Dün gece bir mesaj düştü ekrana.
Eskiden ezbere bildiğim bir isimden…
O ismi yazarken artık ellerim titremiyor, içimde fırtınalar kopmuyor ama…
Ama yine de, garip bir şey oluyor insanın içinde.
"Merak ettim seni, nasılsın?"
Ne çok şey sığdırılabilir şu cümlenin içine…
Ne çok gecikmişlik, ne çok eksik kalmışlık…
Beni gerçekten mi merak ettin,
Yoksa bir anlığına geçmişe takılan gözlerin, rastgele yazıverdi mi bu cümleyi?
Bildiğim tek şey, bu mesajın bende bıraktığı his.
Öyle derinden, öyle tarifsiz bir his ki…
Ne tam özlem, ne tam hüzün…
Sadece sessiz bir burukluk.
Biz birbirimizi unutarak sevmedik.
Sadece zamanı geldiğinde, artık sevmememiz gerektiğini bilerek gittik.
Başka hikâyeler yazdık, başka hayatlarda başka roller aldık.
Ve her şey tam da olması gerektiği gibi oldu.
Ben bir başkasının elini tuttum, sen bir başkasına “eşim” dedin.
Bazı geceler, bazı şarkılar, bazı mesajlar…
Geçmişten bir parçayı alıp bugüne bırakıyor.
Şu an fonda Emre Aydın çalıyor, "Son Defa."
Eskiden buraya bir hüzün bırakırdım, şimdi sadece usulca gülümsüyorum.
Çünkü bazı mesajlar, cevap için değil, hissettirmek için yazılır.
Ve bazı geçmişler, dönmek için değil, güzel kalmak için vardır.