Masumiyetin yitimini felaket olarak görenler yaşamı da ölümle eşdeğer tutarlar. Zaman geçerken sanki gün be gün çürümüyor, yaşlanmıyor, ölüme gitmiyormuşuz gibi saflıklarını korumaya çalışanlardır asıl kaybedenler. İnsanın tutkuları vardır, arzularının esiridir o. Tutkulara söz geçirmek onları bastırarak değil kabul edip cesurca yaşayarak olabilir ancak.
Kasada ürünleri geçirirken uzun, şekilli parmaklı elleri titremese fark etmeyecektim onu. Akşam eve dönmeden evin yakınındaki üç harfli zincir markete uğramıştım. Ömrümün hüzünlü bir dönemindeydim. Hanımla ilişkimiz iyice monotona bağlamış, evde sıkça soğuk rüzgarlar esiyordu. İşte tam o sırada akşam alışverişini yapmış ödemeyi yapmaya hazırlanırken başı öne eğik kasiyerin titreyen elleri dikkatimi çekti. Daha önce görmüş müydüm onu? Görmüşsem de dikkat etmemiştim. Başında iki kat türbanı, bol üniforması ve önüne eğdiği yüzüyle cinselliğini belli etmemeye çalışır bir görünümü olduğundan şimdiye kadar dikkatimi çekmemesi normaldi. Gözlerimi yüzüne diktim, bana bakmamak için yüzünü sabitlemişti ürünlere ama heyecanı belli oluyordu. Güzel bir kızdı. Orta boyda, normal kilodaydı ama göğüsleri bol gömleğinin altında öne doğru kabarıklık yapmıştı. Ne kadar örtünüp kapatmaya da çalışsa, 20'lerinde bir kızın bütün masumiyetini de üzerinde taşısa, seksi bir kadın vardı karşımda.
"Poşet ister misiniz?" diye sordu yine yüzüme bakmadan.
"Kasa arkasından indirimli ürünlerimizden istediğiniz bir şey var mı?" dedi.
"Ne var indirimli" dedim. Kabuğundan çıkmak zorunda kaldı. Ürünleri sayarken yüzüme baktı. Korku ve heyecan aynı anda okunuyordu gözlerinde. Gizlemeye çalıştıkça aramızda garip bir çekim olduğu artık daha çok belli oluyordu. Saydığı ürünlerden birini seçtim. Dışa çıkık kalçaları da çok seksiydi. Bu kızla konuşmam, bir yolunu bulup görüşmem gerektiğini hem beynimde hem apış aramda hissediyordum. Huzursuz ev ortamından kaçışım da bu kızdaydı sanki, yeniden açık denizlerde tutku dolu seyahatler de...
Marketten çıkıp gerçek hayata döndüğümde evde beni bekleyen sıkıcı ortam aklıma geldi. Aslında bugün günlerden salıydı ve karımla rutine bağladığımız sevişme günümüzdü. Onun dışında evde beni heyecanlandıran bir şey yoktu. Canan benden önce eve gelmişti. Çocuklar artık büyüdüğü için çocukları evde beklerken yemeği ve evin işlerini de halleden kadın benden az önce evden çıkmış, oğlanlar da salonun ortasına serdikleri oyuncaklarını metazori oyuncak leğenine doldurmaya başlamışlardı. Yemek sonrası Canan dizisini izlerken ben büyük oğlanın okul projesine yardım ettim. Yardım lafta tabii, bütün projeyi ben yaptım mecburen.
Gece yatağa girdiğimizde ne yapacağımız çok belliydi. Karım ilişkimizde seks gittikçe az yer tutmaya başladığında bir arkadaşının tavsiyesine uymuş salı gecelerini sevişme gecemiz ilan etmişti.
Karım Canan kızıla boyattığı uzun saçları, saçlarıyla uyumlu beyaz yer yer çilli teniyle seksi bir kadındı. Hafif balik etiydi. Yavaştan sarkmaya başlasa da hâlâ yalamaya doyamadığım ve uçları yanlara bakan memeleri, geniş yayvan kalçaları ama asıl alımlı tavırlarıyla çok havalı bir kadındı. Haftada bire düşmüş olsa da cinsel hayatımız idare ederdi ama asıl gittikçe muhabbetimiz yürümez olmaya başlamıştı. Oğlanlar olmasa şimdiye çoktan boşanmıştık.
Arkadan sarıldım karıma. Kulağını öpüyor ve kulağına onu ıslattığını bildiğim lafları söylüyordum: "Babasının bir tanecik kızı! Özledin mi babacığı bakalım?" Hiç sorgulamadım karımın daddy issues'unun temellerini ama evliliğimizin daha başlarında bunun onu nasıl tahrik ettiğini fark etmiştim. Bir dönem başka fanteziler de denedik ama saplantılı şekilde karım en çok bu baba kız fantezisinden tahrik oluyordu. Gerçek hayatta dominant bir kadındı; oysa yatakta babasının biricik kızı olmak ve uslu uslu onu sikmem bunca sene sonra hâlâ sırılsıklam olması için yetiyordu.
Alttaki elimle göğsünü avuçladım. Arkadan sikimi kalçalarına dayamışken yavaş yavaş geceliğini yukarı sıyırmaya başladım. O dolgun bacaklarını okşayıp göt yanaklarına ulaşınca artık ben de iyice tahrik olmaya başlamıştım. Pijamamı sıyırıp sikimi bacak arasına yerleştirdim. "Bugün babacığı uslu uslu bekledin mi?" dedim en baskın sesimle. "Evet" dedi uslu bir sesle. "Babacık da seni çok özledi. Bak nasıl istiyor seni". Boynunu yalarken arkadan ona sahip olmamı bekleyen kuzu gibi hali çok tahrik ediciydi. Sikimi bacaklarının arasında oynatıyor arada amının ağzına getirince yavaşça sokar gibi yapıyordum. "Madem uslu kızdın babacık da seni ödüllendirir."
Dayanacak hali kalmamıştı. Kendisi elini atıp sikimi tam amına getirdi ve içine soktu. Sokmasıyla "Oh! Babacığım!" demesi bir oldu. Artık benim de ön sevişmeyi uzatacak halim kalmamıştı, sertçe sokup gidip gelmeye başladım. O sıcacık amının içinde gidip gelirken aklıma marketteki kız geldi. İsmini bilmiyordum ama karımın göğüslerini avuçlarken akşam o bol gömleğin altından belli olan göğüsler vardı aklımda. Bu beni daha da azdırdı, daha sert sikmeye başladım. Karım kendisinden büyük erkek tarafından sikilme fantezisini yaşarken ben de genç kasiyeri hayal ediyordum. Onu da böyle altıma almak, saatlerce o amına pompalamak istiyordum.
Karımın inlemeleri arttı ben sert sert sikerken. "Babacığım. Uslu durdum yavaş lütfen!" dedi yüksek sesle inlerken. Sonunda elimle ağzını kapatmak zorunda kaldım oğlanlar duymasın diye ama yine de inlemeleri odaya yayılıyordu. "Canım kızım, babacık çok seviyor seni böyle sikmeyi" dedim. Kucağımda masum masum söz dinleyip kendini siktiren karım gitmiş kasiyer oturmuştu şimdi sikimin üstüne.
Yastığımı amının önüne koyup yüzükoyun çevirdim karımı. Götü yastıktan dolayı yukarı çıkmış kafası yastığına gömülmüştü şimdi. Elimle kalçasını ayırıp tek seferde soktum dibine kadar. Yastıkta boğuldu neyse ki çığlığı. Altımda sikerken arada "yavaş... yavaş..." sesi geliyordu boğuk bir şekilde ama duracak halde değildim. Zihnimde o genç kızı almıştım altıma ve hızla sikiyordum o genç amını. Karım birazdan inlemeye başladı. Boşalma inlemesiydi bu, yıllardır biliyordum ne şekilde boşaldığını, şimdi bir yandan vücudu kasılırken amının içindeki sikimi sıkıyor öbür yandan inlemelerini yastıkta boğuyordu. Ben son sürat sikmeye devam ederken o baygın şekilde altımda yatmaya başlamıştı. Benim de dayanacak halim kalmayınca dibine kadar sertçe vurup boşalmaya başladım karımın amına. Dört gün önce ofis tuvaletinde otuzbir çektiğimden beri biriken döllerimi boşalttım içine. Korunduğu için rahattık.
Boşalınca altımda ezmemek için yana devirdim kendimi. Karım hafiften kendine gelince "yavaş yapsana oğlanlar duyacak!" dedi kısık bir sesle. "Duymazlar! Uyuyor eşşoğlu eşekler merak etme." dedim çok da siklemeyip. Gözümün önünde türbanlı kasiyer vardı, başka bir şey düşünecek halde değildim. Karım kaç haftadır sikmediğim kadar sert siktiğim için keyifli olduğundan uzatmadı, pazuma öpücük kondurup ebeveyn banyosuna gitti. Duştan sonra ikimiz de keyifli bir şekilde uyuduk.
Artık her akşam iş dönüşü markete uğruyordum. Ufaktan sohbet etmeye çalışıyor ama kızın ağzından kerpetenle laf alıyordum. Sonunda bir akşam iş çıkış saatine denk getirip peşine düştüm. Marketten bir çocuk, kızı otobüs durağına bıraktı sonra yürüyüp devam etti. Olabildiğince korkutmamaya çalışıp yaklaştım. Durağa geldiğimi görünce yeniden heyecanlandı. Kafasını ters tarafa çevirip beni görmemiş gibi yapmaya çalıştı ama her hâlinden belliydi kalp atışlarının hızlandığı. Kendisinden 15-20 yaş büyük, iri yarı, sakallı bir adamın gece durakta yanına gelip konuşmaya kalkması sürekli markette görmüyor olsa korkuturdu ama şimdi korkusu belli ki ne yapacağını bilememekten kaynaklanıyordu. Selam verdim, kendimi tanıttım. Önce konuşmak istemedi ama kendisiyle tanışmak istediğimi uygun bir zamanda beni aramasını söyledim ve kartvizitimi verdim. Daha fazla rahatsızlık vermeye gerek yoktu, iyi akşamlar dileyip uzaklaştım yanından.
Bir kaç gün markete uğramadım. Belki ben yanlış anlamışımdır ya da tanışacak cesareti yoktur diye. Sonuçta istemediği bir maceraya sürüklemek değildi amacım ama bu süre zarfında o göğüsleri, kalçaları ve masum yüzü aklıma her geldiğinde sikim kalkıyor, onunla bir an önce buluşma arzum tavan yapıyordu. Uzunca süredir hissetmediğim bir tutkuydu içimde yanan ateş.
Beş gün sonra bilmediğim bir numara arayıp bir kez çaldırıp kapatınca hemen o geldi aklıma. Geri aradım, telefonu meşgule attı. Numarayı kaydedip WhatsApp'tan "Selam" yazdım. Profil fotosu görünüyordu, soğuk bir kış, karanlık bir gece, ışıkları yanmayan terkedilmiş bir ev.
"Yanlışlıkla aradım, kusura bakmayın" yazdı. O kadar belliydi ki o olduğu...
"Kusurluk bir durum yok, kaç zamandır bu aramayı bekliyordum" yazdım. 'Başka biri çıkarsa bu sefer ben özür dileyip konuşmayı sonlandırırım' dedim içimden.
Kısa sessizlik sonrası "çekindim aramaya" yazınca sevincimi nasıl anlatayım size; lisedeyken Bursaspor Beşiktaş'ı yenmiş ya da sevdiğim şarkıcının yeni kasedi çıkmış gibi sevindim. Geçmişe ait saf bir sevinçti içimdeki. Biraz yazıştıktan sonra "buluşalım" dedim ama korktuğu için biraz ayak diredi önce. Sonra evinden uzak olsun diye Mudanya'da buluşmaya karar verdik.
Kübra ailesiyle yaşıyormuş. Üniversiteyi yeni bitirmiş. Uludağ Üniversitesinde Ziraat Mühendisliği mezunuymuş. KPSS'ye girmiş, atama bekliyormuş.
"Ben seni alayım istersen" dedim ama çok kızdı bu teklifime. Sanki göğüslerine elleyebilir miyim (evet, Bursa'da biz göğüslerini değil göğüslerine elleriz) ya da yatağa geçelim mi demişim gibi uç bir teklif geldi bu söylediğim ona.
Serin bir günde Güzelyalı'da bir çay bahçesinde buluştuk, mekanı Kübra seçti. Daha önce işyerinden arkadaşı Rüya'yla bir kez gelmişler buraya, oradan bildiği bir yermiş. "Evleri az ileride" dedi bir apartmanı gösterip. Kübra tam tahmin ettiğim gibi kapalı ailede büyüdüğü için çok çekingen, sosyal ortamlarda rahat olamayan bir kızdı ama bir yandan da anlayamadığım bir ışık vardı gözlerinde. Oturup konuşurken bir abisi ve ablası olduğunu, ablasının evli ve İstanbul'da yaşadığını abisinin onlarla oturduğunu, imam hatipten sonra abisinin ısrarları sonucu babasının üniversiteye gitmesine izin verdiğini yoksa okuyamayacağını anlattı kısaca. Yanımda böyle el değmemiş bir kızla deniz kenarında çay içerken ben de üniversite yıllarıma döndüm. O zamanlarda çok daha kalabalıktı sosyal ortamlarım ama yine de ilk gençliğin o saf, çekingen halleri şimdi Dante gibi yolun yarısına gelmiş bu adamı da maziye götürdü... "Ah! Kaldırımlar biliyor! Bi devir muhteşemdik" çaldı anıların fon müziği olarak.
Beni sordu. Eşimle aramızın iyi olmadığını, şimdilik iki oğlum ve eşimle beraber yaşadığımı ama kısa süre sonra boşanma planım olduğunu çok detaylara girmeden anlattım. Daha boşanma seviyesinde değildik ama niyetim böyleydi gerçekten de. Görmüş bizi daha önce markette alışveriş yaparken. Karım ne kadar havalıymış öyle. Ayrıca birbirimize çok yakışıyormuşuz, hayran kalmış ikimize de. Biliyordum, karımı görenler hep öyle düşünürdü.
Bir gün de çocuklarla marketin önünden geçmişim, herhalde yakınlardaki parkta 'kaliteli zaman geçirmek için baba ve oğulları etkinliği' yaptığımız zamanlardan birinde görmüştü. Yine de evli ve çocuklu olmam onu hiç ilgilendirmiyor gibiydi. Benimle buluşması, görüşmesi için bir engel yoktu ortada.
O gün masadaki elini tuttuğumda önce elini sertçe kucağına çekti. Birden heyecanlanmıştı. "Ben... Daha önce hiç bir erkekle buluşmadım." dedi yüzü kıpkırmızı olup. Kucağındaki elini tutup yeniden masanın üstüne koydum.
"Tahmin ediyorum daha önce kimseyle buluşmadığını. Şimdi benimle burada oturmanın sana ne kadar zor geldiğini de anlıyorum ama seni daha yakından tanımak istiyorum. Bana bir şans ver" dedim. Aramızdaki buzları biraz eritti bu sözüm. Bana bakıp ilk kez hafifçe gülümsedi, elini çekmedi. Bundan sonraki konuşmamız daha rahat bir ortamda geçmeye başladı. Düşündüğüm gibi saf bir kız değildi Kübra, gözlerinde gördüğüm ışığın sebebi her ne kadar daha erkeklerle bir şeyler yaşamamış olsa da içinde yanan o ateş, hayata karşı meydan okumak isteyen kişiliğiydi.
"Ailem çok baskıcı ama onların değerleri benim için bir anlam ifade etmiyor" dedi. Konuştukça açılıyor kendini daha rahat ortaya koyuyordu
"Sürekli beni çok dindar, dini kurallara uyan bir kız olarak yetiştirmek için uğraştılar ama ben daha lisedeyken içimde öyle bir inanç hissetmediğimi fark ettim. Arkadaşlarımla konuşurken konu ne zaman inanç konusuna gelse onların da sadece kurallara uyup altında yatan derin mana dünyasıyla ilişkisiz olduklarını fark ettim. Benim için önemliydi o dünya ama altını kazıdıkça kafama yatmayan çok fazla konu çıktı. Şimdi de başımı örtüyorum ama imkanım olsa açılmayı düşünürdüm" dedi. İnanç kaybı yaşıyormuş ülkenin, inananların durumunu gördükçe. O gün elini bırakmadım ve anlattıklarını yorum yapmadan dinledim. Anlattıkça rahatlıyor avucumdaki elini kımıldatıp benim elimi hissetmeye çalışıyordu. Bir ara elini dudaklarıma götürüp ufak bir öpücük kondurunca yüzü yine kıpkırmızı oldu. Yine elini çekmeye çalıştı ama bırakmadım "çok güzel ve akıllı bir kızsın" deyince hafifçe gülümsedi. Kalkınca üşümüş elini paltomun cebine sokup okşadım. Biri görür tedirginliği vardı ama diğer yandan çok istiyordu benimle görüşmeyi. Eli ısınmaya başladı cebimde.
Dönüşte arabamla evine yakın bir yerde bıraktım. İnmeden yine elini öptüm. Bu sefer kızarmadı, o da benim elimi tutup elimin üstünü öptü ve yanağına sürdü elimi. Sonra da hızla arabadan inip uzaklaştı. Çok tahrik olmuştum, kaçmasa hemen orada onu öpmeye başlayabilirdim.
Bir kaç gün sonraki buluşmamızda arabamla iş çıkışı otobüse bindiği duraktan aldım Kübra'yı. Arabaya oturunca yine elini öptüm. Çok vaktimiz yoktu, otobüsün varış saatinde abisi evlerine yakın duraktan alıyordu. Bir durak öncesine gidip sote bir yerde ilk kez dudaklarından öptüm Kübra'yı. Dudaklarım dudaklarına değdiğinde sarsılmaya başladı. İlk dikkatimi çektiği kasadaki haline büründü. Elimi gömleğinin üstünden göğüslerine atınca hemen elimi tutup engellemeye çalıştı ama izin vermedim. Elini aşağı itip okşadım o kocaman göğüslerini. O gece onbeş dakika boyunca arabada yiyiştik. İlk başta dudakları kapalı put gibi dururken yavaş yavaş açıldı, kendini tutkunun kollarına bırakıyordu. Haftasonu Mudanya'da buluşmak için anlaştık ve otobüs durağa gelince hemen hızla otobüse bindi bir sonraki durakta inmek üzere.
Ofisten arkadaşım Orhan'ın denize sıfır yazlığı vardı Mudanya - Güzelyalı şeridinde. Havalar ısınmadığı için gitmiyorlardı, bana anahtarını verdi. Kendisi de arada kaçak et kesmek için kullanıyordu ama şimdilerde pek o taraklarda bezi yoktu. Ev tam sahil boyunda, denize bakan eski bir apartman dairesiydi. Çay bahçesinde bir çay içip onunla yalnız kalacağımız bir yere gitmek istediğimi söyledim. Önce panik yaptı ama sonra "istemediğin bir şey yapmam sana" deyip razı ettim; zaten dışarıda otururken birisi görür endişesi her halinden belli oluyordu.
Eve girerken tedirgindi, koridordan içeri doğru kafasını uzatıp içeriyi kolaçan etti. Dördüncü kattaki evin salonundaki perdeler açıktı, kocaman pencere doğrudan denize ve körfezin öbür tarafındaki Kumla'ya, Narlı'ya, İğdealtı'na bakıyordu. Mantosunu çıkarıp askıya astı. Ben çekyatın ortasına oturup kollarımı çekyatın arkasına uzattım. İlk kez yalnızdık bebeğimle. Önce etrafa bakındı ürkek bir ceylan gibi. "Çay var, demleyeyim mi?" dedi. "Boşver" dedim. Erkeğiyle bir evde yalnız kalınca ne yapacağını bilememiş, aklına hemen ona hizmet etmek gelmişti. Gelip karşıdaki tekli koltuğa oturdu. Yüzüne bakıyordum, gözlerini kaçırıyordu. Karşısında bacaklarını açmış kollarını iki yana uzatıp kaykılmış bir adam yokmuş gibi sağa sola bakınıyordu. 'Biraz bekleyeyim ürkütmeden' dedim içimden. Az sonra yüzüme bakabildi. "Gelsene yanıma" dedim. Yine ne yapacağını bilemedi. Sonunda geldi yanıma, dizleri bitişik eğreti bir şekilde oturdu kanepeye. Sonraki haftalarda o kanepenin aşk yatağımız olacağından habersiz ne yapacağını bilmez şekilde oturuyordu. Elimi türbanının üstünde dolaştırmaya başlayınca gözlerini kapattı, dudaklarını ısırmaya başladı. Sikim yavaştan kalkmaya başlıyordu. "Yaklaş bana!" dedim. Artık kumandayı ele alma vaktim gelmişti. Biraz kaydı bana doğru. Kendime çekip göğsüme yatırdım ve kollarımın arasına aldım. O da elini belime uzattı. Başını kaldırıp dudaklarını öpmeye başladım. O da karşılık veriyordu artık bu öpüşlerime. Sonra kendini geri çekti, burnunu ovalamaya başlayıp "sakalların batıyor" dedi çocuksu bir ifadeyle. Güldük ikimiz de. "Canım benim deyip kucağıma doğru aldım. Artık kalçaları sol bacağımın üstünde kucağımdaydı.
Yavaş yavaş gömleğinin düğmelerini çözmeye çalıştım. Yine elimi tuttu engellemek için. Bu sefer elini alıp bacak arama götürdüm. Elini çekmeye çalıştı ama sikimin üstünde tuttum elini. Sikim nasıl sertleşmişse aynı sertlikle bakıyordum yüzüne. Mudanya'da denize karşı bir kanepede kucağıma oturmuş sikimi avuçlarken direnci kırıldı, yelkenleri indirdi. Eliyle pantolonun üstünden sikimle oynamaya başladı. Gömleğinin düğmelerini çözdüm, gömleğini çıkardım. İçinde pazardan alındığı belli bir siyah sütyen vardı. Tek elimle açtım sütyenin kopçasını, sütyen aşağıya düşünce o kocaman memeleri artık karşımdaydı. Daha önce kimsenin ellemediği göğüslerini yumuşak şekilde okşamaya başladım. Kuş kafesteydi artık ama yine de ürkütmemek gerekiyordu. O da sikimi avuçluyor elini ileri geri oynatıyordu. Göğsünün tekine yumuşak bir öpücük kondurdum ve yalamaya başladım. O sırada kafasını arkasına atıp inlemeye başladı. Elimle o kocaman göğsünü avuçlayıp daha bir şehvetle ağzıma aldım. Az sonra dayanamadı zangır zangır titreyerek ilk orgazmını yaşadı. Kendinden geçmiş nefes nefese kalmıştı. Bir erkekle ilk yakınlaşmasıydı bu. Başını boynuma dayayıp soluklandı biraz. Kendine gelince benim gömleğimin üstten iki düğmesini açıp elini kıllı göğsüme soktu. O da göğsümü öpüyor yüzünü göğsüme gömüp kokumu içine çekiyordu. Önce gömleğimi çıkardım. Atletimin arasından çıkan göğüs kıllarımda yattı biraz. Yaşadığı orgazma teşekkür etmek ister gibi seri şekilde göğsümü öpmeye okşamaya başladı. Kolumu okşuyor ellerini kıllarım üstünde gezdirip erkeğini tanımaya çalışıyordu. Artık o başını açma vakti gelmişti. Türbanını çözdüm ve kahverengi saçlarını ilk kez gördüm. Göğüslerini saçlarından önce görmüştüm.
Kalp atışları biraz sakinleşip ellerimi bacaklarında, sonra da bacak arasında gezdirmeye başlayınca şiddetle kapattı bacaklarını. "Lütfen!" dedi, "daha hazır değilim". "Tabii canım, sen istemiyorsan daha ileri gitmemiz gerekmez. Sen ne zaman hazır hissedersen o zaman" deyince rahatladı. Göğsüme öpücük kondurup başını göğsüme yasladı ama ardından aklına geldi elini yine sikimin üstüne koydu.
"Benim ufaklığı da serbest bırakalım mı artık?" dedim. Kucağıma oturduğundan beri pantolon üstünden hissettiği yarrağımı daha yakından tanıma vakti gelmişti. Kucağımdan kaldırdım. "Otur" dedim yere. Önümde, bacaklarımın arasında yere oturdu. Kemerimi çözüp pantolonumu sıyırdım ayağımdan, çıkarmama yardım etti. Sikim beyaz donumun içinde çadır kurmuştu. "Donumu çıkar" dedim. Çekine çekine iki elini donumun kenarlarındaki lastikten geçirip donumu aşağı sıyırdı ama sikime takıldı donum. Eliyle donu kurtarırken ilk kez çıplak sikime dokundu ve sikim ortaya çıktı. Meraklı gözlerini dikti sikime. Henüz dokunmaya cesaret edemiyordu. "İlk kez görüyorsun de mi?" dedim, başını aşağı yukarı salladı. "Tut hadi onu" dedim. Sikimi avuçladı. Sonra heyecan yapıp apış arama sarıldı. Sikim saçlarına değiyordu; kasığımı, kıllı bacaklarımı öptü. Derin derin nefes alıp kokumu içine çekti. "Oynasana sikimle" dedim. Nasıl yapacağını gösterdim. Küçük elleriyle sikimi sardı ve aşağı yukarı oynamaya başladı.
Çok keyifliydi bakire bir kızın eline sikimi vermek. Onun o saf hayalleri beni de tahrik ediyordu. "Ucunu öpsene" dedim. Endişelendi önce. "Bilmiyorum nasıl yapacağımı" dedi. "Merak etme hepsini yavaş yavaş öğreteceğim sana." dedim. Önce sikimin başına öpücük kondurdu. Sonra dondurma gibi yalattım. Benim keyif aldığımı gördükçe daha bir hevesle yalıyordu. "Şimdi ucunu ağzına al ama dişlerini değdirme dudaklarınla sar sikimi" dedim. Çabuk öğreniyordu. Bir iki kez dişleri değdi ama hemen ağzını siktirmeyi öğrendi. Sikim günlerdir beklediğim bu buluşmanın ve şu bakire ağzı ilk kez sikmenin hazzıyla çok sertleşmiş, taşaklarım aşırı şişmişti. Elimi saçlarına koyup yavaş yavaş bastırıp hoş bir ritimle ağzını sikmeye başladım. Karşımda başka bir kadın olsaydı köküne kadar sokup sertçe siker ve gırtlağına boşalırdım ama ürkek bir kuş vardı şimdi karşımda. Biraz daha sikip "geliyorum" deyip çıkardım sikimi ve boşalmaya başladım. Çok zevk almıştım Kübra'nın bu ilk ağzına almasından. Dölümün birazı boynuna bir parçası da pantolonuna geldi. Huzurla dinlenme sırası bendeydi. Gözlerimi kapatmadan önce yüzüne baktım, başarmış olmanın gururu okunuyordu gözlerinde.
Kalkıp yanıma oturdu ve koca memelerini bedenime bastırıp başını göğsüme koyup sarıldı bana. Başını öpüp "çok iyiydi aşkım" dedim. Daha da sert sarıldı bana.
Kendime gelince kanepeyi açtım, kanepeye uzandık, ben tamamen o yarı çıplak bir halde. Çekingenliği gitmiş o ara ara gözlerinde gördüğüm ışık sanki kalıcı olarak oraya yerleşmişti. "İlk kez bir erkekle böyle bir şey yaşadım ve çok zevk aldım" dedi. "Daha ne zevkler yaşayacağız seninle bebeğim" dedim. "Biliyor musun bir erkeğin yanında da ilk kez başımı açıyorum" dedi. "Sanki karşıdaki denizin kokusu saçlarıma nüfuz ediyor gibi. Evet, biraz korkuyorum ama öbür yandan çok da keyif alıyorum." İzlediği film ve dizilerde kadınlarla erkeklerin yakınlaşmalarını gördükçe hep aynı şeyleri o da yaşadığını hayal edermiş.
"Seni markette alışveriş yaparken gördüğümde o filmlerdeki sahneler gelirdi aklıma. Benimle ilk konuştuğunda bacak aramda bir ıslaklık hissettim ve aşırı utandım. Sanki herkes benim ıslandığımı anlamış gibi kızardım" dedi. Ben çok az cevap verdikçe Kübra iyice kendini açıyordu. Yarım saat boyunca kendisini, hayata bakışını, sevişirken ne hissettiğini anlattı. "Artık gitmemiz lazım" dedi. Aslında bir sefer boşalmak bana yetmemişti ama Kübra'yı korkutmamam gerektiğini anlamıştım. O banyoya gidip üstünü başını düzeltirken ben de giyinmeye başladım. Az sonra elinde tuvalet kağıdıyla gelip yerdeki dölleri temizledi. "Bir dahakine yanımda çarşaf getireyim, elalemin evinde ortalığı batırmayalım" dedi. Güçlü, istediğinden emin bir kadın çıkıyordu Kübra'nın içinden. "Tamam aşkım dedim kapattığım kanepede kucağıma oturtup. "Uzun uzun öpüştük. Boynunu, yanaklarını, dudaklarını öptükçe beyaz sabun ve gençlik kokusu doluyordu içime. Onu evine yakın bir yere bıraktıktan sonra kendi sıkıntılı evime dönmek beni çok üzmüştü.