travma sadece dövülmekten, ihmal edilmekten veya aşağılanmaktan kaynaklanan bir üzüntü değildir. bu, sadece bir katmanıdır. travma aynı zamanda sahip olabileceğiniz çocukluğun yasını tutmaktır: çevrenizdeki diğer çocukların sahip olduğu çocukluğu. diziniz yaralandığında sizi sarıp öpen bir annenizin olabileceği gerçeğini. ya da yanınızda olan ve mezuniyetinizde size bir buket çiçek getiren bir babanızın olabileceği gerçeğini.
travma, yetişkin olduğunuzda kendi kendinizin ebeveyni olmak zorunda olduğunuz gerçeğine de yas tutmaktır. mutfakta, aç ve gözyaşlarına yakın bir hâlde, yanmış bir tavuğun, pilavın yanında durmak zorunda kaldığınızda ve bunu annenize anlatmak için onu arayamadığınızda onun size her şeyin yolunda olduğunu söylemesini dinlemek veya evine gidip onun yaptığı yemeklerden bir tabak alıp alamayacağınızı sormak için yas tutmaktır.
bunun yerine, kendi başınıza ayağa kalkmalı ve hayatınızın acı dolu yapbozunu çözmelisinizdir. başka ne seçeneğiniz vardır ki? bunu sizin için kimse çözemez.
bu üzüntü—kayıp üzüntüsü—hesaplaşma üzüntüsünden farklı bir tada sahiptir. hesaplaşma üzüntüsü; içgüdüsel, öfkeli ve şiddetle renklendirilmiş bir his verir. bir şekilde intikam ya da adaletle iyileşebilir bir duygudur.
ama kaybedilmiş bir çocukluğun üzüntüsü, erişilmesi imkânsız bir arzu gibi hissettirir. doymak bilmez, içi boş bir açlık gibi gelir.

















