Sudan sebeplerle yok olan ihtimaller... o ihtimal bu kadar güçsüzse, en ufak rüzgarda dahi uçup gidecekse hiç olmamış demektir.
let's talk about Bridgerton tea, my ask is open

Origami Around
One Nice Bug Per Day

if i look back, i am lost
sheepfilms
🩵 avery cochrane 🩵

oozey mess
Interview Vampire Daily
EXPECTATIONS

izzy's playlists!
d e v o n

pixel skylines
tumblr dot com
KIROKAZE
NASA

blake kathryn
Game of Thrones Daily
PUT YOUR BEARD IN MY MOUTH
todays bird


seen from Philippines
seen from Iraq

seen from United States
seen from United States
seen from France

seen from Australia

seen from United States
seen from United States

seen from Malaysia
seen from Mexico

seen from France
seen from Malaysia
seen from Malaysia

seen from United States
seen from Argentina
seen from Congo - Brazzaville
seen from United States
seen from Bangladesh

seen from United States
seen from United States
@mabelinyazdiklari
Sudan sebeplerle yok olan ihtimaller... o ihtimal bu kadar güçsüzse, en ufak rüzgarda dahi uçup gidecekse hiç olmamış demektir.

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Bu fakülte dayanılmaz bir hal almaya başladı
Aşksız geçen bir gün daha dedi Mabel, sevdalanacak bir şeyi kalmayınca suspus olur kalbimdeki deniz. Bir sessizlik denizinde boğulur düşüncelerim...
Sevmek güzel... Gözlerine sığınmak hayallerde ve beraber susmak saatlerce...

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
Uzun zamandır heyecanlanamıyordu Mabel.. Kalbi sanki bırakmıştı atmayı. Hayat ona ayrılıkları öğretti, sevdayı öğretti, gözyaşlarını ve tebessümü. Hayat hiçbir şey bilmediğini fısıldadı kulağına. Ellerini tutmayı ve bırakmamayı öğretti. Ve sonra (bundan sonra ona şair diye hitap edeceğim) şiiriyle tanıştı şairin sözlerinde: "Tek başına bir şey olamayan herkes içinde hiçbir şey olur." Ve sonra devam etti şair:" Siyah gökyüzünde beyaz umut vardır..."
Gözlerini açtı ve uyandı Mabel. Cümleleri şaire yetişsin diye.. Her şey ve Bir şey olmak için uyandı.
Satıraralarında kaybolur insan.. kimi zaman korkuyla kimi zaman aşkla
Bir deniz yıldızı gibi sürüklendim kıyılarına. Küçük bir kız çocuğunun saçlarına tutundum defalarca. Uzaklaşmak istedim belki sularından. Belki güneş kadar sıcak kumlarina her değdiğinde yüreğim yandığından biraz olsun sarmak istedim yaralarımı. Yeni bir dünya bulmak istedim kendime. Bir duvar ördüm sonra. Dediğin gibi dışında bıraktım seni. İzin vermeyeceğim artık incitmene. Artık bu yıldız parlayacak gökyüzünde. Denizine nasıl düştüm bilinmez. Kollarımı nasıl sardım sana bilinmez. Nasıl oldu da canım yansa dahi yüzdüm sularında? Artık evime sen kadar kara gecenin kollarına dönüyorum. Artık kollarından uzaklaşıyorum. Artık sensizliğe fakat dikensiz yola dönüyorum. 6 dk 45 saniyede değil 2 dakikada, kayboluyorum. Bana ayıramadığın o iki dakika.. Artık ben de bir katilim, artik bendeki sen pembe bir mezarlık.
Ayrılık lafları etme sevgilim önümüz temmuz önümüz ağustos nasıl olsa...🌻
🌼🌞📸

Anya is live and ready to show you everything. Watch her strip, dance, and perform exclusive shows just for you. Interact in real-time and make your fantasies come true.
Free to watch • No registration required • HD streaming
“Birbirine benzeyen ruhlar önceden düşündüğüm gibi nadir bulunmuyor. Dünya üzerinde sayıca fazla olduklarını öğrenmek paha biçilemez.”
GÖZLERİN FİKRİ
Titrek mum ışığı aralık olan kapıdan koridora sızıyordu. İçeriden gelen fısıltılar ara ara daktilo sesi ile kesiliyor bir süre sonra tekrar başlıyordu. Daktilonun başında bir kadın, saçlarını sıkı bir topuz yapmış olduğundan ince, kıvrımlı boynu açıkta kalmıştı. Bir yandan fısıltıları dinliyor, bir yandan da iki adamın piposundan yayılan dumandan kurtulmaya çalışıyordu. Nihayet iki adam ortak bir karara vardığında kadının parmakları daktilo üzerinde dans etmeye başladı. Bir an duraksadı ve iki adama döndü. Böylece kararlı bakışları biri fazlaca uzun diğeri ise fazlaca kısa iki adama sabitlendi. Bu iki adam soru dolu bakışlarını ona yöneltince genç kadın sakin ancak tok bir ses ile “Yanılıyorsunuz! Katiyen böyle önemli bir mevzu üzerine yazılacak bir kitaba böylesine yavan, ilgisiz ve baştan savma bir ad vermenize izin veremem. En iyisi mi siz ortak bir karar vermeye çalışmak yerine kendinizce en uygun olanı bulmaya çalışın, kararı bir başkası versin.” diyerek yerinden kalktı. İnce belinden bileğine kadar dökülen krem eteğine basmamak için büyük bir çaba ve dikkat sarf ederek kapıya yöneldi. Uzun adam şaşkınlığını atarak hızlı adımlarla kapıya yöneldi. Kendilerine bir gece mühlet isteyerek fikrini böylesine eleştirebilen ve kendi düşüncesini böylesine ifade edebilen bu cesur kadına teşekkür etti. Kapıyı kapatıp gözleri arkadaşı ile buluşunca irkildi. Onun kendisi gibi genç kadına saygı ve hayranlık duymanın aksine kadının bu şekilde hatsizce kendilerini eleştirerek izin dahi istemeden gitmesi karşısında şok olmuş, bu duruma nasıl tepki vereceğini, nasıl ona haddini bildireceğini sorgulayacak kadar öfke ile dolduğunu fark edememiş, tahminde dahi bulunamamıştı. Bir yazarın, hele ki beraber önemli bir mevzu üzerine kitap yazacağı bir yazarın, böylesine asil bir davranışı bu şekilde görüp düşünebileceği gerçeğini aklı almıyor, gözlerinde gördüğü bakıştan olabildiğince korkuyordu. Çünkü fikrin yansıması, hayır hayır, kendisi gözlerdeydi ve o gözler bugün kin ve nefret ile eziliyordu.
GRİ VE SİYAH
Cızırdayan radyonun karşısında oturan bir adam... Gözlerini bir noktaya sabitlemiş, hiçbir yaşam belirtisi göstermiyor. Hafifçe inip kalkan göğsü de olmasa heykelden farksız. Radyodan yayılan ses de öyle. Monoton, tekdüze ve duygusuz. Sokak sessiz. Dükkanlar kapalı. Kuşlar cıvıldamıyor. Rüzgâr esmiyor. Her yer gri. Grinin yanında siyah. Grinin yanında silah. Grinin yanında ölüm. Gri sadece kural, yasak. Nerede bir yaşam başlasa çığlıklar takipte. Nerede bir hareket olsa, bir siluet; ölüm takipte... Eskiden sokak satıcılarının, eskicilerin, esnafın sesinin yankılandığı, çocukların annelerinin eteklerini çekiştirdiği bu meydan sessiz ama yalnız değil. Bu sefer darağacında sallanan ölülerin bedenleri eşlik ediyor ona. Askerler, silahlar eşlik ediyor. Kalpleri darağacı kadar kara, vicdanları sokaklar kadar sessiz. Acımak mı? Hayır, hayır! Bu kelime onlara gülmek kadar uzak. Asık suratları, çatık kaşları ve kırışık alınları... Dudaklarının kenarı ancak kibirle kıvrılabilir. Kahkahaları ancak acıyla can bulabilir. Bu sessizlik ne kadar sürecek? Adam ayağa kalktı. Sakin hareketler ile radyonun hemen yanında duran kaset çaları eline aldı. Çekmecedeki kasetlerden birini seçti ve kaset çalara taktı. Kapıya yöneldi. Gözleri kararlı, zihni açıktı. Kapıyı açtı. Keskin havanın yüzüne çarpmasıyla bir an nefesi kesildi. Daha sonra merdivenleri inerek yalın ayak sokağa çıktı. Kaseti başlatıp sesi sonuna kadar açtı. Bir elinde radyo sokakta hızlı adımlar ile yürümeye başladı. Adımları hızlandı, hızlandı... Nihayetinde arkasından bağıran askerlerin sesini duyduğunda koşmaya başladı. Her adımda aralanmış perdedeki yorgun gözler onu takip ediyordu. Bazı kapılar açılıyor, yaşlısı genci demeden insanlar adamın peşinden koşmaya başlıyordu. Bu insanların hepsinin ağzında aynı şarkı, arkada ise susmak bilmeyen silah sesleri... Üç, beş, yedi derken onlarca insan adam ile koşmaya başladı. Nihayet meydana vardıklarında çevrelerinde askerler, ağızlarında şarkı, gözlerinde yaş vardı. Kuşlar cıvıldamaya, yapraklar kımıldamaya başlamıştı. Silahlar sustu. Halk konuştu. Askerlerden birinin silahından bir mermi çıktı. Bu mermi sessizliği bozana idi. Bu mermi özgürlüğe idi. Adam öldü ama kaset çalardan yayılan ses susmadı. Adam öldü ama şarkı devam etti. Cansız bedeninin yanında herkes sustu, o konuştu. “Free as a bird. It’s the next best thing to be. Free as a bird...”.
HATIRAT
Ayağa kalktı. Aralık olan pencereye yöneldi. İçeri giren güneş ışığı gözlerini kamaştırdı. Camı kapatmaya yeltenmişken sokaktan geçen eskiciyi fark etti. Koşuşturan çocukların cıvıl cıvıl seslerini nefes alırcasına içine çekti. Camı kapatmak yerine sadece perdeyi çekerek tekrar dağınık ama bir o kadar da düzenli kahverengi küçük masasına döndü. Karanlık odada masasının başında öylece oturdu. Sesleri dinledi, hatırlamaya çalıştı. Masasındaki kitapları, ne olduğunu bilmediği birçok resmi hatırlamaya çalıştı. Gramofondan yayılan hüzünlü müziği ve bir karadelik gibi içine çektiği anıları geri almak istedi, alamadı. Masaya ait tek gözlü çekmece kilitliydi. Anahtarı nereye koymuştu? Çekmecede ne vardı? Düşünceleri hızla akıp gidiyordu ve o, düşüncelerini yakalayamıyordu. Çayından aldığı büyük bir yudum ile dili yandı. İrkildi. Bir görüntü canlandı zihninde. Yine önünde çayı, masasında kağıtlar... Kalemi duramıyor, dans ediyor sarı kağıt üzerinde. Bir mektup bu yazdığı. Peki kime? Kime bu mektup? Şimdi nerede? Mutlaka diyor, mutlaka öğrenmeliyim. Fikirlerim, duygularım, gözlerim, anılarım... Hepsi o kağıtta olmalı. O kağıt olmadan ben körüm. Ölüyüm. Dilsizim. Fikirsizim. Evet, evet... Fikirler! Tabi ya fikir adamıyım ben. Masamdaki kağıtlar fikirlerim, fotoğraflar duygularım... Peki ya bu müzik? Hayır. Bu bizim müziğimiz. Mektubumun ve gözlerimin sahibinin. Ben onu unuttum, müzik beni. Ben ondan kaçtım, anılarım benden. Bak şimdi de kalemim kaçıyor. Fikirlerim kaçıyor benden. Ne yazıyorum ben? Bilmiyorum. Sadece yazıyorum. Belki de bir tek kalem ve kağıt anlıyor beni. Belki ben seni yazıyorum. Sadece seni...