Çocukken Ankara’da Gençlik parkına giderdik, oradaki insanı eğri büğrü gösteren aynalara bayılırdım, merak ederdim aynaların arkasında ne var diye. Sonra Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler masalı geldi, masaldaki kraliçenin “Ayna ayna söyle bana benden daha güzeli var mı dünyada?” sorusu aklımı kurcaladı. Neden bir insan en güzel olmak ister diye düşündüm, nitekim Pamuk Prenses büyüyüp güzelleştiğinde ayna artık kraliçenin istediği cevabı vermemeye başladı.
Yaş aldıkça da başka işler devreye girdi bu süper optik nasıl çalışıyor diye düşünmeye başladım.
Şimdilerde ise aynaların felsefesi merakımı uyandırıyor.
Hiç aynada yüzünüze baktığınız oldu mu? Ne görüyorsunuz orada, kırışıklardan bahsetmiyorum, gözünüzün içine içine bakıyor musunuz? Ne görüyorsunuz orada? Bir mucize! Bir kere görebilmek mucizenin ta kendisi. Daha derinlerde ise neler var, neler. Ayna bir yansıma aracı, içinizdeki insanı görebiliyor musunuz? Mutlaka endişeler, kaygılar, sıkıntılar var, ama iyilik ve güzellikleri de görüyor insan, ve teşekkür ediyor yaradana. Yani ayna, kendine bakmanın, bazen acıtıcı da olsa kendini yalansız olarak görmenin bir aracısı.
Geçenlerde Yoko Ono’nun sergisine gittik, hani Beatles’ın sonunu getiren kadın diye bilinen Yoko’nun. Çok güzel mesajlar vardı, bir de prizma efekti yaratmak üzere yerleştirilmiş aynalar, belli bir açıdan baktığınızda onlarca görüntü oluşuyordu, ben bunu içimizdeki katmanlara benzettim. Tüm görüntü yansımaları aynı olsa herbiri farklı bir duygu, farklı bir düşünceyi gösteriyor algısı oluştu.
Ayna felsefesi, dış dünyada karşılaştığımız olayların ve insanların aslında bizim içsel inançlarımızın, korkularımızın veya arzularımızın birer yansıması olduğunu savunan bir düşünce sistemi. Bu metafor, evrenin ve başkalarının bize kendimizi tanıma fırsatı sunan bir ayna gibi davrandığını vurgular. Başkalarında bizi rahatsız eden özellikler, aslında kendi gölgemizi (kabul etmek istemediğimiz taraflarımızı) görebileceğimiz bir ayna işlevi görür.
Ayna; hakikat, benlik ve dışa yansımayı temsil eder. Felsefe ve tasavvufta içsel derinliğin, psikolojide empati ve bilinçaltının, edebiyatta ise gerçeğin ve ilahi olanın simgesi kabul edilir. Yani ayna çok derinliği olan bir metafor.
Yazımı Mevlana’nın Şems’e armağanına eşlik eden sözleriyle bitirmek istiyorum;
“Bilemezsin sana verecek bir armağanı ne çok aradığımı.
Hiçbir şey içime sinmedi.
Altın madenine altın sunmanın ne anlamı var,
ya da okyanusa su..?
Düşündüğüm her şey, Doğu’ya baharat götürmek gibiydi.
Kalbimi ve ruhumu vermemin bir yararı yok,
çünkü Sen zaten bunlara sahipsin.
O yüzden sana bir ayna getirdim.
Kendine bak ve beni hatırla..!”
Sevgiyle kalın, baktığınız aynalar hep güzellik ve iyiliği yansıtsın….
















