedi.”
&
Zannınca Müyesser hanım, Erdoğan'ın akademide yaptığı konuşmanin anlamını karıştırıyor.
Bir davada kumpas ve hile olduğunu söylemek başka bir şey ki bunu ben de zamanında yazdım (hatta Silivri'de bulunurken, Ergenekon'un kararı açıklanacağından son savunmalar alınıyordu ve bir sanığın son savunmasını da, çünkü tamamen ilgisiz biriydi iddianame ile, ben yazmıştım) pir-i paklar demek, hiç suç işlememişler demek, darbe yoktur demek başka bir şeydir.
Ortada olan kumpas, ona buna değil, öncelikle mücerret hukuk ahlakına ve ilmine bir kumpas idi.
Müyesser hanım bunu unutuyor veya kuvvetli kalemi ile bunu “es geçtiriyor” işte.
Bunu böyle anladıktan sonra da herkesin böyle anlaması için tek tek yazıyor:
“- Başbakan Yıldırım'ın sözlerinin anlamı açık: Bir kez daha, “Balyoz da Ergenekon da sapına kadar gerçekti” dedi. Yetmedi, bir adım daha ileri gitti; Kumpas kurbanları ile cellatları FETÖ'yü aynı kefeye koydu.
Şaşıranlar var!.. Ben de o şaşıranlara şaşırıyorum.
Gerçekten “kumpasa” ve “aldatıldıklarına” inanmış olsalar; - Kumpas şehitlerine, şehitlik çok görülmez,
- Balyoz'da 7 kişi için yapılan temyiz başvurusu Yargıtay'da bunca yıl bekletilmez,
- Ergenekon'da en azından İlker Başbuğ açısından yargılama sürdürülmez,
- Daha geçen yıl darbeden sonra sırtı sıvazlanıp, kritik görevlere atanan subaylar 1 yılda pasifize edilmez,
- İktidarın sözcüsü olarak bilinen Abdülkadir Selvi, “YAŞ kararlarında iki kriter ağır bastı. FETÖ’yle kararlı bir mücadele. TSK’yı FETÖ’den temizlerken, ulusalcılara teslim etmeme” diye yazmaz,
- Ve de Balyoz kumpasında tasfiye edilen subayların darbe davalarına müdahillik talepleri, “Suçtan doğrudan zarar görmediğinden” gibi garip bir gerekçeyle reddedilmezdi.
Hasılı, ilk günden beri iddia ediyorum; Ne aldatıldılar, ne kandırıldılar. Dün öyle gerekiyordu, “aldatıldık, kandırıldık” dediler.”
&
Müesser hanımın durduğu yerden demek ki böyle görünüyor.
Türkiye'deki mahkemeler, önlerine getirilen sanıkları, sevk maddeleri ve iddianame ile irtibat kurarak yargılar.
Bu açıdan bakıldığında Gülenist savcı ve hakimlerin “şehvete kapılarak” yaptıkları hatalara şükretmeleri gerek Kemalist darbecilerin.
İlgili ilgisiz insanları, ilgili ilgisiz maddelerle sevk ederek kurulmuş olan darbe mahkemeleri, ilk başından belliydi ki geri dönecek, bozulacaktı.
Keş ve fırsatçı oldukları ve aynı zamanda şaklaban, “İmam Hüseyin ve avanesinin”, darbe davalarının temeline konulması, ya Gülenistlerin sadece gözdağı verme amaçlı olduklarını veya hiç işten anlamadıklarına işarettir çünkü.
Binbir parçaya ayrılmış iddianameler ile darbe davası yapılması aslında ilk ciddiyetsizlik idi; Susurluk ve hemen ardından başlatılan 28 Şubat aynı dosyada olmadan nasıl darbe yargılaması yapıyoruz diyebilirsiniz?
TBMM tarafından kabul edilmiş (CHP'nin şerhleri de dahil) Darbeler Raporu (2012) hukukla nasıl oynandığı gözler önüne konuldu; 1997 yılında iki defa yargıya verilen brifingler ile tüm muhaliflerin nasıl tasfiyesinin planlandığı ve hem de bunlar açık açık, gazete manşetlerinden verildi, yazıldı, herkesin malumu…
Gülenistler “şehvete kapılmasa”, sadece bu brifing irtibatı üzerinde dursa, “post modern darbeciler ve sivil işbirlikçilerini” tespit, ifşa ve cezalandırmakta zorlanmazlardı.
Ama bu yolu tercih etmediler, şimdiki 15 Temmuz davaları içinde aynı tehlike mevcut, meseleyi sadece “kendi grupları ve muhterem Hocaefendi” ile sınırlı tutarak, sadece onlara yapılanları cezalandırma ve hem de zorlama bir iddianame ve yanlış irtibatlar icad ederek, yapmaya çalıştılar ve akıbet de ya o gün belli oldu, gören gözlere…
Bizim 2010'dan beri YARGILAYANLARI YARGILAMAK diye formüle ettiğimiz husus tatbik edilseydi, tüm bunlar yaşanmaz veya zarar çok daha az olurdu.
Bunun için yapılacak olan, 28 Şubat Yargısı ile verilmiş olan mahkeme kararlarına, yerel mahkeme oyalama safhasını atlayarak ve adil hakimlerden kurulu heyete teslim edilerek, kanunla yeniden yargılanma hakkı vermek idi.
Müyesser hanım 28 Şubat Yargısınin adil olmadığına inanıyordur, bilmeli ki bu hak verilmedi ve yerel mahkemeler de işi yokuşa sürmekten veya öylesine yargılama yaparak eski cezayı tasdikllemekten başka bir şey yapmıyor daha.
Yine Müyesser hanım bilsin ki, bunun tek ama tek istisnası, İhsan Güven cinayeti davasıdır ve sanıklar on sene mahkum olarak içeride tutulduktan sonra çok kısa süren duruşmalar ile ve üstelik kanunen bu tip bir dosyanın temyiz edilmesi gerekirken savcının da temyize gitmemesi ile beraat ettirilmişlerdir. Sanıklar zaten zorlama bir iddianame ile irtibatlı yapılmıştı, sanıklar açısından sorun yok, gecikmiş bir doğru karardır bu, ama… bu “ama"nin ne olduğunu Müyesser hanım anlar umidindeyim.
&
Müyesser hanım, 15 Temmuz darbesinin komuta merkezi olan Yurtta Sulh Konseyi'nin açıkladığı bildiriyi okumuştur muhakkak ve orada özellikle dış siyaseti ilgilendiren kısmı…
Darbe akabinde Rusya, Suriye ve Mavi Marmara özelinde İsrail'e yönelik siyasetin tam da Yurtta Sulh Konseyi'nin bildirisi paralelinde geliştiğini, dış siyasetin Perinçek'in Vatan Partisi'ne üye olan Ergenekon'da yargılanmış askerler tarafından dizayn edildiğini de görmüştür muhakkak ama anlaşılan bu yetmemiş ona.
Evvelden, 12 Eylül, Türkeş'in dediği "fikrî iktidarda, kendisi hapiste” olma durumunu, şimdilerde Gülenistler de söylüyor ve demek ki Müyesser hanım da buna nisbetle aynını farklı bir üslupla söylüyor.
Kumpas var dediyseniz, dış politikayı bize göre dizayn ettiyseniz, niye bizi hala yargılıyorsunuz, demeye getiriyor, kendi halince aslında.
Şimdi böyle bir “realite” üzerinden hemen “Devlet, asla unutmaz” masalı ile “1000 yıllık Türk devleti geleneği” uydurmasına fırsat doğmakla beraber, bunun bir masal ve istimna olduğunu unutmayın sakın.
Ortada topyekûn bir devlet yok ki!
Olmasına da imkan yok, son 30 ve hatta 50 senelik siyasi gelişmelere bakıldığında, bu apaçık.
90'lardan itibaren Devlet artık Çetelesme başlamış ve farklı çeteler de belli zaman dilimlerinde öne çıkmıştır. Bunun müsebbibi elbette DEVLET PROJESİ olan Gülenizm ve ona karşı hamleler…
Devlet projesi derken, devleti idare edecek yapı olarak söylediğimiz gibi, 90'larda Özal ve ardındaki ABD'yi yani devletin bir kısmının kararı olduğunu da söylemeye çalışıyoruz.
Gülenizm, budur.
Müyesser hanım ve taraf olduğu yapı ise gitmemeye çalışan eski devlet.
Görünür kavga da bunların arasında…
Müyesser hanımların hiç bir şansı, istikbali yok artık hükmetme kısmında. Gülenizmin de yok. İster darbe ister kontrollü darbe deyin, 15 Temmuz'da milletin tanka, uçağa karşı cüretli savaşı, tüm planları bozdu, bozmaya da devam edecektir.
Bu cüretin istismarı olacaktır muhakkak ve millet de bu istismara gelecektir elbet ama sokağa çıkmaya alışmış bir millet artık kolay kolay istemediği yöne sevkedilemeyecegini de göstermiştir.
&
Müyesser hanım o tatlı üslubuyla yazılar yazsın, kimse okumasa bile, muhakeme ve mantık kıvraklığı için ben okurum.
Okurum; tenceredeki suyun kaynama safhasına ne kadar yaklaştığını anlamak için…
Ama daha fazlasını, bahsettiğim yazısındaki “taleplerinin” kabulünü beklemesin ama.
nostaljiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiii uuu
Rengin - Aldatıldık ( 1996 )