Hayat bir masal ve bu masalda karşımıza bir sürü kişi çıkıyor;iyiler kötüler, prensler, prensesler, cadılar ve kurtlar... Her masalda olan o karakter ve hepsi bize bir şey katıyor. Hepsi bir anı,bir ders.
Bazen bir peri, elindeki asayı bizi iyileştirmek için değil, kendi ışığını parlatmak için sallar; bıraktığı simli tozlar zamanla ruhumuzda ağır bir yük olur. Bazen de o karanlık ormanda karşımıza çıkan gölge, bizi korkutsa da aslında uçurumun kenarına gitmemizi engellemek için yolumuzu kesmiştir. Biz onun hırıltısını duyup korkarken, o bizi uçurumdan koruyan tek settir.
Hayat masalının en tuhaf yanı da budur: İyilik her zaman beyaz elbiselerle gelmez, bazen en sert rüzgarın içinde gizlidir. Kötülük ise her zaman sivri dişli değildir; bazen en tatlı zehri altın kadehlerde sunar.
Sayfalar ilerledikçe bazı karakterlerin masaldan ayrılması gerekir. Mürekkebi bitenler ya da hikâyesi tamamlananlar, yerini yeni isimlere bırakır. Bu bir terk ediş değil, hikâyenin evrilmesidir. Gidenler ardında kırık bir kılıç ya da sönmüş bir fener bıraksa da, o feneri nasıl yakacağımızı öğrenmek artık bizim kalemimize kalmıştır.