Çok oldu, bu çok o kadar çok oldu ki, en başındaki anlamı bile taşımıyor artık. Bir kaç ucube sevgi sözcüğünün içinde, bilim insanı tavrıyla anlamlar aramayı özlerken oldu bu seferki çok. Neyi değil, neden aradığındır asıl önemli olan ve arayan, elbet mutlak bir yalnızlıkla yüzleşir. Yüzüne değenler, yüzüne değdiklerin, yüzülmüş bir surattan fazlası değiller şimdi. Aslında sürekli en yakınındaki insanın yüzüne bürünmüş yüzlerce yüzsüz bedenle yürüyorsun. Bu döngü öyle döndürüyor ki ruhunu, hangi halinle kimin karşısında durduğunu bile unutuyorsun çoğu kez. Neyin var sorusunun en net cevabıdır aslında “bir şeyim yok!” Herkes bir geçiştirme olarak algılasa da bu yanıtı, öyle değildir. Bir şeyi yoktur, gerçek anlamıyla ne kendisi, ne başkası, ne acısı, ne hüznü, ne de bedeni yoktur! Bu yalnızca olmayanların sahnesinde varmış gibi davranma temsilidir!
Duyanlar duymayanlara anlattılar. Sonrasında yeni duyanlar, yeni duymayanlara anlattılar. Sürekli anlattılar. Hep anlattılar. Herkes anlattı. Kim ne anladı, nasıl anlattı… Anlamlar anlamsız İlk acım, ilk yalnızlığım, ilk ölmeyi isteyişim Her şey, herkes sadece yalan…
zekrıd












