Elbette papatyalara , lavantalara ve kelebeklere bir Lizeta Kalimeri şarkısı eşlik edecekti.
Bakıyorum onlara. Çünkü insan bazen yaşadığını nabzından değil, bir çiçeğin hala açıyor olmasından anlıyor. Dünya bütün ağırlığıyla omuzlarına çökmüşken bile, onların renklerini bu denli yansıtmasına böyle güzel kalabilmesine hayret ediyorum. Radyoda umut var. ''En derin yaralar kapanıyorsa, en büyük acılar unutuluyorsa, neden korkulur hayatta, söyleyin bana' diye sesleniyor Candan abla.. Dışarda rüzgar var. İçimizde ise adını koyamadığımız uzun bir sessizlik.
Hastane koridorlarını sevmiyorum. Orada zamanın ayak sesleri yok. Dakikalar yürümüyor, insanın içine ağır ağır çöküyor. Beklemek, bazen en yorucu yolculukmuş. Keşke bir kelebeğin ömrüne sığacak kadar hafif olsaydı dünya. Bir papatyanın yaprakları arasına saklanacak kadar küçük olsaydı bütün korkularımız. Belki o zaman acı da yolunu şaşırır, bizi bulamazdı. Ama hayat, insanı en çok kaçamadığı yerden büyütüyor.
Şarkı devam ediyor ' elbette, bazen çiçek açıp, bazen solacağım'
Gözlerim papatyalarda kalıyor. Çünkü onlar kahverengi toprağa rağmen beyaz açıyor. - Öyle olmalıyım.. Kelebekler, gökyüzünü taşıyor kanatlarında. - Öyle olmalıyım, umutla. Hiçbir şeyi değiştiremeyeceğimi bildiğin halde, yine de güzelliğe inanmaya devam etmeliyim, usulca..













