Merhabalar, torkul golune kamp kurulacak yere normal binek aracla gidebilir miyiz?
Merhaba, gec cevap veriyorum, afedersiniz. Evet, binek aracla gidilebilir, patika yol var.
AnasAbdin

roma★
taylor price
will byers stan first human second
I'd rather be in outer space 🛸

pixel skylines
dirt enthusiast

Lint Roller? I Barely Know Her

Andulka

Love Begins
d e v o n
wallacepolsom
Misplaced Lens Cap

Janaina Medeiros

#extradirty

★

titsay
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year
Sweet Seals For You, Always
seen from United States
seen from United States

seen from Denmark
seen from Bangladesh

seen from United States

seen from Italy
seen from T1

seen from United Kingdom
seen from Brazil

seen from Malaysia

seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from Malaysia
seen from Canada

seen from United States
seen from Croatia
seen from United States
seen from United States
@sametparpar
Merhabalar, torkul golune kamp kurulacak yere normal binek aracla gidebilir miyiz?
Merhaba, gec cevap veriyorum, afedersiniz. Evet, binek aracla gidilebilir, patika yol var.

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Salda Gölü
Dünyanın en temiz beşinci gölü ünvanına sahip Salda Gölü, Burdur ilinin Yeşilova ilçesine 5 km uzaklıkta bulunuyor. Göl, aynı zamanda Türkiyenin en derin gölü. Derinlik bakımından Türkiyenin en derin, dünyanın ise üçüncü en derin tatlı su gölü.
Bembeyaz kumsallarıyla göz kamaştıran göl ziyaretçilerine eşsiz bir görsel şölen ve yüzme keyfi sunuyor. Bir benzerini ancak Maldiv’lerde bulabileceğimiz için Türkiye’nin Maldiv’i diyebiliriz.
Etrafında sadece bir tane otelin bulunduğu gölün çevresi sit alanı olarak ilan edilmiş ve koruma altına alınmış. Bu sayede bilinçsiz yapılaşmadan kurtulmuş.
Gölün arka bölgelerinde kalan ormanlık alanda yapacağınız yürüyüşlerde keklik, tavşan, tilki, yaban domuzu ile, gölde yüzerken ise yaban ördekleri ile karşılaşmanız mümkün.
Konaklamak için az öncede dediimiz gibi bir tane otel bulunuyor. Ayrıca belediye tarafından işletilen bir de kamp alanı var. Kamp alanında çadırlar çok iç içe geçmiş ve oldukça fazla sayıda çadır var. Çadır alanını ilk gördüğümde sıkışık ve plansız yapılaşmış bir gece kondu mahallesini andırdı bana.
Bunun yerine gölün etrafında kamp kurabilirsiniz. Çok fazla uzağa gitmenize de gerek yok. Sadece birkaç yüz metre ilerlediğiniz de bile çok güzel çadır kurulacak yerler var. Buralara çadır kurarak aynı zamanda su kaynağına da çok uzak kalmamış olursunuz. Kamp alanının dışında çadır kurma yasağı var mı bilmiyorum ancak olacağını çok zannetmiyorum. Birkaç tane bağımsız çadır görüştük. Özellikle sadece birkaç gece kalınacağı durumlarda sorun olmayacaktır. Çünkü bölgede sezonluk çadırcılarla da karşılaşabilirsiniz.
Gölün uzaydan görünü mü bize gölün güzelliği ve kumsalların genişliği hakkınıda ipuçları veriyor. Eğer imkanınız varsa gölün etrafını arabanızla, motorunuzla, bisikletinizle tabi en güzeli yürüyerek bir kez olsun turlamanızı tavsiye ederiz. Bu yaz ailecek gittiğimiz en güzel yer Salda Gölü oldu. Bu arada gölün etrafı yaklaşık 40 km. Yürüyerek gezecekseniz gündoğumundan önce veya gün batımına doğru yürüyüşe başlamanızı öneririm.
Haftasonu Yapılabilecek 14 Etkinlik
İş hayatında, eğitim hayatında, özel hayatında başarılı olan insanların alışkanlıklarını ve hayatlarını incelediğimizde tek yönlü olmadıklarını görürüz. En belirgin özelliklerinden birisi de haftasonlarını verimli geçirmeleridir.
Kimimiz haftasonlarını değerlendirecek bir hobi bulamazken kimimiz düzenli bir şekilde hobilerini sürdüremiyor. Kararlılıkla yeni bir başlangıç yapmak ve haftasonlarına sosyal bir anlam katmak isteyenlere 14 farklı önerim var.
1. Aileniz ve arkadaşlarınız için zaman ayırın: En klişe etkinliklerden biri gibi görünebilir ancak ailenizle en son ne zaman yeni ve heyecanlı bir paylaşım yaşadınız?
2. Spor yapın: Sabahları yürüyüş yapmak olabilir, arkadaşlarınızla basketbol veya voleybol oynamak olabilir. Şahsen tenisi tavsiye ederim. Tenis oynarken oyunun her anında dikkatinizi kontrol altında tutabiliyor ve dünyanın geri kalanından kendinizi soyutlayabiliyorsunuz.
3. Tutkularınızı keşfedin: Ebru yapmak, enstrüman çalmak, maket yapmak veya başka birşey. Sizi sizden alıp götüren o şeyi keşfedin.
4. Haftasonu kaçamağı yapın: Eşinizi, çocuklarınızı alın ve haftasonu gidilebilecek mesafede bir yer bulun ve küçük bir haftasonu tatili yapın. Kesinlikle sizin de yaşadığınız yere yakın küçük, şirin bir tatil yeri vardır.
5. Çevrimdışı olun: Bir haftasonu da ulaşılamama özgürlüğünüzü kullanın. Herkes her istediğinde size ulaşabilmeli diye bir kuralı kim koydu?
6. Gönüllü olun: Sizin de yetkin olduğunuz bir konu vardır ve bir yerlerde birileri sizin bu yetkinliğinize ihtiyaç duyuyor olabilir. Gönüllülük ile ilgili daha fazla bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
7. Ev işlerini üstlenin: Bu haftasonu da eşinizin sorumluluğundaki bazı işleri siz üstlenin. Hem onun ne yaptığı ve hissettiği hakkında fikriniz olsun hem de eşinize jest olsun.
8. Uzun vadeli plan yapın/gözden geçirin: Önemli...
9. Sosyal olun: Sırf yeni insanlarla tanışabilmek için hiç alışık olmadığınız yerlere gidin. Belki mahalle arasındaki bir kahvehane belki çok lüks bir spor salonu.
10. Sinema, tiyatro belki de opera: En çok yapılan etkinliklerden biri. Olsun yine de yapın.
11: Bağlantılarınızı geliştirin: Uzun süredir görüşmediğiniz tüm arkadaşlarınızı arayın. Ne hikayeler duyacaksınız kim bilir.
12: Düşüncelerinizi paylaşın: Bir blog yazın, olmadı facebook’ta durum güncellemesi paylaşın hiç olmadı tweet atın.
13: Meditasyon yapın: Gün içinde nefesinizin sesini ne kadar duyabiliyorsunuz? Kendimize en yakın olanın sesini duyamıyoruz ama en uzak olanın sesini duyabiliyoruz değil mi!
14: Enerjinizi tazeleyin: Yeni başlangıçlar için çok geç değil.
Koray Avcı
Evet, önemli bir darbe girişimini atlattık. En azından şimdilik öyle görünüyor. Bu konuyla ilgili ayrıca yazacağım. Şimdilik birkaç yazım geçen haftaki tatilimizle ilgili olacak. Yolda dinlemek üzere aldığımız Koray Avcı CD’sinden bahsedeceğim biraz.
Öncelikle büyük beklentiler içerisinde aldığımı belirtmeliyim. Bir süredir benzinliklerde CD raflarında görüyordum ve albüm kapakları dikkatimi çekiyordu. Nasip bu bayram tatilineymiş.
Albüm toplam 16 şarkıdan oluşuyor. Şarkılarla ilgili detaylara buradan ulaşabilirsiniz. Son söylenecek sözü şimdiden söyleyim. Albümü hiç beğenmedim. Hani ücretini iade edeceklerini bilsem gidip geri vereceğim.
En başta ne tür müzik yaptığı belli değil. Kendince bir tarz yaratmaya çalışmış ama daha kırk fırın ekmek yemesi gerekir. Akademik ve sanatsal olarak eleştirmek haddim değil. O kadar müzik ve nota bilgim yok. Ancak ortalama bir dinleyici olarak bana hissettirdikleri hiç güzel şeyler değil.
Bir bakıyorsunuz Ahmet Kaya olmuş protest şarkı söylüyor bir bakmışsınız Cengiz Kurtoğlu olmuş liseli isyankar aşıklar gibi söylüyor. Kainatın Aynasıyım diyerek etnik müzik söylerken birden Müslüm Gürses’e dönüyor Hangimiz Sevmedik diyor. Özellikle bu şarkı ile tamamen popülerlik arayışında olduğunu, albümün sadece farklı dinleyicilerin ağızlarına birer parmak bal çalarak geniş kitleye ulaşma amacı güttüğünü anlamamıza yetiyor.
Neyse bu kadar yeter herhalde. Bu albümde olduğu için değil ezelden beri dinlediğim ve sözleri beni çok etkileyen türküyü tek başına değerlendirdiğimiz zaman hakkını vermek gerekir. Buyurun sizin yorumlarınıza bırakıyorum.
Torkul Göleti ve Yaylası Keşfi
Torkul Göleti’ne ulaşıncaya kadar nereye gideceğimi bilmiyordum. Yol boyunda aracıma aldığım bir otostop grubunun önerisi üzerine Samandere istikametine doğru yol aldım.
Düzce’ye girdikten sonra yol tabelaları Samandere’ye kadar götürüyor. İlk durağım Samandere Şelalesi oldu. Burada fazla vakit geçirmedim. Birkaç ev sahibi dışında kimse yoktu. Yol üzerinde gördüğüm yayla tabelalarını takip ederek yayla keşfine çıktım. Tabelalarda en son ve en uzak yayla olarak Torkul Yayla’sını gösteriyor. Gide gide en sonunda Torkul Yaylası ve Göleti’ne ulaştım. Buraya gitmek istememin bir nedeni de isminden dolayı su ile ilgili bir sıkıntı çekmeyeceğimi düşünmem.
Torkul’a ulaşıncaya kadar gittiğiniz yol gerçek anlamıyla bir orman yolu. Yol üzerinde yürüyüş parkurlarıyla ilgili işaret levhalarının olması insana güven veriyor. Ancak araçla giderken hava durumu önemli. Temmuz ayında gitmiş olmama rağmen birkaç gün öncesinde yağmur yağrıdığı için bazı yerler çamurluydu. Çamurlu yolda ilerlemek beni zaman zaman zorladı. Hatta dönüş yolunda küçük bir çamura saplanma vakası da yaşadım.
Torkul göletine vardıktan sonra karşınızda bir nilüfer ve kurbağa cenneti buluyorsunuz. Biraz çevrenin büyüsüne kendimi bıraktıktan sonra akşam için hazırlık yapma arayışına girdim. Nereye gideceğimi bilmediğim için yolda gördüğüm bakkallarda durmamıştım. Öğrendim ki en yakın bakkal 25 km geride kalmış :)
Merkez Beyköy’e geri dönüp bakkal alışverişini yaptıktan sonra tekrar gölete geldim. Aynı gün içerisinde iki defa orman yolculuğu yapmış olmak da ayrı bir keyif verdi. İkinci çıkışım biraz daha bilinçli olduğu için çevreyi daha iyi inceleme imkanım oldu.
Küçük bir ilçede ve yaylada olduğunuzu unutmadan temel ihtiaçlarınızı (ilaç, ilkyardım çantası, temizlik malzemeleri vs) yanınızda bulundurmanızda fayda var. Burada telefon da çekmediği için acil durumlarda zorlanabilirsiniz. Telefon ihtiyacınız olduğunda yaklaşık bir km yukarı yada aşağı gitmeniz gerekiyor.
Yol boyunca ve yaylanın yakınındaki yolda sıkça ağaç kamyonlarının geçtiğini görmeniz çok normal. Burada endüstriyel olarak da ağaç yetiştiriliyor. Kesim dönemi gelmiş ağaçları kesilmiş ve yüklenmeye hazır vaziyette yol kenarında bulmanız çok doğal.
Göletin çevresi yaylacıların sıklıkla uğradığı bir yere benziyor. Muhtelif yerlerde kamp ateşi kalıntıları var. Ağaçlardan yapılmış köşe takımını görünce keyfin sınıf tanımadığını anladım. İnsanlar üşenmemiş göletin kenarına ağaçlardan doğal bir köşe takımı işlemişler. Geceyi bu takımın üzerinde geçirmeyi düşündüysem de sonradan vazgeçtim.
Birkaç km’lik çevresi olmasına rağmen gölet çevresi fotoğrafçılar için çok zengin bir yer. Gölet çevresinde kestane, kayın, gürgen gibi onlarca çeşit ağaç var. Yeşilin tüm tonları arasında panaromik bir fotoğraf çekme imkanınız var.

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Blogunuza Ziyaretçi Kaybettiren 5 Hata
Okuduğum bloglarda en çok karşılatığım şey okurken bu yazıyı neden okumaya başladığımı unutmak oluyor. konunun benim hafızamla da alakası olabilir ancak ben öyle düşünmüyorum.
Uzun yazılar yazıp araya her şeyi sıkıştırmak sayfa görüntüleme sayınızı arttırmaya yarayabilir. Sayfa görüntüleme demek adsense tıklaması ve nakit para demek. Ancak bu bana büyük bir risk gibi geliyor. Bu şekilde daimi takipçilerimizin olmasını bekleyemeyiz.
Bir blog öncelikle kar amacı gütmeyen kurum gibi çalışmalıdır. Okuyucuma bu yazının sonunda ne katabilirim, zihninde neleri aydınlatabilirim düşüncesinde olmalıdır. Çok iddialı ve özlü konuşuyorum ama kırk tane blog açıp kapatmış biri olarak benim de söyleyeceklerim var. Bu öz güveni kendimde görüyorum.
Bloggerlara ziyaretçi kaybettiren en önemli 5 tespitim şöyle,
Yön Levhaları
Şehirler arası bir yolculukta size yön gösteren tabelalar ne kadar faydalıysa, gideceğiniz yeri bulma konusunda size ne kadar çok yardımcı oluyorsa blogunuzdaki menü butonları da ziyaretçilerimiz için aynı öneme sahip.
Menü oluşturma, yazılarınızı doğru tasnifleme, kolay ulaşılabilme konularına önemle eğilin. yapmış olmak için menü yapmayın. Bu en kötüsü. İzmir tabelasını takip ederken Sivas’a çıktığınızı bir düşünün.
Görsellik Önemli
Bildiklerinizi anlatmanız bir yere kadar önemli. Okuyucunuzun zihninde anlatmak istediğiniz ile aynı görüntüyü oluşturabilmek için görselleri kullanın. Bir yazıda oluşturamadığınız görüntünün on mislini basit bir görsel bir anda okurun zihnine resmedebilir.
Yazılarda görsellerin etkisini anlatan şu yazı ve infografiği incelemenizi öneririm.
Organik Beslenin
Dikkatinizi yazınızın ana konusuna verin. Arama motoru uygunluğunuzu (SEO) denetleyin. SEO araçlarından faydalanın ancak öncelikle organik içeriğiniz varsa SEO’ya yatırım yapın. İçeriğiniz yoksa gelen ziyaretçi geldiği gibi arkasına bakmadan gidecektir. Sayfanıza korsan hit çekmek için çabalayıp alan adınızın adını lekelemeyin. Google gerçekten akıllı. Böyle bir trafiğe sahipseniz sizi arama sonuçlarında arkaya atmaya hiç çekinmeyecek ve adsense reklamlarında da cimri davranacaktır.
Büyümenin sağlıklı olması için ayrıca fotoğraflarınızın kalitesi ve boyutları arasında optimum bir orantı kurmaya özen gösterin. Ziyaretçilerimiz sayfalarınızın açılması için değil dakikalarca saniyelerce bile beklemek istemeyecektir. Bir ziyaretçinin siteden ayrılmadan sayfada kalmak için ortalama olarak kaç saniye dayanacağına dair elimde bir istatistik yok ancak siz de kendi tecrübelerinizden, Google anaytlics okumalarınızdan kendi tahminlerinizi yapabilirsiniz.
Kendiniz Olun
Kendi aksanıyla konuşan bir Ege veya Anadolu insanı İstanbul Türkçesi ile konuşmak için kendisini zorlayan birisine kıyasla çok daha samimi görünecek ve size güven verecektir.
Size blogunuzda “hadi gari geziverelim” şeklinde cümleler kurun demiyorum. Kendi kelimeleriniz olsun. Okuduğunuz bir yazıda geçen bir hikayeyi paylaşacaksanız da kendi cümlelerinizle tekrar yazın. Kopyala yapıştır yapmayın.
Öyle olduğunda yazınız daha etkili olacak, insanlar yazınızdan feyz alacak, harekete geçme olasılığı daha çok artacak. Bir insanı yazınızla harekete geçirebilmiş ve hayatında bir değişiklik yaratabilmişseniz bu iş olmuştur.
Ziyaretçilerinize Sıkı Sıkı Tutunun
Bir müşteri dükkanımızdan bir şeyler almışsa onunla ilgili başka şeylerde alma potansiyeli var demektir. Sadece ne alması gerektiğini birisinin ona hatırlatması gerekir. Tecrübeli tezgahtarlar bu işi iyi yaparlar. Alış veriş sitelerinde gördüğünüz bunu alanlar şunlar da aldı diye gösterilmesi hep bu nedenledir. Siz de okurlarınıza yazılarınızı sattığınıza göre onların daha çok okumaları için onların ilgilerini çekebilecek başka yazılarınızı onlara gösterin.
Ayrıca bir blog için olmazsa olmaz dediğim şeyleri “Yeni Bir Blog İçin Olmazsa Olmazlar” başlıklı yazımda bulabilirsiniz.
16 Devlet Yönetim Sistemi
Son yıllarda neredeyse ilahi bir düzen gibi sahiplenilen demokrasi bir devlet yönetim sistemidir. Yöneticilerini, yöneticilerin seçtiği yada seçtiğini zannettiği bir yönetim sistemi. Ancak tek ve kutsal yönetim sistemi bu değildir. Türlü türlü yönetim sistemleri uygulanmıştır ve uygulanmaya devam etmektedir.
bu yazımda bunları derlemek istedim. Aklıma gelen 16 tanesini burada birer ikişer cümle ile paylaşmak istedim. Muhakkak birçoğunu bir yerlerden duydunuz, kimine sempatiniz kimine antipatimiz olabilir. ancak bugün bir yerlerde bazı insanlar size aşağıda çok garip ve mantıksız gelecek olan yönetim sistemleri ile yönetiliyorlar.
Bir söz vardır ya halklar layık oldukları gibi bir yönetici tarafından idare edilir diye. Bu söz her aklıma geldiğinde biz nasıl bir suç işledik diyesim geliyor. Durduruyorum kendimi. Fatih Sultan Mehmet gibi, Mustafa Kemal Atatürk gibi kendilerine duacı olduğumuz nice liderlerin torunu olmaktan gurur duyuyorum. Son elli yılda başımıza gelenlerinse birer kaza olduğunu varsaymak istiyorum.
Neyse, özetle yeryüzünde en çok rağbet gören yönetim sistemleri şöyle;
Cumhuriyet : Hükumet, hür iradeyle aday olmuş veya belirli bir kesim tarafından aday gösterilmiş kişilerin halkın oyları ile seçilmesi şeklinde kurulur. Demokrasi : Demokrasi, halkın belirlediği kurallar anlamına gelir. Günümüzde bu terim politik sistem şeklini almıştır. Günümüzdeki anlamı ile demokrasi halk tarafından belirlenmiş kişilerin yine halk tarafından belirlenmiş kurallara göre halkı yönetmesidir.
Teokrasi : Teokraside yönetim din görevlileri tarafından Yaradanın (Allah, Tanrı, İlah…) belirlediği düşünülen kurallara göre sağlanır. Kurallar insanüstü bir merkezden belirlendiği için halk tarafından da kutsal olarak addedilir ve esasının değiştirilmesi söz konusu değildir.
Otokrasi : Yönetim güç sahibi belirli bir zümrenin elindedir. Güç bir kişinin elindedir ve kararları ile halkı dizginleme eğilimi vardır. Teokrasi : Yönetim gücü bir kısım bilim ve teknik insanın elindedir. Yöneticiler teknik yeterlilik ve becerilerine göre belirlenirler. Genellikle kişisel güç ve varlıkları çok etkili değildir.
Faşizm : Tüm kontrolün tek bir kişinin elinde olduğu bir yönetim sistemidir. Farklı kültür ve davranış tiplerine tahammülü yoktur. Tek tip halk ideali üzerine kuruludur.
Anarşi : Anarşi, yasanın olmaması üzerine kuruludur. Düzensizlik ve kanunsuzluk en büyük besin kaynağıdır. Genellikle mevcut hükumetin başarısızlığı sonucu ortaya çıkar.
Monarşi : Yüksek otorite sağlamış tek bir kişinin hükümranlığında yürüyen yönetim biçimdir. Genellikle krallık, padişahlık gibi sistemlerdir. Yürütme gücünün kimde olduğu çok net değildir.
Oligarşi : Azınlıkların belirlediği kurallara göre yönetim. Belirli bir aile, holding gibi güç sahibi bir azınlık tarafından belirlenen kuralların esas olduğu yönetim sistemi.
Plütokrasi : Genellikle zengin bilim insanları diye bileceğimiz bir zümre tarafından belirlenen kurallara göre yönetim. Yönetim kurallarının esası da genellikle akılcılığı dayanır.
Tiran : Anayasa ve hukuk kurallarını tanımayan önderler tarafından yönetilmek. Liderler, gerek kendi halkına gerekse diğer halklara zulüm etmekten geri durmazlar.
Totaliter : Tüm kontrolün tek bir merkez elinde tutulduğu yönetim sistemidir. Diktatörlüğe giden ilk adım olarak düşünebiliriz. Bireysel özgürlükler sınırlandırılmıştır.
Federasyon : Ülke içinde küçük ülkeler barındırmak gibidir. İçişlerinde bağımsız dış işlerinde merkezi devlete bağımlı yönetim birimleri gibi düşünülebilir.
Komünizm : Devlet, endüstri üzerinde tek söz sahibidir. Halk eşit miktarda üretim sorumluluğunu yerine getirmekle yükümlüdür. Sınıf ayrımı ve üstünlük yoktur.
Cunta : Zor kullanarak yönetime el koyan tabaka demektir. Genellikle askeri bir grup kendi başına karar ve inisiyatif alarak yönetime el koyar.
Diktatörlük : Günümüzdeki kullanımı sınırsız yönetim gücü elde etmiş kişiler demektir. Diktatörler kendilerini hukuk kurallarını belirlemeye ve esnetmeye yetkili hisseder.
Kampa Gidiyoruz, Hazırlanın
Önümüzdeki günlerde ailecek bir kamp tatili yapmayı planlıyoruz. Her ne kadar memleketin en güzel yerleri beton otellerle dolduysa da daha fazlası kadar da niş kalmış yerler var. Orada otel olsa binlerce lira tutacak olan tatil masrafınızı çadır kurarak neredeyse bedavaya getirebilirsiniz. Üstelik emin olun beş yıldızlı otellerde bile bir o zevki alamayacağınızı taahhüt ederim.
Kamp yapmak deyince insanın aklına hep çile çekmek, doğada zorluklarla mücadele etmek geliyor. Bir noktaya kadar doğru olsa da eğer kampa giderken doğru ekipman ve yeterli malzemeleriniz varsa söylenen birçok zorluğun üstesinden gelmek çok kolay. Bunun için kampa gitmeden önce neleri almanız gerektiğini içeren bir listenizin olması çok önemli. Doğaçlama, son anda hazırlanmaya kalkarsanız kesinlikle bir şeyleri unutacaksınız. Yıllardır kamp yapıyor olsanız bile unutacağınız bir şey olacaktır muhtemelen.
Ya kamp malzemeleriniz her zaman arabanızın bagajında veya belli bir yerde sabit olacak ya da şimdi yapmaya çalıştığım gibi sizin de kendinize ait bir hazırlı listeniz olacak.
Barınma & Uyku
Çadır. Büyük aile çadırınız varsa ve içerisinde uyku için ayrı bir bölmesi olursa çok güzel olur. Quechua’nın bizdeki bu modeli çadır içinde çadır mantığıyla yapılmış. İçerisinde yalıtılmış bir bölme var. Sadece yatacağınız zaman fermuarını açıp içeri giriyorsunuz. Böylece sinekler uzak rahat bir uyku uyuyabiliyorsunuz.
Katlanabilir sandalye.
Uyku tulumu. Yaz günleri uyku tulumu da olabilir. Üzerinize örtebileceğiniz birşeyler de olsun yanınızda. Hem uyurken hem akşam serinliğinde yardımı olur.
Yastık.
Kıyafet
Hafif ve su geçirmez bir ceketiniz olsun muhakkak.
Yürüyüş ayakkabıları.
Kamp bölgesinde ve daha sakin yürüyüşler için terlik, sandalet vs.
Çorap.
Uzun kollu iç giysi.
Şort ve pantolon.
T-Shirt.
Pijama.
Güneş gözlüğü.
Güneşten korunmak için şapka.
İlk Yardım ve Güvenlik
İlkyardım çantası.
Güneş kremi.
Sinek/Böcek savar.
Ağrı kesici ilaç.
Düdük.
Böcek ısırmalarına karşı ilaç.
Cep telefonu ve yedek şarj cihazı.
El lambası ve yedek pil/batarya.
Alerji ilacı.
Bant.
Çok amaçlı çakı, bıçak.
Acil durumda arayabileceğiniz kişilerin numaraları bir kağıtta yada not defterinizde olsun. Artık insanlar neredeyse kendi numaralarını bile bilmiyorlar. Cep telefonunuzun şarjı bittiğinde bir başka telefon kullanmanız gerektiğinde numarayı hatırlayamamak durumunda kalmayın.
Nakit para.
Ayı savar sprey (Bunu bir yerde gördüm. Sadece kendim için hatırlama amaçlı not aldım. Bir yerlerde görürsem bulunsun diye alacağım).
Yemek
Kamp ocağı ve yakıt. Aracınızla gidiyorsanız pikik tüpü ideal bir çözüm olabilir.
Çakmak.
Kap kacak.
Bulaşık yıkama için leğen/kova.
Çöp poşeti.
Kağıt havlu.
Çok amaçlı aletler, şişe açacağı, konserve açacağı, bıçak vs.
Termos.
İçme suyu.
Aluminyum folyo.
Atıştımalık kuruyemiş, çerez, bisküvi, çikolata vs.
Baharatlar.
Bitki çayı (dilerseniz kahve vs).
Yapmayı düşündüğünüz yemek için ihtiyacınız olacak sebze, et vb ihtiyaçlar.
Kişisel İhtiyaçlar
Temiz kıyafet ve havlu.
Şampuan.
Sabun.
Diş fırçası ve macunu.
Tuvalet kağıdı.
Islak mendil.
El dzenfektanı.
Su matarası.
Fotoğraf makinası.
Kitap.
Defter ve kalem.
Vakit geçirmek için küçük eğlencelikler (bulmacai oyun vs).
Yeni Bir Blog İçin Olmazsa Olmazlar
İnternette blog nasıl açılır, yeni başlayan blogger’lar için bilmem kaç ipucu, olmazsa olmaz araçlar nedir vs başlıklı milyon tane yazı ve bu konya has bloglar varken bu konularda yazmaktan hep imtina etmişimdir.
Ancak durup düşündüğünde ben de bir blog yayınlıyorum, bugüne kadar belki kırk küsür tane internet sitesi, blog açıp kapattım. Kendime göre tecrübelerim var. Nispeten güçlü olduğum alanlardan bir tanesi. En nihayetinde kendimce bir blog projesinde yapılacaklar ve dikkat edilmesi gerekenler listesi (checklist) oluşturmaya niyet ettim. Bu listeyi şu an okumakta olduğunuz blog için de gün be gün uyguluyorum.
Aşağıdaki maddeler bu blogu hayata geçirirken uyguladığım değil uygulamayı düşündüğüm maddeler. Dolayısıyla sen buraya yazmışsın ama senin sayfanda bunun esamesi yok demeyin lütfen. Bunun için düzenli olarak ziyaret etmenizi ve gelişmeleri canlı olarak izlemenizi tavsiye ederim.
Genel Başlıklar
Güvenilir bir hosting firması bulun. İngilizceniz varsa ve yeni başlıyorsanız ilk adresiniz Godaddy olsun derim.
Tutkuyla yazabileceğiniz bir alışkanlığınız, hobiniz, amacınız olsun.
Niş alanlar tespit edin ve üzerine yürüyün. İlklerden birisi olduğunuzu düşünüyorsanız yıllarca sabredebilin. Bunu acı bir tecrübe olarak söylüyorum.
Kullanışlı bir içerik yönetim sistemi kullanın. Wordpress çok esnek ve kullanımı çok kolay. Ancak ben sadeliği ve pratikliği nedeniyle Tumblr tercih ediyorum. Eğer biraz html bilginiz de varsa Tumblr bence çok daha kullanışlı.
Tutarlı ve istikrarlı olun. Bir yazma takviminiz olsun.
Araştırma ve yeni şeyler öğrenmeye vakit ayırın.
Sayfanızda, hakkımda, iletişim gibi temel sayfalar kesinlikle olsun. İçlerini hakkını vererek doldurun.
Kendi motivasyon kaynağınızı bulun.
Düzenli olarak yedek alın.
Görsel Konusu
Flash uygulamalarından kaçının.
Sayfanızda kesinlikle bir arama kutusu bulunsun.
Sade bir menü tasarımınız olsun.
Esnek bir sayfa tasarımınız olsun.
Doğru renk kombinasyonlarını kullandığınızdan emin olun. Bunun için internette birçok yardımcı kaynak var. Onlardan faydalanın.
Kendinize has bir “404″ sayfa tasarımınız olsun.
Ziyaretçileriniz istediklerinde kolayca çok eski içeriklere ulaşabilsinler. Sayfa numaralandırma ve ulaşım basit olsun.
Yaratmak istediğiniz imaja uygun bir sayfa tasarımınız olsun. delikanlı abinin şeker kız candy’li teması olmaz.
En çok okunan yazılar adında bir sidebar uygulamanız olsun.
ziyaretçiniz bir sayfada iken aynı konuyla alakalı diğer yazdığınız yazılarınızı önerebilecek akıllı bir “buna da göz atın” uygulamanız olsun.
Sayfanızın farklı cihazlarda da verimli bir şekilde çalıştığından emin olun.
Kullanışlı bir yorum yönetme sisteminiz olsun.
Site haritanız kesinlikle olmalı.
Sitenizi google’a doğrulatın.
İçerik Süsleme
Başlıklarınızı özenle seçin. Anahtar kelimelerinizden bir tanesi başlık içerisinde yer alsın.
Paragraflarınızı kısa tutun.
Alt başlıklar kullanın.
Konuyu özetleyen ve kolay okunabilir listeler oluşturun.
Özgün bir içerik oluşturup oluşturamadığınızı CopyScape ile kontrol edin.
Sıkıcı olmayacak kadar görsel kullanın. Görsele boğmayın ama en can alıcı vuruşu görselle yapacağınızı da unutmayın.
Anahtar kelime sayısı 3-4 taneden fazla olmasın.
Elektronik imza kullanın. Biliyorum ücretli olduğu için çok yaygın değil ancak uzun vade yaşayacak bloglar için önemli.
İlgi Çekme
İçeriğiniz orjinal olsun. Kopyala yapıştır yaparsanız herkes anlar. Hele ki zamane çocukları google ile doğup büyüdü. Onları yabana atmayın.
Mesleki terimlerden uzak durmaya çalışın. İçeriğinizi örneklerle zenginleştirmeye çalışın.
İnfografik oluşturmaya çalışın. İnternette kolayca infografik oluşturabileceğiniz uygulamalar var. Onu da beceremiyorsanız google konuyla alakalı bir infografik bulup onu paylaşın.
İnsanlara ücretsiz bir şeyler sunmaya çalışın. Ziyaretçilerinize gerekiyorsa kendi cebinizden hediye dağıtın. Bunu doğru yaparsanız google adwords’ten daha etkili bir reklam olur.
Anket, yarışma, kamuoyu yoklaması yapın. Tabi 3-5 ziyaretçisi olan bloglar için fazla lüks olabilir. ancak ziyaretçi sayınız arttıkça bunları uygulamaya alın.
İnsanları yazınızı okudukları anda harekete geçirebiliyorsanız bu iş olmuştur.
Yazınızı yayınlamadan önce siz okuyun. Dil kurallarına uygun olsun. Noktalama işaretlerine dikkat edin.
Kendinize bu yazıyı başkası yazmış olsaydı ve ben okusaydım bir şeyler öğrenmiş olur muydum, beni tatmin eder miydi diye sorun.
SEO Dedikleri
Sayfanızdaki kırık linkleri kontrol edin.
Resimlerinizde ALT etiketi kullanın.
Google Authorship’e kaydolun.
En fazla 4 anahtar kelime olsun diye tekrar belirteyim.
Yazılarınızda dahili bağlantılar kullanın. yeni yazmaya başlıyorsanız zorlanabilirsiniz. Ancak içeriğiniz artmaya başladıkça yeni yazılarınızda eski yazılarınıza atıfta bulunun.
Standart bir URL sisteminiz olsun.
URL’leriniz kısa ama açıklayıcı olsun.
Performasınızı takip etmek için google analytics şart.
Google webmasters’a kaydolun. Sitenizi hem www ön uzantısı ile hem de www ön uzantısı olmadan kaydedin.
Sayfalarınızda her şey dahil en fazla 100 tane link bulundurun. Neden bilmiyorum ama bunu birçok yerde okudum.
Sayfanızın açılma hızını takip edin. İnternette bununla ilgili de araçlar mevcut.
Meta Tag’lardan faydalanın. Yazınızın başlığı 65 karakter, açıklama kısmı 156 karakter olsun.
Sosyal Medya
Paylaş butonlarınız olsun.
Resimleriniz için pinterest paylaş butonu kesinlikle olsun. Pinterest tahmin ettiğimden çok daha kullanışlı bir paylaşım sistemi çıktı.
Ben bugüne kadar Türkçe siteler için büyük bir faydasını görmedim ama konunun uzmanı yerler genellikle tavsiye ediyorlar. sosyal bookmark sistemlerine abone olun. İçeriğinizi buralarda paylaşın. Reklamın iyisi kötüsü olmaz derim.
Sosyal medya hesaplarınızla blogunuzu entegre edin.
sosyal medya hesaplarınızı yönetebileceğiniz araçlar kullanın. Sosyal medya aktiflik derecelerinizi takip edin. Klout, Hootsuite, Buffer vs.
E-Bülten oluşturun. Ziyaretçilerinizin e-posta adreslerini toplayın.
Ziyaretçilerinizi sayfanızdaki yeni yazılardan haberdar olabileceği bir sistem kurun.
Yazılarınızı popüler #hashtag’lerle paylaşın.
İlişkilerinizi Canlı Tutun
Okuyucularınızla iletişim içerisinde olun.
Başka bloglarla link ve yazı alışverişinde olun. Bu açıdan her türlü tekliflerinize açık olduğumu belirtmek isterim. Bu yazıyı buraya kadar okumuşsanız muhtemelen ciddi bir blogger yada adayısınız.
Sürekli takip ettiğiniz bloglar olsun.
Bu Yaz Faydalı Şeyler Yapın
Bütün bir yıl çalışıp koca bir yılın yorgunluğunu, stresini atmak için iki haftalık bir yıllık izin hakkınız var. Bu önermenin büyük çoğunluğumuz için geçerli olduğunu düşünüyorum. İster bir patron şirketinde çalışsın, ister kurumsal bir şirkette çalışsın isterse kendi işinin patronu olsun. Koca bir yılın yorgunluğu iki haftada gider mi? Hatta bazılarımız için iki haftalık bir yıllık izin planı bile rüya. En son ne zaman iki hafta veya daha uzun süreli bir tatil planı yaptınız? Bugün yılın stresini atmak için yıllık izninizi beklemeden de atabileceğiniz, yaz aylarınızı verimli geçirebileceğiniz birkaç etkinlikten bahsedeceğim.
1. Fotoğraf Çekme Yeteneğinizi Geliştirin : İster iphone ile ister üstün özelliklere sahip bir DSLR fotoğraf makinesi ile fotoğraf çekiyor olun. Fotoğraf çekme tekniğinizi geliştirmek için küçük ipuçları öğrenebilirsiniz. Youtube üzerinde bunun için çok güzel kanallar var. Bu kanallar sayesinde orta seviye bir fotoğrafçılık kursuna gitmiş kadar bilgi ve beceri sahibi olabilirsiniz.
2. Spor Yapın : Spor ve fitness uygulamalarının çok işe yarayacağını düşünmeyenlerdendim. Ön yargılı olmamda daha önce denediğim birçok uygulamanın çok vasat oluşu etkilidir. Ancak bir süre önce Sworkit adlı uygulamayla tanıştım. İnanılmaz etkili. Gerçek bir danışman ile birlikte çalışıyormuşçasına faydalı. Sizi çok güzel yönlendiriyor. Sizde, birisinin rehberliğinde spor yapıyormuşsunuz hissini uyandırabiliyor.
3. Daha Çok Su İçin! : Sadece masa başında çalışanlar değil. İş dünyasının herhangi bir yerinde kendisini kapitalist düzene teslim etmiş olan bizler için su içmek dahi bir zaman kaybı. Kendimden biliyorum, yemek yerken daha fazla zaman harcarsam akşam daha da geç çıkmak zorunda kalırım. Bu sebeple yemek molalarını mümkün olduğunca kısa tutmaya çalışırım. Hal böyle olunca insanın aklına iş yerinde kendisi için bir şeyler yapmak çok az geliyor. Telefonunuza hatırlatma kurun, masanızda sürahi bulundurun, ne yaparsanız yapın daha fazla su için.
4. Yazmaya Başlayın : İster blog tutun, ister defterinize notlar tutun. İster renkli kalemlerle güzel resimli notlar olsun ister hızlı bir şekilde tek düze yazılmış uzun metinler olsun. Bir şeyler yazın. Söz uçar yazı kalır. Yazmak zihni sadeleştirir. Resmi net görmenizi sağlar. Yazmak en çok sizin kendiniz için bir ihtiyaç. Paylaşırsanız eğer birileri de faydalanabilir ama önce kendiniz için yazın.
5. Cilt Bakımınıza Özen Gösterin : Benim sizlere böyle bir şey öneriyor olmam ne kadar doğru bilmiyorum ama bu yaz kişisel cilt bakımıma önem vereceğim. Cilt bakım kremleri, güneş kremler, gözaltı kremleri vb bunları hep para tuzağı olduğunu düşünüyorum. Bunlara mecbur kalmadan da bitkisel yollarla cildinizin sağlığına katkıda bulunabilirsiniz. Bitkisel maskeler yapın, doğal kremler alın, bakımınıza önem verin.
6. Rutin Dışı Faaliyetler Planlayın : Hiç kimsenin aklında yokken bir cumartesi sabahı hafta sonu seyahatine çıkma kararı verin. Hatta bugün günlerden cuma ise bunu yarın sabah yapın. Her gününüz, tüm hafta sonlarınız “copy” ve “paste” olmasın. Size özel olsun.
7. Arayışta Olun : Yeni fırsatlar arayın, yeni ev arayın, yeni araba arayın, yeni müzik albümü arayın, yeni bloglar arayın, sahaflarda bulunması kolay olmayan kitaplar arayın. Aramalarınızın sonunda kendinizi bulun.
8. TED Talks izleyin – Bizim başbakan bu teknolojiyi alıp kullanacaksın, bunu yapmaya çalışırsan mazallah kafayı sıyırırsın diyedursun. Dünya nelerle uğraşıyor, ne yenilikler var takip edin. TED Talks aklınızın hayalinizin almayacağı derecede zihin açıklığı sağlayabilir.

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Muhammed Ali
Dün vefat eden Muhammed Ali’yi yazmak istedim bugün. Boksör kimliği ve biraz da aykırı çıkışları ile hepimizin bildiği o Muhammed Ali’yi anlatmak yerine eğer bugün kırk yaşlarında bir siyasetçi olarak meydanlarda olsaydı nasıl bir dünya için savaşırdı sorusunu soracağım.
Emekli devrimci Fidel Castro gibi dişli bir devrimci kişiliğe sahip olacağız hiç şüphe götürmez. İslamı yeniden o şanlı günlerine taşımak üzere canını dişine takıp çalışırdı muhakkak.
Kendine has felsefesi olan Muhammed Ali aynı zamanda hazır cevaplığı ile dikkatleri üstüne çekmiştir. Zamanın neredeyse tüm Amerikalı yazarlarının “hain” nitelemesine aldırmadan “Bu benim savaşım değil.” ve “Vietnamlılar bana hiçbir kötülük yapmadı. Onlar benim düşmanım değil. benim düşmanım sizlersiniz” diyerek Amerika adına Vietnam’da savaşmayı reddetmişti.
Ya her şey mümkün olsaydı diyorum ben de? Dünyanın çok daha yaşanabilir bir yer olacağından eminim. Düşünsenize yeryüzündeki neredeyse tüm savaşların baş müsebbibi kötülük eğil de iyilik düşünüyor. İnsanların daha adil bir dünyada yaşaması için çabalıyor.
Muhammed Ali’nin bugün sosyal medyada türlü türlü fotoğraflarla paylaşılan sözlerini okuduğumuzda gayet normal sözlermiş gibi geliyor olabilir. Ne varmış zenciysen diyebilirsiniz.Ancak bu sözleri söylediği dönemde Amerika’da insanlar sadece zenci oldukları için kesiliyordu. Bir de müslüman zenci olduğunuzu düşünsenize. Hoş zenciler olmasa da maalesef müslümanlar hala (zihnen) Amerikalı insanlar tarafından kesilmeye devam ediyor.
Allah rahmet eylesin özü sözü bir insan...
Beyaz Zambaklar Ülkesinde
Bugün size bir dönem Türkiye’de Kuran-ı Kerim ‘den sonra en çok okunan bir kitaptan bahsetmek istiyorum.
Kitap, etnik ve dini neredeyse hiçbir ortak özelliğimizin olmadığı bir yeri konu alıyor. Konusu, bugün eğitim sistemi dillerde dolaşan, dünyanın en iyi eğitim sistemine sahip olduğu kabul edilen Finlandiya’nın gerçekleştirdiği kültür devrimi.
Yazar Grigory Petrov’un Finlandiya seyahatlerindeki gözlemlerinden oluşan bu kitabın konusu bir İsveç sömürgesi olan ülkenin kısa bir süre içerisinde nasıl eğitim ve kültür alanında büyük atılımlar gerçekleştirdiğini konu alıyor. Kitabın büyük bir bölümü devrimin öncüsü Snelman’ın halka hitaben yaptığı konuşmalarından oluşuyor.
Eğitim, askeriye, köylüler, din adamları, aile, futbol gibi başlıkları olan kitapta okuduğumda duygularıma tercüman olmuş dediğim en önemli bölüm futbol olmuş. Yazar, futbolun bir kitle afyonu olarak gençliğe ne derece zararlar verdiğini çok güzel gözler önüne sermiş. Kitapta, iri kaslı bacakların değil, zekanın önemine vurguluyor. Snelman’ın gençlere Herkül gibi, vücudu büyük ancak kafası küçük birer heykel değil; Sokrates gibi beyni kafasının içine sığmayacak bilginler olmalarını öğüdünü paylaşıyor.
Atatürk, kitabı okuduktan sonra derhal Türkçe tercümesini yaptırmıştır. Kurtuluş mücadelesini verip cumhuriyet kurulduktan sonra sıra kültür ve medeniyette büyük atılımlar yapmaya gelmiştir. Bu açıdan bakıldığında Finlandiya’nın Beyaz Zambaklar Ülkesi olmadan önceki hali ile 1923 yılındaki Türkiye Cumhuriyeti arasında büyük benzerlikler bulunmaktadır.
Beyaz Zambaklar Ülkesinde yaşayan insanların yaptıkları özellikle, kıskanılacak derecede çağdaş bir medeniyet seviyesine ulaştığımızı düşünenlerimizi derinden silkeleyecektir. Ahlak, disiplin, çalışma azmi gibi kavramların içini boşaltıp yerini Dolar, Euro ve Türk Lirası ile dolduranlarla mücadele edenler için önemli bir motivasyon kaynağı.
Bu sebeple olsa gerek Atatürk, askeri okulların, liselerin müfredatlarına aldırmıştır bu kitabı. Bu kitabı okumayan, kitap hakkında kayda değer bir yorum getiremeyen hiçbir kimsenin öğretmenlik yapmaması gerektiğini düşünüyorum. İleri gidecek olursam eğer, bu kitap eğitim fakültelerinde, ilahiyat fakültelerinde, askeriyede ayrı bir ders olarak okutulmalıdır.
Merhaba;
Bu sabah kızımla parka gittiğimizde salıncağın arkasında gördüğüm “Salıncaktan düşen bir çocuk hiç küser mi PARKA” yazısını okuduğum an beynimin içi hem yazının düşündürdükleri ile ilgili hem de yazıyı yazanla ilgili türlü sorularla ve cevaplarla doldu.
Salıncaktan Düşen Bir Çocuk Hiç Küser mi Parka
İnsan, sadece yukardaki fotoğraf üzerinden bir girişimcilik ve başarı zirvesi için konuşma hazırlayabilir. Günümüzdeki birçok kariyer ve girişimcilik sorunlarının temelinde bu sorunun cevabı yatıyor.
Tarihe malolmuş büyük düşünürler, ayınlar, felsefeciler, din insanları, liderler denemek, tekrar tekrar denemek, yılmadan denemek ve başarmak üzerine birçok özlü sözler hergün internette paylaşılıyor. Sözlerinin altlarında imzalarıyla.
İrlandalı yazar Samuel Beckett : Hep denedin, hep yenildin. Olsun. Bir daha dene, bir daha yenil, daha iyi yenil.
Amerikalı bir bilim adamı olan, bir çoğu halen otomobillerde kullanılan yüzün üzerinde patent sahibi Charles Kettering : Tekrar tekrar deneyip başarısız olmanız önemli değil. Önemli olan, deneyip başarısız olduğunuzda, tekrar denemeyi başarmanızdır.
Bunlar yakın zamanda okuduğum ve ilgimi çeken sadece iki örnek. Ancak çocuk parkında bir salıncağın sırtında yazılı bu soruda örneklem o kadar doğru yerden vermiş ki bugüne kadar söylenmiş bütün özlü sözlerden çok daha etkili olmuş.
Sorunun altında imza göremeyince isimsiz bir felsefecinin sorduğu bir soru mu yoksa sadece burada mı belirtilmemiş diye internette arattığımda farkettim. Aslında çok da yeni bir söz olmadığını. #Şiirsokakta hastagi ile birçok yerde yazan bir söz. İnternette ne kadar aradıysam da sahibini bulamadım. Aslında yine sahibi bilinmeyen, anonim bir söz.
İnternette benim baktığım açıdan bakmak yerine genellikle duygusal yaklaşılmış konuya. Heralde yayınandığı hashtag bunda etkili olmuştur diye düşünüyorum. Yoksa kendi duygusallığımdan şüphe edeceğim. Hayatım bu denli mi iş ve kariyer odaklı olmuş? Üzücü.
Selamlar, saygılar...
Yeni Başlangıçlar Güzeldir
Merhaba
Blog sayfama uzun bir aradan sonra tekra önem vermeye ve hakettiği ilgiyi göstermeye karar verdim.
Bu sayfa üzerinden en son yazı, fikir, düşünce, haber paylaşalı muhtemelen beş altı yıl olmuştur. Bu zre zarfında muhtelif zamanlarda muhtelif sayfalarda birtakım yazılar paylaştım. Farklı konularda bloglar açtı-kapattım. Kısacası boş durmamakla birlikte dikiş tutturabilen bir proje de hayata geçiremedim.
Şu an kendimi uzun süre başka şehirlerde bir düzen tutturma, daha iyi şartlarda yaşama gayesiyle gurbete gitmiş ancak gurbette umduğunu bulamayıp tekrar memleketine dönmüş bahtsız gibbi hissediyorum.
Ancak bu hissiyatım öyle çok da baskın değil. Esasında yeni başlangıçlar, ilk sözler önemlidir düşüncesiyle hareket ediyorum. Bu sebeple şu an yazacaklarıma çok dikkat etmek istiyorum. Hem samimi olmak, hem kendimi tam anlamıyla ifade edebilmek istiyorum. Hem basit olmamak hem de eksik bir nokta bırakmamak istiyorum.
Bu blogta başlıca hedefim gündeme dair (kimi zaman siyasetle ilgili, kimi zaman eğitim sistemimizle ilgili, kimi zaman ahlakımızla ilgili) düşündüklerimi, yakın zamanda başlamayı düşündüğüm felsefe eğitimiyle ilgili gündemimi, seyahatlerimi ve dünya turu hazırlığımızla ilgili gelişmeleri sizlerle paylaşacağım. Bu blogun kapsamını üç anahtar kelimeyle ifade edecek olursam gündem, felsefe ve seyahat olur.
Bu blogun ana çerçevesini çizerek bu yazıyı tamamlamak istiyorum.
Selamlar, saygılar…
Ahu Gözlüm...

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Evimin Hanımı, Yol Arkadaşım, Canımın Cananı
Hadi bismillah...