Acemiliğin kıymetini bilemedik.
Her şeyi tecrübe etmek için sıralara girdik, her şeyin üstesinden gelmenin hevesine kapıldık.
Aslında -bilmek- istemiştik, oysa çok fazla kirlendik.
Bilmenin verdiği enaniyet, tüm vücudu kapladı. Kendimizi bir şey zanneder olduk.
Oysa çocuklarla bir oyuncağı yeniden keşfetmenin sevincini yaşayamıyoruz. Yapmacık kalıyor. Oynuyoruz oyuncakla, çocukla, kendimizle..
İlk acemiliğin zuhur ettiği andaki heyecan, bir daha yerine gelmiyor. Kaybedildi mi ondan sonraki tüm davranışlar-rol- olmaya başlıyor.
İlk ölümden sonraki tüm ölümler provası yapılmış oyunlar gibi yaşanıyor. Tecrübe edilmiştir ve hayata geçirilmesi gereken görevler olarak görülür. Ağlanması muhtemel gün skalası çıkarılır, taziyeler geçiştirilir ve kapanış. Ortalama hüznün vücuttan atılması 40 gün sınırında gezinir. Peki ya sevinçler ?
Anlık, yaşandı ve yenisi için köşe bucak aranmaya başlandı. Oysa, ilk kalem dabresi ile harfleri kağıda dökmenin sevincini ömrü boyunca yaşamıyor insan. ilk dinlerken aldığı zevki bir sonraki play tuşuna bastığında farklı dünyalara dalıyor.
Acemeliğin yaşattığı tüm heveslere düşman olduk. Sonra o samimiyeti aramak için tekrar denedik. Tekrar, tekrar..














