yıllar sonra kapını çaldığımda dediğin ilk şeyin “kahve mi, çay mı?” olmasını beklemiyordum. belki sen de beklemiyordun, emin değilim. belki de bir gün bu kapıyı tekrar çalacağımı biliyordun. hangisi olduğunu düşünmek istemiyorum. soruna verdiğim cevabı ikimiz de beklemiyorduk, düşünmeden söylemiştim: varsa eğer viski. şaşırdın, eminim. boş ve sabit bakışların değişmemiş, dedin. oysa iki gün önce parlıyorlardı, görmeni çok isterdim. yağmurlu bakışlarım sana ne söyledi bilmiyorum. içinin acıdığını görmedim, duygularını hâlâ çok güzel saklıyorsun. haklısın, hâla beş yaşında çocuklar gibi üzülüyorum. içim yanıyordu ama bunu bilmene gerek olmadığından sustum. suskunluğumun zehirli olduğunu söylemiştin bir zamanlar, seni zehirlediğim için özür dilerim.
bir şişe daniels var şimdi masada, iki bardak ve beş paket sigara. beni özlemedin çünkü acımı hiçbir zaman sevmedin. seni özlemedim çünkü insanların bana ayna tutuyor olmasından çok korkuyorum. sustuk, içtik, özür diledim, özür diledin. ne oldu da geldin, demedin. içtik, şişenin dibini görene kadar. susmadım, sen de ağladın. yıllar önce olduğu gibi gideceğimi biliyordun, bildiğin senaryoyu gerçekleştirdim, bunun için özür dilemeyeceğim. kendine iyi bak, düşersen eğer kapıma gel, sana ayıracak zamanım hep olacak.













